top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Sevgi zaten hep oradaydı.

  • 18 Tem
  • 2 dakikada okunur

İnsanın kendini sevilmeye layık görmesi köklü bir devrimdir.


Elli yaşında hayata gözlerini yuman öykü yazarı ve şair Raymond Carver’ın granit mezar taşına iki şiir kazınmıştır. İlkinde şöyle yazar:


Peki elde ettin mi bu hayattan istediklerini, yine de?


Ettim.


Peki ne istemiştin?


Sevilen biri oldum diyebilmek, sevildiğimi hissedebilmek yeryüzünde.



Carver, sevilmeyi dilemez. Sevildiğini hissedebilmeyi diler.


Bazen masada bir dolu sevgi vardır. Ama biz tabağımıza hak ettiğimize inandığımız kadarını alırız.


Bazen, pek azını.


Erich Fromm’un Sevme Sanatı’nda gösterdiği gibi ne kadar sevgi hissedebileceğimizi kendimizi ve bir başkasını sevebilme kapasitemiz belirler.


Kendimizi sevilmeye layık gördüğümüzde güvende hisseder, masadaki sevgiyi ancak o zaman fark ederiz.



Raymond Carver hayatını iki döneme ayırır. İlki uzun, ikincisi kısa.


On dokuzunda evlenir, yirmisinde iki çocuk babası olur. Yazmaya tutunurken kapıcılık, temizlikçilik yapar. Yoksulluk kemiklerine işler. Erken yaşta gelen sorumluluklar ve parasızlık onu sıkıştırır.


Zamanla içkiye sığınır. Suçluluk ve yetersizlik yıllarca içini kemirir. Ta ki kırkına yaklaşırken doktoru ona “Bu hızla gidersen altı ay ömrün kaldı” diyene dek.


Alkolü bırakır. Ve kendisinin hayal bile edemediği ikinci hayatı başlar.



Saf Lütuf


Sevilmek yetmez. Onu hissedebilmek gerekir. Helen Schucman’ın dediği gibi görevimiz sevgiyi aramak değil, ona karşı inşa ettiğimiz engelleri bulup kaldırmaktır.


Carver’ın engeli suçluluktu: alkolün bıraktığı utanç, yıkılan evliliğin ağırlığı, yitip giden yılların gölgesi.


Şair Tess Gallagher ile tanıştığında bu engeller kalkmıştı. Tess onu geçmişiyle değil, yazdıklarıyla tanıyordu. Ve engeller kalktığında sevgi zaten oradaydı.



Sevginin dışarıdan gelen bir şey olduğuna inanırız. Oysa sevilmek, hazır zemine düşen bir tohuma benzer.


Carver, bir keresinde, “Yaşadığımız sürece hiçbir şey yeterli gelmez. Ama aralıklarla bir tatlılık ortaya çıkar ve fırsat bulduğunda galip gelir.” diye yazmıştı.


Hayat hala mükemmel değildi, insan hala mükemmel değildi; ama sevilmeye değer olduğuna inandığı an, hayat tatlılaştı.


Sevgi çoğu zaman böyle işler: Önce biz karar veririz sevgiye değer olduğumuza, sonra o gelir toprağımıza.



Artık kendini sevilmeye değer gören Carver, hayatında yeni, daha yaratıcı bir döneme adım atar.


Gallagher ile birlikte on yıl daha yaşar. Bu on yılda, Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz gibi en etkileyici şiirlerini ve öykülerini yazar.


Elli yaşına geldiğinde kanser olduğunu öğrenir. Arkadaşları üzüldüğünde onları teselli eder:


“Hayır. Saf lütuftu bu!”



Raymond Carver’ın mezar taşı, Port Angeles’ta denize bakan bir tepede durur. Granit üzerine iki şiir kazınmıştır. İkincisinde şöyle yazar:


Benim için ağlamayın. Ben şanslı bir adamım.


Kendimin veya bir başkasının beklediğinden on yıl daha fazla yaşadım.


Her dakikası saf lütuftu. Bunu sakın unutmayın.


Carver, her zaman masada olan sevgiyi, kırkından sonra almaya cesaret etmişti.


Sevgi zaten hep oradaydı.



Kaynaklar:

Raymond Carver - Ultramarine

Raymond Carver - A new Path to Waterfall

Erich Fromm - Sevme Sanatı

Helen Schucman - A Course in Miracles

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page