top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Ruh ister ama beden güçsüzdür.

  • 18 Tem
  • 2 dakikada okunur

Bilmek zaruridir. Ne var ki nadiren yeter.


Kaynağını öğrendik diye somurtmayı bırakamayız. Onay almadığımızda yetersizlik geliyorsa, gelmeye devam eder.


Kendimizi hissedebilen düşünme makineleri zannederiz. Damasio, tam tersini yazar: Bizler, düşünebilen hissetme makineleriyiz.


Önce duygular gelir. Her zaman. En mantıklı olduğumuzu sandığımız anlarda bile.



Bir fil sürücüsü yolu bilir. Ama dizginleri çekiştirmeye başladığında fil bildiğini okur. Filin kendi korkuları, kendi arzuları vardır.


Buda, insanı fil sürücüsüne benzetir. Kendi filini eğitmek için yıllarca pratik yapmıştır.


Bugün file hemen hakim olmak istiyoruz.


Sorunlarımızın kaynağının çocukluk olduğunu öğrendik ve adını koyduk diye fil filliğinden vazgeçmez.


Durmak isterse durur. Bir yere gitmek isterse gider.



Fil, karmaşıklığı sevmez. Onun için basit ve tanıdık acılar, belirsiz olasılıklardan daha makul gelir. Çünkü kendi karanlığında, en azından ölmeyeceğini bilir.


Bir projeye başlamayı çok isteriz. Yine de adım atıp atmayacağımızı hayallerimiz değil, boş sayfanın başındaki hislerimiz belirler.


Özür dilemeye karar veririz. Kelimeler hazır. Yine de o an geldiğinde içimizdeki fil olası tepkilerin ağırlığından ürker.


Kıpırdamaz.



Simone Weil, file ruhunu verir. Ama ruhun özgür olmadığını söyler. Ruh da, yer çekimine benzer yasalarla yönetilir.


Yer çekimi hakkında bilgilenmemiz, aşağı çekilmeyeceğimiz anlamına gelmez.


Weil’e göre ruh, bilinmez bir hafifliğin ürkütücülüğü karşısında yuva hissi veren tanıdık acıya doğru çekilir.


Yer çekimiyle kavga etmeyiz. Ne var ki tanıdık acıya çekilmemizle ederiz.


Sanki irade sorunuymuş gibi.



Acının kaynağını anlamak, çözmeye yetmez. Peki neye yarar? Kendimizden daha az şüphe duyarız. Kendimizi daha az iradesiz sayarız. Üzerimizdeki baskı hafifler.


Ama “madem öğrendim, hemen çözmeliyim” zihniyetindeysek, bilgi yeni bir kamçıya dönüşür.


Çünkü bilip de yapmamak çok daha acıtır.


Başkalarını memnun etmeye çalışmanın bizi tükettiğini öğrendiğimizde, yine hemen "hayır" diyemeyiz. Bu sefer tükenmişliğimize bir de suçluluk eklenir.



Eskiler iradenin sınırlarını kabul ederdi. İncil’de şöyle yazar:


“Ruh ister ama beden güçsüzdür.”


Bugün, yirmi yıllık kanamanın, onu anladık diye hemen durmasını bekliyoruz.


Sadece kendimizden mi?


Sevdiklerimize gerçekleri sıraladık diye değişmelerini talep ediyoruz.


Değişmeyince onları aptal, cahil ve saygısız sayıyoruz.



“Soğuktan donanlar karı hatırlamaz,” diye yazar Emily Dickinson. Karar anlarında tanıdık acının da çekimini göremeyiz.


Dil öğrenmeyi çok istiyor olabiliriz. Peki, en ufak hataya karşı bir hoşgörüsüzlüğümüz varsa?


Arkadaşımız ayrılık konuşması yapması gerektiğini biliyor. Peki ya yüz yüze geldiğinde ölecek gibi hissediyorsa?


Hareket edebilir miyiz?



Her gün yer çekimine rağmen yaşıyoruz. Çünkü beklentilerimizi buna göre ayarlıyoruz.


Ruhun yer çekimi bizi tanıdık acılara çekmeye devam edecek. Somurtacağız, yetersiz hissedeceğiz; “bir daha yapmayacağım” dediklerimizi tekrar yapacağız.


Sevdiklerimize kızacağız.


Ama her çekildiğimizde aynı ağırlıkta orada kalmak zorunda değiliz. Her seferinde biraz daha hafif kalkmayı öğrenebiliriz.


Bizler, düşünebilen hissetme makineleriyiz.



Kaynakça

Antonio Damasio - Descartes'in Yanılgısı

Jonathan Haidt - Mutluluk Varsayımı

Simone Weil - Yerçekimi ve İnayet

İncil - Matta

Emily Dickinson - Büyük Bir Acıdan Sonra

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page