top of page
Ara


Dokuzuncu sayıdan merhaba, Bu hafta ne yazık ki benim için zor geçti. Çok sevdiğim dayımı kaybettim. Ne zaman içimi acıtan bir haber alsam, Nazım Hikmet'in dizelerini hatırlarım: "Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız, Yani, artık o beyaz masadan hiç kalkmamak ihtimali de var. Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini Biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına, Hava yağmurlu mu diye bakacağız pencereden, Yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz En son ajans haberlerini." Bu dönemde arayıp soran, üzüntülerini ileten herkese teşekkür ederim. Sevgiler, huzurlu haftalar, Huzursuz Beyin Emre ÖZARSLAN


Bu sayıda neler bulacaksınız?

  1. Haftanın psikoloji testi: "Benlik saygınız hangi düzeyde?

  2. Normal İnsanlar: "Hayatınızı değiştiren kitap hangisiydi?

  3. Fırından yeni çıkmış psikoloji makaleleri

  4. Haftanın animasyonu: "The Fantastic Flying Books of Mr. Morris Lessmore"

  5. Haftanın kitabı: "Anılar, Düşler, Düşünceler"

  6. Haftanın videosu: "Bir özsavunma olarak okumak

  7. Beğendiğim içerikler




HAFTANIN PSİKOLOJİ TESTİ "Psikoloji testi: Benlik saygınız hangi düzeyde?


Bu 10 soruluk benliğiniz hakkında ne hissettiğinizi ortaya koyuyor. Benlik saygısı, kişinin kendisini nasıl değerlendirdiğinin bir göstergesidir. Benlik saygısı yüksek bireylerin beklenti ve tutumları onları daha çok bağımsızlığa ve yaratıcılığa yönlendirirken, benlik saygısı düşük bireylerin kendilerine güveni azdır, kolay umutsuzluğa ve endişeye kapılır ve kendilerini ifade etmek istemezler.




NORMAL İNSANLAR: "Hayatınızı değiştiren kitap hangisiydi?



Instagram hesabımda bu hafta takipçilerime hayatlarını değiştiren kitapları sordum. Aldığım yanıtlardan bazılarını paylaşıyorum: ... Hayatımı değiştiren kitaplardan ilki Hermann Hesse'nin Bozkırkurdu. Altı sene öncesinde babaannemin ölümüyle tetiklenen depresyon ve sorgulamalarımı dolu dizgin yaşadığım bu yeterince uzun sürenin sonunda, hayatta en sevdiğim insan olan anneannem kansere yakalanmıştı ve sabahlara kadar uyumayıp ölümü düşünüyordum. Anneannemin hep yanındaydım ve fiziksel acılarını paylaşamadığım dünyaya isyan halindeydim. Çok çaresiz hissediyordum. Hiçbir şeye dikkatimi veremediğim o zamanlarda bu kitabı, çok susayıp su içer gibi okumuştum. İhtiyacım olan o zeki ve haklı karamsarlık bu kitaptaymış sanırım. Hayatla ilgili her tespiti, ki çokça vardır, dev bir pankart yaptırıp sokaklarda koşmak istiyordum. Kitabın çoğunun altını çizmiştim. O dönemden sonra kitabı tekrar elime aldığım hiçbir zaman o hislerle okuyamadım maalesef. Ya da iyi ki mi demeliyim, bilemedim. Yine de o zamandan beri en sevdiğim yazar sorusunun cevabı Hermann Hesse, en sevdiğim kitap ise Bozkırkurdu'dur. Yazının tamamına bu bağlantıdan okuyabilirsiniz.



