Haftalık Huzursuz Psikoloji bültenine üye ol.

Teşekkürler!

Normal İnsanlar: "Neden kocasının elinden kurtaramadın komşun Seda’yı?"





"Hayatınızda kendinizi en çaresiz hissettiğiniz an ne zamandı?”



Bu haftanın sorusu çaresizliklerimizle ilgiliydi. Elbette çoğu mesaj ölümle ilgiliydi; annenin, babanın, kardeşin, kuzenin, dostun ölümüne şahit olmak çaresizlik hissinin en yoğun yaşandığı deneyimlerdi.


Bunun dışında uzun mesajlar da geldi, çoğu erkek şiddetiyle ilgiliydi:






- "Sadece adını bildiğim karşı komşum, gözlerimin önünde merdivenlerden inerek kaçmaya çalışırken kocası tarafından sırtından tüfekle vurularak öldürüldü. Ağır ceza mahkemesinde hakim sordu: “ Neden kocasının elinden kurtaramadın komşun Seda’yı ? Belki de şu an hayatta olacaktı.”


Seda Çelik - 8 Kasım 2019’da öldürüldü. Kocası iyi hal indirimi aldı çünkü ceketi güzeldi. Ben onu kurtaramadım."





"İlk bülteni bugün yeni okuyabildim ve hibristofili ile ilgili röportajınızı çok beğendim. Profilinizin sıkı takipçisiyim aslında, ama ilgili paylaşımınız da gözümden kaçmış. Hibristofili adı altında geçmiyordur muhtemelen, ama ben de büyük ihtimalle narsistik kişilik bozukluğundan muzdarip birinin istismarına uğradım bir buçuk sene boyunca. Psikolojik ve fiziksel şiddet gördüm. Aileme ya da arkadaşlarıma anlatmadım. Leyla Hanım’ın röportajında bahsettiği üzere sosyo ekonomik bir çekincem yoktu ve ailemin birlikte yaşadığımızdan haberi vardı. Fakat Leyla Hanım ile benzer yaşadığımız şey, ilişki içinde ne kadar korkunç biriyse etrafımızdaki kişilere karşı da o kadar sevecen ve kibardı.


Yani konu çok uzun, fakat benim en çaresiz hissettiğim zamanlar maruz kaldığım şiddeti rasyonelleştirmeye çalıştığım bu korkunç dönemdi.


İnsan içten içe çok yanlış bir şey yaşadığını biliyor, ama bu çok çok yanlış seviyesinde olunca kabullenemiyor, kendini yok etmek pahasına bahanelere sığınıyor.


Yaptığınız röportaj ile ilgili de tekrar şunu söylemek isterim, yorumlamadan, yargılamadan, böyle durumları konuşulabilir, üzerine düşünülebilir kıldığınız için çok teşekkürler.


Herkesin başına her şey gelebiliyormuş. İnsanların bunları içlerinden geldiği gibi aktarabileceği hiçbir alan yok, psikoterapi dışında, hatta bazen terapide bile bunları anlatabilmek çok zor oluyor. Olayları objektif biçimde nedenleri ve çözümüyle sorgulamanız değerli bir çaba. Emeğinize sağlık.






" Ben bir eczacıyım, yıllar evvel küçük bir semtin küçük bir mahallesinde bir eczanem vardı. Henüz yirmili yaşlarımın sonlarındaydım. Bütün sorumluluk ve işi tek başıma yüklendim yıllarca, hiç yardım isteme huyum yoktu ve maddi gücüm de el vermiyordu. Bunun üstüne de bel günde bir 36 saat çalışırdım. Nöbet geceleri saat on iki olunca kepenkleri indirir arkadaki odaya geçerdim biri zili çalıp ilaç isteyene kadar. O floresan ışığın altında buz gibi havada yapayalnız sabaha kadar oturup düşünürdüm acaba yaşamımın bir anlamı var mıydı? Çalışmamın bir anlamı var mıydı? Bu derin yalnızlıktan nasıl çıkardım? Neden bu denli büyük bir yükü sırtlanmıştım? Günlerimi ve gecelerimi beni kimsenin tanımadığı hiçbir şeyimin olmadığı bir yere kaçmayı hayal ederek geçiriyordum ve kendimi eczaneyi kapatacak cesareti bulana kadar tam dört yıl bu çaresizlikle boğuşturdum durdum. Hala ara ara midemdeki bulantı hissini, tüm hayatıma dair duyduğum ve titreme olarak hissettiğim tiksintiyi net bir şekilde hatırlıyorum. "





" 5 yaş doğum günümün babam ve babaannemin iş birliğiyle mahvedilmesi. İkisi dışında o evde yaşayan tüm bireyler, o günkü korkunç şiddetten nasibini aldılar. Ürkütücüydü ve elimden hiçbir şey gelmedi maalesef.


Ertesi gün de -doğum günüm için bir gün önceden hediye gelen ve aşık olduğum- Lambada dansı kıyafetimi yer bezi olarak gördüm. O altlı üstlü tatlış dans kıyafetini de kurtaramadım maalesef.


Yıllar geçtikçe koruyamadığım ve kurtaramadığım şeyler arttı ama sağlık olsun.


Şimdilerde en büyük çaresizliklerimi, devlet faşizmine kurban edilen çocukların haberlerini aldığımda yaşıyorum. Ve hepsi 5 yaşına yeni adım atan küçük kızın, annesi ve kardeşleriyle birlikte berbat bir odada tıkılı kaldığı o berbat günü anımsatıyor. Annemin çaresizliğini, domino etkisiyle benim hissettiğim çaresizliği, genel olarak kadınların çaresizliğini falan."





