Yazarak irade kazanmak
- 6 gün önce
- 2 dakikada okunur
Bugün hafızamız sisli, odaklanmamız zor ve derinleşemiyoruz. İrademiz yetmiyor. Buna bir isim verdik: beyin çürümesi. Aslında beynimiz çürümüyor, sadece kullanılmıyor.
Ve bunu telafi edecek en güçlü aracı unuttuk: Yazmayı.
Antik Yunan’da düşünürler, bilgi bombardımanıyla karşılaştıklarında Hypomnemata tutardı.
Bunlar, okudukları ve yaşadıkları üzerine düşünmek, iradelerini güçlendirmek için tuttukları kişisel defterlerdi.
…
Marcus Aurelius gibi dünyanın hakimi bir imparator bile gece savaş çadırında Hypomnemata tutardı. Çünkü iradesini sürekli keskin kılması gerekiyordu.
Bu nedenle Kendime Düşünceler’de ölüm, geçicilik ve evrene uyum hakkındaki düşünceleriyle tekrar tekrar karşılaşırız.
Bu kitap basılmak amacıyla yazılmamıştı. Marcus Aurelius, seçtiği fikirleri karakterine yerleştirmeyi istiyordu.
…
Pierre Hadot, buna “Askesis” der: Ruhun jimnastiği yoluyla karakter inşa etmek.
Nasıl ki sporcular bedeni tekrarla güçlendiriyorsa, düşünürler de iradelerini yazarak ve uygulayarak güçlendiriyordu.
İlginçtir; bu iki bin yıllık pratik bugün bilişsel davranışçı terapinin temel yöntemlerinden birine dönüştü.
Ama düşünürler yazmayı “sorun çözme” mentalitesiyle değil, Nietzsche’nin ifade ettiği gibi “karakterlerine stil kazandırmak için” yaparlar.
…
Peki bu sorgulama nasıl yapılır? Temel amaç, yaşanan olayı değiştirmek değil; olayla kurduğumuz ilişkiyi değiştirmektir.
İlk adımda, zihnimizde dalgalanma yaratan anları yakalamaya çalışırız.
Örneğin, eşimiz hafta sonu planı yaparken bizi dahil etmedi. Hemen tepki vermek yerine bir an durur, ne hissettiğimize bakarız.
Bu sayede olay ile tepki arasındaki mesafe genişler. “Mantığın var mı,” diye sorar Marcus Aurelius kendine, “o zaman neden onu kullanmıyorsun?”
…
Sonra olayı olabildiğince yalın yazarız. Yorum katmadan, abartmadan.
“Eşim beni değersiz hissettirdi” demek yerine, “Eşim hafta sonu planı yaparken beni sürece dahil etmedi. Ben de kendimi değersiz hissettim,” yazarız.
Bu ayrıma alıştığımızda, gerçeklik sandığımız şeylerin aslında birer yorum olduğunu fark ederiz. Nietzsche’nin dediği gibi, “gerçekler yoktur, yorumlar vardır.”
…
Yazdığımız olayı dört soruyla sorgularız. Haklı çıkmaya çalışmadan, beynimizdeki sisi dağıtmak için:
Düşüncemin doğru ve yanlış olduğunu gösteren kanıtlar neler?
Bu konu hakkında kontrol alanımda olan neler?
Bir arkadaşımın başına gelseydi ona ne tavsiye verirdim?
Bu olay beş yıl sonra ne kadar önem taşıyacak? Beş ay? Beş gün?
Sorgulama bittiğinde sadece bir çıkarım değil, bir sonraki durum için hazırlanmış bir tutum da ortaya çıkar.
…
Tutumumuz her zaman ideal olmaz. Ama sadece yazarak da olsa, başımıza gelenleri daha aktif bir dilde kurduğumuzda bir şeyler değişir.
McAdams ve McLean’in araştırmaları bunu doğruluyor. Hayat hikayemizi “bana yapıldı,” dilinden çıkarıp “ben düşündüm,” “ben hissettim,” diliyle kurduğumuzda psikolojik dayanıklılığımız artıyor.
Marcus Aurelius bunu öngörür: “‘Bana zarar verdiler’ kavramını ortadan kaldırırsan zararın kendisini de ortadan kaldırmış olursun.”
…
Zihinsel dağınıklığımız içinde yaşadığımız koşullara verdiğimiz bir tepki.
Belki de beyin çürümesine karşı en güçlü panzehir, daha fazla içerik tüketmek değil; her gün birkaç satır kendimiz üzerine yazmaktır.
Çünkü irade çoğu zaman büyük sınavlarla değil, aynı cümleyi her seferinde biraz daha doğru kurduğumuz küçük tekrarlarla güçlenir.
Marcus Aurelius’un sık sık yazdığı gibi:
“Kim ne derse desin ya da ne yaparsa yapsın, ben rengini yitirmeyen bir zümrüt olacağım.”
Kaynakça
Marcus Aurelius - Kendime Düşünceler
Pierre Hadot - İçsel Kale
Pierre Hadot - Philosophy as a Way of Life
Friedrich Nietzsche - Gay Science
McAdams ve McLean - Narrative Identity
Massimo Pigliucci - Stoicism: How to Get Better at Life







Yorumlar