FIRINDAN YENİ ÇIKMIŞ PSİKOLOJİ MAKALELERİ



1. COVID-19 stresi ve uzaktan dersler gençlerin ruh sağlığını kötüleştirdi. Chicago Devlet Okulları’nda 32.000'den fazla ebeveynle yapılan ankette ebeveynler pandemiyle bağlantılı okulların kapanması ve uzaktan öğrenmeye geçişin ardından çocukların ve ergenlerin yaklaşık dörtte birinin stresli, endişeli, kızgın veya tedirgin olarak tanımladı. Gençlerin ve çocukların yalnızca üçte birinin olumlu sosyal ve akran ilişkilerine sahip olduğu anlaşıldı. Makalenin bulunduğu dergi: JAMA Network Open, Nisan, 2021 Makaleye git: 2. Anneleri kurtaralım ki, çocuklar kurtulsun. Yapılan araştırmalara göre çocukken kötü muameleye maruz kalmış bir ebeveyne sahip olmak, çocuğa yönelik kötü muamele için en önemli tek risk faktörü olarak tanımlanıyor. Bu da nesiller boyu süren bir şiddet sarmalına sebep oluyor. Araştırmacılara göre her ne kadar hem çocukların, hem de ebeveynlerin travmalarını iyileştirmek etik bir zorunluluk sayılsa da, ebeveynlere yönelik tedavilerin toplumsal olarak da büyük getirisi bulunuyor. Makalenin bulunduğu dergi: The Lancet Public Health, Nisan, 2021 Makaleye git: 3. Ünlülerin hastalığa yakalanmasından memnuniyet duyan kişiler, benzer hastalıklar konusunda daha az önlem alıyorlar. İlginç bir çalışma. Araştırmacılar ünlü bir radyo sunucusunun (kanser) ve bir politikacının (COVID) hastalık haberini duyan ve buna sevinen kişilerin, hissettikleri bu schadenfreude – başkalarının şanssızlıklarından memnuniyet duyma- hissi nedeniyle benzer hastalıklar konusunda daha az önlem algılladıklarını bulguladı. Hani sanki, sıralarını savmışlar gibi. Makalenin bulunduğu dergi: Journalism & Mass Communication Quarterly, Nisan, 2021 Makaleye git: 4. İyi hissettiren filmlerin iyi hissettirmesinin nedeni ne? Aşk Her Yerde, Amelie, Özel Bir Kadın... Bu tür filmlerde mizah unsuru ve klasik mutlu sona ek olarak tekrar eden olay örgüsü kalıpları ve karakterleriyle de tanımlanabiliyor: gerçek aşkı arayan, kendilerini kanıtlamak ve olumsuz koşullara karşı savaşmak zorunda olan ve sonunda toplumdaki rolünü bulan karakterleri içeriyor. Ancak araştırmaya göre iyi hissettiren filmler yalnızca romantizm ve mizahla değil, aynı zamanda izleyiciler üzerinde genellikle güçlü bir duygusal etkiye sahip olan (hafif sayılabilecek) dram anlarıyla da farklılık taşıyor. Makalenin bulunduğu dergi: Projections, Nisan, 2021 Makaleye git: 5. Yoksul topluluklar zehirli ve kirli atıklardan daha çok etkileniyorlar. Yapılan araştırmaya göre firmalar yüksek gelirli bölgelerde zehirli salınımlarını azaltıyor ve atık yönetimi harcamalarını artırıyor (çünkü buralarda daha çok dirençle karşılaşıyorlar.) Bu da düşük gelirli insanların yaşadığı bölgelerin orantısız bir şekilde daha çok toksik salınımlara maruz kalmasına neden oluyor. Makalenin bulunduğu dergi: European Economic Review, Nisan, 2021 Makaleye git:


HAFTANIN ANİMASYONU: "The Fantastic Flying Books of Mr. Morris Lessmore"


Alberto Manguel, bir sabah kitaplığına baktığında kitaplarının onun varlığından hiç haberi olmadığını düşünür ve şöyle der: "Ben onları açıp da sayfalarını çevirdiğimde yaşama dönüyorlar, ama yine de kendilerinin okuru olduğumu bilmiyorlar." 2011 yılında en iyi kısa animasyon dalında oskar kazanan bu eserde sanki biraz bu cümleyi çağrıştırıyor.


HAFTANIN KİTABI: "Carl Gustav Jung - Anılar, Düşler, Düşünceler"



Carl Gustav Jung'un otobiyografisini psikolojiyle ilgilenen herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Sadece Freud - Jung sürtüşmesinin bir tarafını temsil ettiği için değil, bilimsellikten gerçekten uzaklaşıp uzaklaşmadığı, (bence kesinlikle evet), sembollere duyduğu delicesine ilginin sebeplerini de görebiliyor, bu spiritüel yönelişlerinin kaynaklarını çocukluğunda ve ilk gençlik yıllarında -özellikle annesiyle olan ilişkisinde bulabiliyoruz. Kitaptan seçtiğim bazı alıntılar:

  • "...Annemin yokluğunu çok zor kaldırabildim. O günden sonra da, “sevgi” sözcüğünü hep kuşkuyla karşıladım. Uzun bir süre “kadın” sözcüğü de bana, doğal saydığım “güvenilmez”i çağrıştırdı. Buna karşın “baba” sözcüğü de “güvenilir”i ve güçsüzlüğü. Böyle bir olumsuzluktan yola çıktım. Daha sonraları, bu ilk izlenimler tersine döndü. Erkek arkadaşlarıma güvendim ve hayal kırıklığına uğradım. Kadınlara güvenmedim ama hayal kırıklığına da uğramadım."


  • "Başarısız olma korkusu ve çevremdeki dünyanın karşısındaki küçüklüğüm bende hem nefret hem de suskun bir umutsuzluk yarattı."