Normalde hiç böyle şeylere yazmam katılmam ama size yazmak istedim. En çaresiz hissettiğim an hastanede yatağımdan kalkamadığım anda yardım isteyeceğim başımda bekleyecek beni sevdiğini sandığım sevgilimin, ailemin, arkadaşlarımdan birinin yanımda olmaması sanırım. Canım yanarak bağıra bağıra kendi kendime kalktiğım o gün en çaresiz ve aslında kimsem olmadığını anladığım günüm sanırım.






Önce annemin şizofren olduğunu kabullendiğim an, sonra kardeşimin şizofren olduğunu anladığım an, akabinde gelişen diğer anlarında yanında olmam diyebilirim sanırım.





"Tahmin etmiyordum hemen bulacağımı ama çok kısa süre düşündükten sonra çok çaresiz hissettiğim bir gece geldi aklıma hemen, hamile olduğumu öğrenmiştim ve bir kaç gün önce riskli sayılabilecek bir ilaç içtiğimi hatırlamıştım ve bir süre bebeğin etkilenip etkilenemediğini anlamak mümkün değildi.


Kendimi en çaresiz hissettiğim an yaklaşık beş babam annemi döverken.


Yaklaşık beş yaşındaydım, annem babamın onu aldattığını yakaladı bu konuyu onla konuşmuştu babam bize gidin yatın deyip annemi dövmeye başladı annemin bağırmalarını duyup yataktan kalkmaya cesaret edememiştim kalksam da bir şeyler yapabileceğimi düşünmüyordum kalkmayı istedim çok istedim ama kalkmadım hem korktum dayaktan hem gücümün etmeyeceğinden hem kolay olduğundan susup yatmak belki uyuduğuma inanırlar (o dönem hala babamı seviyormuşum ) bile dedim sanırım."





Öyle sanıyorum ki ergenlik dönemime ait olandı Kadıköy'den eve dönüyordum minibüs ile, birden yanımda oturan adamın üzerimde olduğunu fark ettim çok utanmıştım ne yapacağımı bilememiştim.


Halbuki o utanç bana ait olmamalıydı.




Sanırım rüyalarımda bağırmaya çalıştığımda sesimin çıkmadığı zamanların hissettirdiği çaresizliği gerçek hayattaki hiçbir anım geçemez.





2 ay önce bir akşam uyudum, sabah yataktan kalkamadım. Kelimenin tam anlamı ile kalkamadım. Başımın 1 milimlik hareketi omurgamı eziyordu. Biri kolumdan tutsun, sırtımı desteklesin istedim. Yalnızlıkla ilgili dertlerim yoktur, kendi içimde barış vardır normalde. 33 yaşındayım ama ilk defa kendimi çok çaresiz hissettim. Su şişesine uzandım, kaldıramadım. Tuvalete girdim, üstümü giyinemedim. Komşularımdan, arkadaşlarımdan yardım isteyemedim. O halde tek başıma acile gittim 1 metre karda. Ömrümün en kötü günüydü. Kendime çok üzülmüştüm.





Geçen hafta sanırım. Komşumuz evde sigara içtiği için şikayet ettik ev sahibine. Ev eski ev olduğu için içtiği bütün sigaranın dumanı üst kata geliyor. İlk önce konuştuk, kapıyı açtığında sigara dumanı çıkmasına rağmen sigara içmediğini söyledi. Biz de kavga çıkmaması adına ev sahibine söyledik. Bizimle alakalı kendisini gay olduğu için yollamak istediğimizi kapısına "gay" yazılı not astığımızı söylemiş ev sahibine. İnanamadım. Hayatımda asla böyle bir şeyle karşı karşıya kalmamıştım. Ne söyleyeceğimi bilemedim. Gay bir arkadaşımla mesajlaşmalarımızı göstereyim herkese, 2 yıl önce lezbiyen bir çiftle yaşadım hiç sorunumuz olmadı, bakın burada mangal yapıyoruz, bakın burada deniz kenarındayım diye fotoğraflarımı mı göstereyim. Instagramda homofobiklerle yaptığım tartışmaları mı göstereyim! Ne yapabilirim?! Bizi suçladığı suçun büyüklüğüne bakar mısınız!? Ev sahibi ona inanmadığını söyledi ama benim korkum geçmedi. Daha neler yapabilir acaba diye düşünmeye başladım.


Şimdi bu yazdıklarım LGBT'ye karşı önyargı oluşturmada kullanılabilir. O yüzden koymayın isterseniz bültene. Sadece çok çaresiz hissediyorum.


Huzursuz Beyin Not: Bu sitenin okuyucularının belirli bir olgunluğa ve akıl yürütme kapasitesine sahip olduğunu düşündüğüm için yanıtı koymakta çekinmedim. Tek bir olaydan yola çıkarak büyük bir kitleye karşı karalama kampanyası yürütecek insanların bu sayfalarda dolaştığına inanmıyorum.



En çaresiz hissettiğim an erkek arkadaşımın beni terk ettiği ve benim duygularımın hâlâ devam ettiği andı. O kadar zor ki çünkü biliyorum ne kadar acı çeksem de başkalarının duygu ve davranışları üzerinde hiçbir kontrolümüz yok. Zaten buna hakkımız da yok.





Instagram paylaşımındaki yorumları okumak için tıklayabilirsiniz