Değersizlik Pazarı
- 5 gün önce
- 2 dakikada okunur
Erich Fromm, Sağlıklı Toplum kitabında sert bir uyarıda bulunur: Modern insan, kendini yalnızca satabildiği ölçüde değerli hissedebilir.
Onun “pazarlayan kişiliği” bir vitrindir; gülümsemesi, bilgisi, enerjisi, en mahrem duyguları bile birer metaya dönüşür ve sessizce alıcı bekler.
Eğer bir talep görürse, varoluşu anlam kazanır; görmezse, bir hiçe, bir hayalete dönüşür; görünmez, duyulmaz ve yok sayılmış hisseder.
…
Fromm’a göre her sabah uyandığımızda değerimiz yeniden fiyatlanır. Piyasanın, algoritmanın ve binlerce bakışın her gün yeniden belirlediği bu görünmez borsada, yeterince üretken, yeterince parlak, yeterince “değerli” olmadığımız her anda değersizlik hissi kapımızı çalar.
Ve ruhumuz, arz-talep dengesinin insafına terk edilmiş ucuz bir metaya dönüşür.
Seçeneklerle doldu bir dünyada sürekli şüphe içinde yaşarız. “Özgür insan ister istemez güvensizdir,” diye yazar Fromm, “ve düşünen insan istemez emin değildir.”
…
Değersizlik hissinin en sinsi yanı, kanıtlarla çürütülememesidir. Jodie Foster, Oscar alır ama yetersiz hisseder. Başarılı bir cerrah, bir ameliyatta yaşadığı komplikasyonun ardından tüm kariyerini sorgular. Bir anne, çocuğuyla geçirdiği onlarca güzel günü unutur, bir anlık sabırsızlığı yüzünden kendini kötü ebeveyn ilan eder.
Değersizlik, kanıtlarla ilgilenmez. O anki yetersizlik hissimizden beslenir.
…
Her ne kadar değersizlik duygusunun kökeni çocukluğumuzdaki şartlı sevgiye dayansa da, kapitalist sistem bu kırılganlığı ustalıkla sömürür.
Guy Debord’un belirttiği gibi, görüntü gerçekliğin yerini alır. Değerimiz, olduğumuz kişiyle değil, gösterdiğimiz imgeyle ölçülür. Sosyal medya bu gösteriyi herkese açar. Artık hepimiz hem sahnedeyiz hem seyirci; hem başkalarının yargıcıyız, hem de onların yargılarının sanığı.
Sanki her an bir mahkemenin önündeyiz ve jüri her sabah yenilenir. Böyle bir dünyada içsel değerimizin sürekli dalgalanması kaçınılmaz hale gelir.
…
Psikanalist James Masterson, değersizlik duvarında bir çatlak bulur: “Ustalaşma zevki.”
Küçük bir çocuğun ilk kez bir kapıyı açtığında ya da ilk adım attığında hissettiği o saf sevinç, hiçbir dış onaya ihtiyaç duymaz. Çocuk başarısını kimseye satmaz; sadece yapar ve yapabildiği için sevinir.
Masterson’a göre yetişkinlikte de bu duyguya geri dönebiliriz.
…
Yazdığımızda, çalıştığımızda, bir şeyi tamir ettiğimizde, birinin yüzünde gülümseme yarattığımızda… eğer bunları “ne kadar değerliyim?” sorusuna cevap aramak için değil, eylemin kendisi için yaparsak, değersizlik duvarında ilk çatlak oluşur.
Virginia Woolf, romanı Flush’tan sonra gelen yorumlardan bunaldığında onu kurtaranın kendi eylemlerine odaklanmak olduğunu yazar:
“Ünlü, büyük olmayacağım. Serüvenlere atılmayı, değişmeyi, hem aklımı, gözlerimi açmayı sürdüreceğim, damgalanmaya, basmakalıplaşmaya karşı duracağım hep.”
…
Fromm, hayatının son yıllarında insanın yapabileceği en devrimci eylemin tamamen uyanık olmak olduğunu yazmıştı.
Değersizlik hissine verilebilecek en güçlü yanıt, o hissin ortasında bile uyanık kalabilmek ve hatırlayabilmektir:
Değerimiz, ne yaptığımıza değil, kim olduğumuza bağlıdır. Ve kim olduğumuz, hiçbir piyasanın, hiçbir algoritmanın, hiçbir bakışın belirleyemeyeceği kadar derindir.
Belki de en büyük özgürlüğümüz, rekabetçi piyasanın ortasında bile bu derin gerçeğe uyanık kalabilmektir.
Kaynakça
Erich Fromm - Sağlıklı Toplum
James Masterson - The Search for Real Self
Virginia Woolf - Bir Yazarın Günlüğü







Yorumlar