  • "Kendime şaşıyorum, kendimi düş kırıklığına uğrattım, kendimden memnunum. Dertliyim, yitiğim ve coşkuluyum. Bunların tümüyüm. Bunların toplamının ne olduğunu da bilmiyorum. Mutlak bir değeri yada değersizliği saptama yeteceğim yok. Kendimle ve yaşamımla ilgili yargımda. Tümüyle emin olduğum hiçbir şey yok. Tümüyle inandığım bir şey de gerçekten yok. Tek bildiğim doğduğum ve varolduğum. Bana sürüklendim gibime geliyor. Bilmediğim bir şeyin temelinin üzerinde varlığımı sürdürüyorum ama tüm bu belirsizliklere karşın , tüm varoluşun sağlam bir temele dayandığını onun bende de sürdüğünü hissedebiliyorum"


  • "Yalnızlık, insanın çevresinde insan olmaması demek değildir... İnsan bazen kendisinin önemsediği şeyleri başkalarına ulaştıramadığı ya da başkalarının olanaksız bulduğu bazı görüşlere sahip olduğu zaman da kendisini yalnız hisseder."

  • "Sırf kıskançlığımız yüzünden yerlinin saflığına gülüyoruz ve kendimizi çok zeki sanıyoruz. Zaten böyle yapmasak, ne denli ruh zenginliğinden uzak olduğumuzu anlar ve bunu kaldıramayız.

  • Başkalarında bizi rahatsız eden şeyler, kendimizi tanımamıza yardımcı olabilirler.

  • Yaşamın sorunsallarına yanlış yanıtlar bulmuş ve onlarla yetinmiş ve bu nedenle nevrotik olmuş çok insan tanıdım. Mevki, para, evlilik ya da ün peşinde koşarlar; bulunca da mutsuzlukları sürer. Çoğu insan çok kısıtlı ruhsal sınırlar içinde kalır. Yaşamlarında ne yeterince içerik ne de yeterince anlam vardır. Kişiliklerinin gelişmesine yardımcı olunursa nevrozları çoğu zaman yok olur. Bu nedenle, kişilik gelişmesi benim için çok önemlidir.

HAFTANIN VİDEOSU: "Bir özsavunma olarak okumak"



Detachment filminde Adrien Brody'nin beynimize zorla sokulan düşüncelere ve inançlara karşı kendimizi savunmak için kitap okumamız gerektiğini anlattığı sahne. Tam da bu nedenle, okumaktan ziyade, neyi okumayı seçtiğimiz de önem kazanıyor.



BEĞENDİĞİM İÇERİKLER:

1. Veysel Bozkurt: bilim insanları arasındaki ihtilafın aşı karşıtlığını beslediği konusundaki uyarılarından oluşan tweet zinciri. 2. Yakın İlişkiler: Cinsellik Korkusu (Erotofobi) Nedir? 3. Hürriyet Kitap Sanat: Nick Hornby, “Sanatçıların işinin bir parçası da bizlere yaşamak için bir sebep vermek” 4. Oggito: Umberto Eco ile komplolar ve başarılı karakterler 5. Doğruluk payı: IMF verilerine göre Nisan 2021 itibarıyla Türkiye’nin pandemi döneminde yaptığı yardımların milli gelirine oranı %1,9. Türkiye bu oran ile en az yardım yapan ülkeler kategorisinde. 6. Eren Boz: "İnsan olmaya alışmadan, onu aşmamız da mümkün değil." 7. Türkiye Psikiyatri Derneği: Salgınla Geçen Bir Yılın Ardından İhtiyacımız Destan Değil, Bilimsel Bilgiye Dayanan Salgın Yönetimi 8. Herkes için Psikiyatri: Seçilmiş Söyleşiler 17: Otizm Spektrum Bozukluğu 9. Oggito: Stefan Zweig: Sınırları Olmayan Bir Dünyayı Hayal Eden Yazar 10. Lagrima: "Durun, ceza yazmayın, ben Polonyalıyım. Denize girme hakkım var."


Bu haftalık da bu kadar. Gelecek hafta görüşmek üzere. Huzurlu kalın! Huzursuz Beyin.




Üçüncü sayıdan merhaba!

Bu sayıyı tam bitirmek üzereyken, İstanbul Sözleşmesi'nden çıkıldığı haberini aldım. Korktum. Dilim başka konular konuşmaya gitmedi. Hepsini sildim. Ne yapabileceğimi düşündüm. Kadın hakları konusunda yazılan çeşitli forumlara girdim, feminist film festival kataloglarını inceledim, siteleri kurcaladım ve 100 filmlik bir "Kadın Hakları ve Feminizm" konulu bir liste hazırladım. Umarım beğenirsiniz. Haftalık psikoloji makalelerini cinsiyet eşitsizliği temasına ayırdım. En son bölümü de İstanbul Sözleşmesi ve Kadın Hakları konulu içeriklerden derledim. Viktor Hugo, "Vakti gelmiş bir düşüncenin önünde kimse duramaz” demişti. Bu, elbette bazılarının şansını denemeyeceği anlamına gelmiyor. O ilk dakika korktum. Eylemden değil, cüretten korktum. Ama bu korkunun bütün kazanımlara haksızlık olduğunu anladım. "Purenyo" adlı Twitter kullanıcısının dediği gibi; "Bu öyle açık bir savaş ki, yemin ederim kaybeden kadınlar olmayacak." Huzursuz Beyin Emre ÖZARSLAN



Bu sayıda neler bulacaksınız?

