Dünya bana borçlu
- 7 gün önce
- 2 dakikada okunur
“Dünyanın sana bir şey borçlu olduğuna inanarak dolaşma,” der Burdette, “Dünya sana hiçbir şey borçlu değil, o senden önce buradaydı.”
Bu cümle canımızı acıtır. Çünkü içimizde gizli bir muhasebe defteri taşırız. Verdiğimiz emeklerin, gösterdiğimiz sabrın, yuttuğumuz kırgınlıkların bir gün karşılığını bulacağına inanırız.
Kaybetmeye dayanabiliriz. Hak ettiğimizi alamamaya dayanamayız.
Oysa dünyanın böyle bir sözleşmeden haberi yoktur.
…
Dünya bana borçlu diye hissettiğimizde, bir terfi başkasına gittiğinde sadece üzülmeyiz; haksızlığa uğramış gibi hissederiz.
Emeklerimiz görülmediğinde sadece yorulmayız; görünmez olduğumuzu düşünürüz.
Sevdiğimiz biri beklediğimiz ilgiyi göstermediğinde sadece kırılmayız; değersiz olduğumuza inanırız.
Her defasında acının ve öfkenin derinlerinde aynı cümle dolaşır: “Ben bunu hak etmiyordum.”
…
İçimizdeki muhasebeci en çok ilişkilerimizde çalışır. "Ben onun için şunu yaptım, o benim için ne yaptı?"
Fedakarlıklarımızı bir çeteleye yazarız. Her fedakarlık, karşı tarafı biraz daha borçlandırır. "Ben senin için neler yaptım" cümlesi, bir yakarış gibi görünebilir ama aslında bir faturadır.
Fedakarlıkla borçlandırmak, sevginin en sinsi düşmanı haline gelir. Çünkü veren el artık açık değil; alacaklıdır.
…
Mark Manson'a göre, hak edilmişlik duygusunun en büyük sorunu sürekli iyi hissetme ihtiyacıdır. Gerekirse başkalarının pahasına.
Dünya bize borçluymuş gibi hissettiğimizde, o borcu farklı yollardan tahsil etmeye başlarız. Küseriz. Uzaklaşırız. Sessizce cezalandırırız.
İnsanları görünmez sınavlara tabi tutar, onları kendi hayal kırıklığımızın sorumlusu ilan ederiz.
Bir gün yalnız kaldığımızda anlarız ki, insanlar bizden kaçmıyor; çetelemizden kaçıyor.
…
Mücadele etmek yerine haksızlıkları saymak
Psikanalist Heinz Kohut bu kırılganlığa “narsisistik yara” der. Adı yanıltmasın, hepimizde vardır bu yara. Ama hepsi aynı derinlikte değil.
Bazılarımızın yarası daha derindir. Küçük bir eleştiri karşısında aniden utançla dolup taşarız. Bir sohbet sırasında sözümüz kesildiğinde içimizde beklenmedik bir boşluk hissederiz.
Ve en sessiz olanı: Birinin başarısını kutlarken gülümseriz ama içimizdeki muhasebeci çoktan kalemi eline almıştır.
Durmadan yazar. Ama sadece haksızlıkları.
…
Hesap defteri kabardıkça Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ındaki yeraltı adamı gibi geri çekiliriz.
Konuşamadıkça, isteyemedikçe, gösteremedikçe sadece hınç büyütürüz. Artık haksızlıklar, pasif varoluşumuzun bahanesine dönüşür ve haksızlıklardan zevk almaya başlarız. Çünkü bu, haklılığımızı büyütür.
Daha şevkle yazarız deftere.
"Karaciğerim mi ağrıyor, varsın daha beter ağrısın!" der yeraltı adamı. Tedavi olmayı reddeder; çünkü iyileşmek, kimliğine dönüşmüş hıncından vazgeçmek demektir.
…
Nietzsche, hıncın güçlü insanda anında tükendiğini, güçsüz insanda ise içe dönüp zehre dönüştüğünü yazar. Güçlü olan tepki verir ve geçer. Güçsüz olan ise hayali bir intikamla avunur. Yeraltı adamının defteri bu yüzden kapanmaz: Saymak, eylem yerine geçmiştir.
“Dünya bana borçlu” deyip geri çekildikçe, hayatı daralır, ama haklılığı büyür.
Yeraltı adamı, hıncını bir tür kötülük olarak sahiplenir. Ama daha sonra gerçekle yüzleşir. Bunca yıl, kötü biri olamamak bir yana, herhangi bir şey olmayı becerememiştir.
…
Korinliler'de sevgi şöyle tanımlanır: “Sevgi kötülüğün hesabını tutmaz.”
Ama hesap tutmamak, haksızlığa boyun eğmek anlamına gelmez. Tam tersine. Hınç bizi mücadeleden uzaklaştırır; enerjimizi soruna değil kendi haklılığımıza harcarız.
Çetele tutan kişi savaştığını sanır ama aslında sayar. Sayar, sayar ve hayatını sayarak tüketir.
Defteri kapatan kişi ise yeni bir mücadele için ilk kez ellerinin ve zihninin boş olduğunu fark eder.
Ve hayatını genişletir.
Kaynaklar:
Heinz Kohut - Forms and Transformations of Narcissism
Fyodor Dostoyevski - Yeraltından Notlar
Mark Manson - The Subtle Art of Not Giving a F*ck
Korinliler 1 - Bölüm 12:5
Friedrich Nietzsche - Ahlakın Soykütüğü Üzerine







Yorumlar