  1. Haftanın psikoloji testi: "Ne kadar takıntılısınız?"

  2. Normal İnsanlar: "Neden kocasının elinden kurtaramadın komşun Seda’yı?"

  3. Fırından yeni çıkmış psikoloji makaleleri

  4. Haftanın animasyonu: "İstanbul Sözleşmesi Bizim"

  5. Haftanın kitabı: Cinsel Şiddeti Anlamak

  6. Haftanın filmi: "Kadın Hakları ve Feminizm Hakkında 100 Film Listesi"

  7. Haftanın videosu: "Death Metal Grandma"

  8. Beğendiğim içerikler



HAFTANIN PSİKOLOJİ TESTİ "Ne kadar takıntılısınız?"


18 soruluk bu test, OKB üzerine araştırmalar için bir dizi klinik ve araştırma ortamında kullanılabilen, ampirik olarak doğrulanmış bir araç olarak öneriliyor. Lütfen yanıtlarken son bir ayınızı göz önünde bulundurun.




NORMAL İNSANLAR: "Neden kocasının elinden kurtaramadın komşun Seda’yı?"



Bu haftanın sorusu çaresizliklerimizle ilgiliydi. Elbette çoğu mesaj ölümle ilgiliydi; annenin, babanın, kardeşin, kuzenin, dostun ölümüne şahit olmak çaresizlik hissinin en yoğun yaşandığı deneyimlerdi. Bunun dışında uzun mesajlar da geldi, çoğu erkek şiddetiyle ilgiliydi. Yazının tamamını bu bağlantıdan okuyabilirsiniz.




FIRINDAN YENİ ÇIKMIŞ PSİKOLOJİ MAKALELERİ

1. Kadın yöneticiler, toplumsal cinsiyet eşitliğinin daha güçlü olduğu ülkelerde daha kaliteli uyuyorlar. Yapılan araştırmaya göre yöneticiler, diğer çalışanlara göre daha huzursuz uyuyorlar. Ancak ilginç olan durum şu: erkek yöneticiler, güçlü ekonomilere sahip ülkelerde daha iyi uyuyabiliyorken, kadın yöneticiler, cinsiyet eşitliğinin daha güçlü olduğu ülkelerde rahat uyuyabiliyorlar. Makalenin bulunduğu dergi: PLOS ONE, Mart, Makaleye git 2. Yaşlı kadınların sağlık durumlarını eşlerinin özellikleri belirliyor. İspanya’da yapılan bir araştırmaya göre altmış beş yaş ve üstü kadınların sağlık durumlarının önemli bir belirleyicisi de eşlerinin sağlık durumu ve eğitim düzeyi. Kötü sağlık durumunda olan eşlere sahip kadınların, benzer rahatsızlıklar yaşama ihtimali iki kat fazla. (Dolayısıyla yaş farkı önemli.) Ayrıca araştırma, eşlerinden daha yüksek eğitim seviyesine sahip kadınların sağlıklarının da daha iyi olduğunu gösteriyor. Makalenin bulunduğu dergi: Gaceta Sanitaria, Mart, Makaleye git 3. Sekiz yaşından sonra kız çocuklarında müzakere konusunda cinsiyet ayrımı ortaya çıkıyor. 240 çocukla yapılan araştırmada, çocuklara bir görev veriyorlar ve başardıkları taktirde onlara çıkartma hediye edeceklerini söylüyorlar. Çocuklara “bu başarından sonra kaç çıkartma almalısın sence?” diye soruyorlar, eğer çocuklar iki veya daha az çıkartma isterlerse, veriyorlar. Ancak ikiden fazla çıkartma isterlerse, araştırmacılar bunun fazla olduğunu söylüyorlar ve soruyu tekrarlıyorlar. Eğer çocuklar yeniden iki veya daha fazla isterlerse müzakerenin ikinci kısmı başlıyor. (Buraya kadar 240 çocuğun 154’ü devam ediyor ve cinsiyet farklılığı yok.) İkinci safhada soruyorlar: “kaç tane çıkartma hak ediyorsun. Eğer elimde olandan daha az söylerlersen çıkartmaları alacaksın ama daha fazlasını söylerlersen bu sefer HİÇ alamayacaksın." Sonuçta şu oluyor: eğer araştırmacı erkekse, sekiz yaşından büyük kızlar isteklerini geri çekiyorlar. Ama soruyu soran araştırmacı kadınsa, aynen devam ediyorlar. Erkeklerde bu farklılık gözlenmiyor. Bu da bizi bir sonraki araştırmaya götürüyor. Makalenin bulunduğu dergi: Psychological Science, Ocak, Makaleye git. 4. Kadınlar maaş zammı istemek zorundalar, erkeklerse zorunda değiller. Bir önceki araştırmada sekiz yaşından sonra kız çocuklarının erkek araştırmacılardan talepte bulunurken zorlandığını okumuştuk. Erkeklere göre kadınlar, maaş zammı gibi taleplerde de daha nadir bulunuyorlar. Peki ya bu zammı hakettiklerinde? Avustralya’da 2.000 finans çalışanın katıldığı bir araştırmaya göre erkek çalışanların %76’sı talepte bulunmadıkları halde ücret zammı alıyor. Bu oran kadınlarda %57. Avustralya’da böyleyse diğer ülkeleri siz düşünün. Makalenin bulunduğu dergi: Bloomberg, Kasım, Makaleye git.



HAFTANIN ANİMASYONU: "İstanbul Sözleşmesi Bizim"



"İstanbul Sözleşmesi Bizim” animasyonu, şiddete maruz kalmış 3 kadının hikayesi üzerinden İstanbul Sözleşmesi etkin bir biçimde uygulansaydı hayatlarının nasıl değişeceğini anlatıyor.



HAFTANIN KİTABI: "Cinsel Şiddeti Anlamak - Diana Scully"




Diana Scully'nin tutuklu tecavüzcüler üzerine yaptığı araştırma birçok gerçeği gözler önüne sürüyor. Ama bir tanesi, en görmezden gelinmek isteneni: tecavüzcülerin hasta, cahil, fakir olmadığı, gayet sıradan erkekler olduğu gerçeği. Kitaptan alıntılar:

  • "Tecavüz eden erkeklerin "hasta" oldukları yaygın inanışına rağmen, çoğu tecavüzcü akıl hastası değildi ve akıl sağlığı sistemiyle olan ilişkileri diğer grup suçlulardan daha fazla değildi."


  • "Şurası çok açık ki, aile, içinde şiddet barındıran bir kurumdur. Ailenin, dünyanın herhangi başka bir yerinden çok daha fazla kişilerarası şiddet barındıran bir toplumda farklı olması beklenebilir miydi? Gerçekten, toplumumuzda yabancılara yöneltilen şiddete göre, aile üyelerine yöneltilen şiddete daha fazla hoşgörü gösterilmesi söz konusudur."

  • "Kadınlar hakları ve duyguları olan insanlar değil, birer şaka, hedef, cinsel meta, kullanılması ve ele geçirilmesi gereken mallardır. Eylemleri duygusuz, anlamsız bir nesneye yöneltildiği için, duygular erkeklerin cinsel şiddet taşıyan davranışlarını kısıtlamaz. Kadınları değersizleştiren ve onları faydalanılabilir nesnelere ya da mülkiyete indirgeyen hiyerarşik toplumsal cinsiyet ilişkileri ve bunlara karşılık gelen değerler, duygu kurallarını etkisiz kılarak, erkekleri tecavüz için güçlendiren faktörlerdir."

  • Mahkemede yargılanan genellikle tecavüzcü değil, tecavüz kurbanıdır.

  • "Bir hakim şöyle der: Bir kadın bir erkekle sarhoşluk noktasına kadar içki içerse, bu, kadının kendisinden yararlanmaya davet ettiği anlamına gelir. Ayıldığında "bana tecavüz edildi" diye feryat etmesine izin verilmemelidir."

  • "... ve hiçbir kadın, tecavüzden kurtulmayı başaramadığı için suçlanmamalı ya da sorumlu tutulmamalıdır."



HAFTANIN FİLMİ: "Kadın Hakları ve Feminizm Hakkında 100 Film Listesi"




Flavorwire, Feminist Sözlük gibi sitelerin listelerini ve Uçan Süpürge gibi film festivallerin kataloglarını inceleyerek kadın hakları ve feminizm temalı yüz film seçtim. Seçtiğim filmlerin pek azını izlediğim için özetlerini ve sinopsislerini beyazperde, IMDB, Mubi gibi sayfalardan aldım. Kadın hakları ve feminizm ile ilgili 100 film



HAFTANIN VİDEOSU: "Death Metal Grandma"




Soykırımdan kurtulmuş 97 yaşındaki Inge Ginsberg, yazdığı şiirleri kimsenin okumamasından şikayetçi. O da bir formül buluyor; şiirlerini "Yetenek Sizsiniz" gibi platformlarda metal müzik eşliğinde okuyor. Bu serüven onu Amerika'ya kadar götürüyor. Death metal ninesi, kaçındığımız her sorumluluğa bir mazeret bulma konusunda ustalaşmış bizlere ilham veriyor.


BEĞENDİĞİM İÇERİKLER:

1. Teyit.org'dan İstanbul Sözleşmesi hakkındaki doğru ve yanlış inançlar. 2. Kadın Hakları Dijital Veri Platformu’ndan Hegemonya adlı kısa film 3. Kadın Cinayetlerini Durduracağız platformu kurucusu Gülsüm Kav’ın TED Konuşması: 4. İstanbul Sözleşmesi hakkında iki karşıt tarafın argümanlarını sunduğu 196sekiz videosu 5. Avukat Birsen Avcı’nın İstanbul Sözleşmesi’ni kullanarak hayatını kurtardığı kadını anlattığı tweetleri 6. Eren Boz'un hükümetin bu hafta sonundaki performansını değerlendirdiği usta işi çizimi 7. Immanuel Tolstoyevski'nin (Fularsız Entellik) “Kadın Cinayetleri terimi ayrımcılık mı?" konulu podcasti 8. Chimamanda Ngozi Adichie'nin Hepimiz Feminist Olmalıyız adlı konuşması 9. BBC Türkçe'nin İstanbul Sözleşmesi'nin ne olduğunu kapsamlı bir şekilde anlattığı haber metni 10. MMO'nun İstanbul Sözleşmesi'nin önemli maddelerini sıraladığı bülteni


Bu hafta ne yazık ki böyle geçti. Gelecek hafta görüşmek üzere. Huzurlu kalın! Huzursuz Beyin.



İkinci sayıdan merhaba! Hem ilk sayı sonrası aldığım olumlu geri bildirimler, hem de henüz ikinci sayı olmasına rağmen sekiz yüz aboneyi geçtiğimiz için mutluyum. Çok teşekkür ederim. Bu sayıda, depresyon belirtileri testini çözerken, lütfen bu tür testlerin sizinle ilgili tanı koyamayacağını unutmayın. Dikkat çekmek istediğim diğer konu ise, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) kaynaklı agresif davranışların genetik kaynaklı olduğunu açıklayan makale. Bu konunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. "Normal İnsanlar" bölümü için Instagram'da soru çıkartmama yanıt veren arkadaşlarıma bir kez daha teşekkür eder, huzurlu haftalar dilerim, Huzursuz Beyin Emre ÖZARSLAN



Bu sayıda neler bulacaksınız?

  1. Haftanın psikoloji testi: "Depresyon belirtileri gösteriyor musunuz?"

  2. Normal İnsanlar: "Eşimin hayatına giren o tuhaf kadını kıskanıyorum."

  3. Fırından yeni çıkmış psikoloji makaleleri

  4. Haftanın animasyonu: Coin Operated

  5. Haftanın kitabı: Panzehir

  6. Haftanın dizisi: The Undoing

  7. Haftanın videosu: "Oliver Sacks: Halüsinasyonun zihnimizle ilgili ortaya çıkardıkları"

  8. Beğendiğim içerikler




HAFTANIN PSİKOLOJİ TESTİ "Depresyon belirtileri gösteriyor musunuz?



21 soruluk bu test sayesinde depresyon belirtileri gösterip göstermediğinizi öğrenebilirsiniz. Ancak çok çok önemli bir hatırlatma; bu testten çıkan herhangi bir sonuç depresyonda olup olmadığınızı göstermez. Psikiyatrik veya psikolojik bozuklukların tanısı ancak bir uzmanın yapacağı değerlendirmeyle konulur. Ayrıca detaylı sonuçlara göz gezdirmenizi de tavsiye ederim.




NORMAL İNSANLAR: "Eşimin hayatına giren o tuhaf kadını kıskanıyorum."



Dün, Instagram arkadaşlarıma son zamanlarda neleri kıskandıklarını sordum. Çeşit çeşit yanıtlar geldi; "değer verdiğim insan tarafından değer gören kişileri kıskanıyorum", "başka ülkelerde yaşayanları", "daha zayıf olanları", "daha zengin olanları", "daha ünlü olanları", "sevgilimin tuttuğu bardağı", "amacı olan insanları", "şımarık kedi ve köpekleri", "atanan öğretmenleri", "dışarıda gezebilenleri", "teraslı evi olanları", "bildiklerini iyi aktaranları" gibi. Bir de daha kişisel hikayelerini paylaşanlar oldu. Yazının tamamını bu bağlantıdan okuyabilirsiniz.



FIRINDAN YENİ ÇIKMIŞ PSİKOLOJİ MAKALELERİ

1. Her yüz konuşmadan sadece ikisi istediğimiz kadar sürüyor. Bu araştırmaya bayıldım. İnsanlarla konuşmayı sevmememin en önemli nedenlerden biri de bu: kontrolüm yok. Sesi kısamıyorum veya diğer kanala geçemiyorum. Araştırmacılara göre diyaloglar ya istediğimizden kısa, ya da uzun sürüyor. Diyalogların uzun sürmesinin birinci nedeni insanların sıkılganlıklarını saklamaları ve nezaketsiz yapmak istememeleri. Kısa sürmesinin nedeni ise “diyalog bitirici” olarak görülen bazı sinyallerin yanlış anlaşılması, “kesin karşı tarafı sıkıyorum” düşüncesi; yani yine nezaketsizlik yapmak istememeleri. Makalenin bulunduğu dergi: PNAS, Mart, 2021 – Makaleye git 2. Daha yüksek gelire sahip insanların duygu durumları genellikle daha iyi oluyor. Ama bir sorun var. 1.6 milyon insan verisi üzerinde yapılan araştırmaya göre daha yüksek gelire sahip olmak, daha olumlu duygusal durumlarla bağlantılı görünüyor. Ancak ortada şöyle bir durum var; kişinin duygu durumunu artıran faktörler hep kendi imgesiyle ilgili; kibir, özgüven, azim ve daha az olumsuzluğa katlanmak zorunda oldukları için; daha az üzüntü, korku, utanç ve anksiyete. Ancak diğer insanlara dair daha olumlu duygular beslemiyorlar; sevgi, merhamet, minnettarlık gibi. Bunlar sabit kalıyor. Makalenin bulunduğu dergi: APA, Emotion, 2021 – Makaleye git 3. “Ben bu odaya neden girmiştim?” sorusunun kaynağı Bazen bir kapıdan geçer geçmez hissettiğimiz “ben buraya neden gelmiştim?” sorusunun, yani “kapı eşiği etkisinin” nedeninin beynimizin meşguliyeti olduğu düşünülüyordu. Ancak 74 gönüllünün sanal gerçeklik ortamında kafalarının karıştırılarak odalara dağıtıldığı araştırmad sonucunda anlıyoruz ki beynimizi asıl karıştıran “lokasyonların farklılığı”. Yani yeni bir odaya, bölmeye, kata geldiğimizde beklemediğimiz veriler beynimizi meşgul ediyor ve neden geldiğimizi unutabiliyoruz. Birbirine benzer odalarda ise beynimiz ne kadar dolu olursa olsun, bu fenomenle daha az karşılaşıyoruz. Makalenin bulunduğu dergi: BMC Psychology, Mart 2021 – Makaleye git 4. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) kaynaklı agresif davranışlar genetik kaynaklı. DEHB ve yıkıcı davranış bozukluğu tanılı 3802 çocuğun yanı sıra herhangi bir tanı konmamış 31305 çocuğun genomları karşılaştırılınca DEHB’i ve yıkıcı davranış bozukluğunu artıran üç önemli nokta keşfediliyor. Özellikle Kromozom 11’de bulunan genetik varyant agresifliği önemli ölçüde artıyor. Daha da dikkat çekici olan; araştırmacılar herhangi bir tanısı olmadığı halde agresif tutum sergileyen çocukların da genomlarını karşılaştırınca yine aynı noktaların benzeştiği bulgulanıyor. Yani DEHB ve yıkıcı davranış bozukluğu tanılı çocukların agresiflik nedenleriyle genel nüfustaki agresifliğin nedenleri aynı genetik faktörler olabilir. Makalenin bulunduğu dergi: Nature Communications, Ocak, 2021 – Makaleye git



HAFTANIN ANİMASYONU: "Coin Operated"



"Hayatın anlamı" temalı, Nicholas Arioli tarafından yazılan ve yönetilen sevimli bir animasyon.




HAFTANIN KİTABI: "Panzehir - Oliver Burkeman"



Kitap daha kapağındaki "pozitif düşünmeye katlanamayanlar..." cümlesiyle tavlamıştı zaten beni. Okuyunca da her hipotezine katılmasam da genel olarak beğendim. The Guardian gazetesi yazarlarından Oliver Burkeman'ın yazdığı kitap, olumlu düşünme çağının insan psikolojisi üzerinde yarattığı baskıyı anlatıyor. Yazara göre mutluluğu aramak mutsuzluğu körüklüyor; daha mutlu bir yaşam için her yerde duyduğumuzun aksine olumsuz düşünmeyi, hedefler koymamayı, güvenlik duygusuna odaklanmamayı ve belirsizliğe alışmaya çalışmayı denemeliyiz. Bol bol budizm ve stoa felsefesinden alıntılar yapan Burkeman, Eckhart Tolle ve Albert Ellis gibi yazar ve psikologlarla da röportaj yapıyor. Kitaptan alıntılar:

  • "Mutluluk biliminin en iyi bilinen genel bulgularından biri, modern hayatın sunduğu sayısız avantajın ortak ruh halimizi iyileştirmekte pek işe yaramadığının keşfedilmesi olmuştur.

  • "Mutlu hissetmeye çalışma yönünde harcadığımız çaba çoğu kez bizi bizzat mutsuz eden şeydir. Güvensiz, kaygılı, belirsiz veya mutsuz hissetmemize neden olan şey de, olumsuzlukları, yani güvensizliği, belirsizliği, başarısızlığı veya kederi gidermek için sürekli harcadığımız gayretlerdir."

  • "Modern zaman Stoacılarıyla, başarısızlık sanatının uzmanlarıyla, profesyonel kötümserlerle ve olumsuz düşünmenin gücünün diğer savunucularıyla tanıştım ve birçoğunun şaşırtıcı biçimde neşeli olduklarını gördüm."

  • "Seung Sahn 1970'lerde Amerika'da bir izleyici kitlesine 'Duru zihin, gökyüzündeki dolunay gibidir.' demiş. "Bazen bulutlar gelir ve ayı kapatır, ama ay her zaman onların arkasındadır. Bulutlar uzaklaşır, ardından ay parıl parıl parlar. O halde duru zihin için endişelenmeyin; o her zaman oradadır. Düşünce geldiği zaman, arkasında duru zihin durur. Düşünce gittiğinde, sadece duru zihin vardır. Düşünce gelir ve gider, gelir ve gider. Gelip gidene bağlanmamalısınız."





HAFTANIN DİZİSİ: "The Undoing"



Muhtemelen izlemişsinizdir ancak yeniden izlemenizi de tavsiye ederim. Dizilerde genellikle eğer bir karakterin psikolojik bir rahatsızlığı varsa dizi bittiğinde birkaç tartışmadan sonra rahatlıkla tanısı konulur. Ancak The Undoing'teki karakter narsisizm, makyavelizm ve psikopati üçgeninin öyle bir noktasına denk geliyor ki bugün hala bazı forumlarda psikologlar tartışmaya devam ediyor. Sadece bu nedenle bile , karaktere odaklanarak yeniden izlenmeyi hak ediyor. Dizinin IMDB sayfası



HAFTANIN VİDEOSU: "Oliver Sacks: Halüsinasyonun zihnimizle ilgili ortaya çıkardıkları"




Altı sene önce kaybettiğimiz, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük nörologu Oliver Sacks'tan halüsinasyonlar hakkında on sekiz dakikalık bir sunum. Her zamanki gibi sevecen anlatımıyla. "Onu görmeye gittim. Çok açıkça belliydi ki, bu misafir gayet aklı başında, anlaşılır ve akıllı idi. Fakat çok korkmuş ve şaşırmıştı çünkü bir şeyler görüyordu. Ve bana dedi ki -- hemşireler bunu belirtmemişlerdi -- kör olduğunu, beş yıldır, makula dejenerasyonu nedeniyle tamamen kör olduğunu söyledi. Fakat şimdi, son birkaç gündür, bir şeyler görüyormuş. Ben de dedim ki, "Ne gibi şeyler?" Ve dedi ki, "Doğulu kıyafetler giymiş insanlar, kalın kumaşlar içinde, merdivenlerden inip çıkıyorlar. Bir adam bana doğru dönüyor ve gülüyor. Fakat ağzının bir tarafında çok büyük dişleri var. Hayvanlar da var. Beyaz bir bina görüyorum. Kar yağıyor, yumuşak bir kar. Bu atı görüyorum, koşum takımıyla, karı öteye sürüklüyor. Sonra bir gece sahne değişiyor. Bana doğru gelen kedi ve köpekler görüyorum. Belli bir noktaya geliyor ve duruyorlar. Sonra yeniden değişiyor. Bir sürü çocuk görüyorum. Merdivenlerden inip çıkıyorlar. Parlak renkler giyiyorlar, pembe ve mavi, Doğulu elbiseler gibi." Bazen, insanlar belirmeden önce, yerden tavana doğru çıkan pembe ve mavi kareler gördüğünü de söyledi. "Rüya gibi mi?" diye sordum. "Hayır rüya gibi değil, film gibi" diye cevap verdi. "Rengi var, hareket var. Fakat tamamen sessiz, sessiz bir film gibi." dedi. Ve bunun oldukça da sıkıcı bir film olduğunu söyledi. "Bu Doğulu elbiseler içindeki insanlar sürekli şekilde aşağı yukarı yürüyorlar."




BEĞENDİĞİM İÇERİKLER:

1. Bilimfili'de yayımlanan, "Oksitosin Genindeki 'Epigenetik' Değişimler Annenin Empatisini Etkiliyor adlı makale 2. Oggito'da yayımlanan ve okumayı aşka benzeten Italo Calvino çevirisi 3. Tim Urban'ın, geçmişte yapmadığımız seçimler için pişmanlık duymak yerine her günün yüzlerce farklı seçenekle geldiğine odaklanmamız gerektiğini hatırlatan çizimi 4. Pelkas maçta bayılıp hastaneye kaldırınca durumunu öğrenmek için hastaneyi arayan telaşlı Fenerli. (Futbol seven çocuklara izlettim bunu, bayıldılar. :) ) 5. En sevdiğim dinozordan yine bir karikatür - Üzgün hissediyorum + Üzgün hissetmeni gerektirecek bir şey yok - Teşekkür ederim. Artık suçlu da hissediyorum. 6. Psikiyatr Arzu Erkan Yüce'nin "travmatize olmak, tetiklenmek bir lüks değildir" ile başlayan aydınlatıcı twitter flood'u 7. İktisat Bilimi'nde kadınların erkeklerden daha fazla sözünün kesildiğine yönelik araştırmayı kapsayan makale çevirisi 8. Eren Boz'un "Bence" adındaki manifestosu 9. Mert Dolapçıoğlu'ndan "Sıra Sıra Dertli Dağlar" illustrasyonu 10. Oldukça tuhaf psikolojik hikayeleriyle Armağan Çağlayan'ın Nükhet Duru röportajı


Bu hafta böyle geçti. Gelecek hafta görüşmek üzere :) Huzurlu kalın! Huzursuz Beyin.

30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page