Modern çağın en iyi pazarlanmış fikirlerinden biri şudur:
“Tutkunuzun peşinden gidin.”
Joseph Campbell’ın bize armağan ettiği bu söz, sanki içimizde, keşfedilmeyi bekleyen, parlak bir cevher varmış da bizim tek yapmamız gereken onu bulup arkasından koşmakmış gibi anlaşılır.
İçimizde bu kıvılcımı bir türlü bulamadığımızda ise kendimizi eksik, tutkusuz ve kaybolmuş hissederiz.
….
Oysa Campbell, “Tutkunuzun peşinden gidin,” derken keyif aldığımız bir meslekten, ilişkiden veya hobiden bahsetmez. Bizden istediği, sanki nadir bir kuşu takip eder gibi “canlılık duygumuzun” izini sürmemizdir:
“Doğada da hayatta da yollar bize baştan sona gösterilmez. Önümüzde büyük bilinmezlikler vardır ve şanslıysak, yalnızca ilk işaretleri görürüz. Onları takip edersek belki de bir sonraki işareti.”
Yani, her adımın belirli olduğu basmakalıp yol haritalarının tam karşısında durur:
“Eğer yolun sonunu baştan görüyorsan, bil ki o senin yolun değildir.”
…
Yıllar sonra, Campbell’ın bu “iz sürme” metaforu Afrika’da gerçek bir izcinin hayatında karşılığını bulur.
Vahşi ormanlarda turistlere rehberlik eden Boyd Varty, Bir Aslan İzcisinin Yaşam Rehberi başlıklı bir kitap yayımlar.
Campbell’dan sık sık alıntı yaptığı kitabında, modern hayattaki kaybolmuşluk ve hedefsizlik hissini, doğuştan gelen iz sürme becerimizin körelmesiyle açıklar.
Hepimizin içinde dünyaya sunabileceğimiz eşsiz armağanlar bulunur. Yapmamız gereken, kendi doğamıza yakın durmak ve radarlarımızı sürekli açık tutmaktır.
…
“Doğadaki her şey, kendi olmayı bilir.” der Varty; ağaçlar, tomurcuklarıyla baharı nasıl karşılayacaklarını bilir; arılar, çiçeklere nasıl çekileceklerini bilir. Leoparlar doğuştan yalnızlığın bekçileridir; aslanlarsa birlikte yaşamak için yaratılmıştır.
Biz de doğanın bir parçasıyız ve her birimizin içinde, ne yapması gerektiğini derinden bilen vahşi bir benlik vardır.
Ama ‘-meli, -malı’larla dolu bir yaşam, bizi o vahşi benliğimizden koparır. Kendimizi kaybolmuş hissederiz.
…
Varty’e göre kaybolmak imkansızdır. Çünkü bizler A noktasından B noktasına gitmeye çalışmıyoruz ki yolumuzu kaybedelim. Bizler, canlılığımızı arıyoruz. Onunla en beklenmedik yerlerde karşılaşabiliriz:
“En son nerede hissetmiştin? Oraya geri dön. Odak noktanı genişlet. Kendini ve çevreni dinle.”
Asıl kazanmaya çalıştığımız şey iz bilincidir; kendi iç manzaramızı tanıyıp, dış dünyayı dikkatle okuyabilme hali. Bu nedenle şöyle der:
“Aradığın şeyi görebilmek için kendini eğitmelisin.”
…
Hedef ve kontrol odaklı yaşamaya alışkın kişiler, kendi içsel armağanlarıyla karşılaşmakta zorlanırlar. Çünkü Varty’nin ısrarla belirttiği gibi, ‘Bir sonraki adımı bilmeden hareket etmem’ diyenler, her iz kaybolduğunda donakalır.
Hedef arayan için hedef bulamamak kişisel bir başarısızlıktır. Kendini motivasyonsuz ve tembel sanır. Oysa iz sürücüsü için izi bulamamak doğaldır. “Yanlış yer” diye bir yer yoktur. Bunu çok sevimli bir şekilde açıklarlar:
“Burada değilmiş!” yolu, “Buradaymış” a giden yolun en önemli parçasıdır.
…
İşte, kendi içsel armağanının peşinde olan bir izciyi, sıradan bir yolcudan ayıran kaybolmayacağını bilmesidir. Varty ve arkadaşlarının en sevdiği motto şudur:
“Nereye gittiğimi bilmiyorum ama oraya nasıl varılır biliyorum!”
Burada şunu demek isterler: Süreçte öğreneceğimden eminim. Bu nedenle, bölgenin en iyi izcilerini çıkartan kabile, bu iz sürme sürecine şu ismi vermiştir:
“Şifa Yolu.”
…
Joseph Campbell, aslında hayatın anlamını aramadığımızı söyler. Aradığımız, doya doya yaşadığımızı hissettiğimiz bir hayattır:
“Yaşam öyle bir deneyim olsun ki, başımızdan geçenler iç dünyamızın en derinlerine işlesin ve biz de gerçekten 'var olmanın' coşkusunu duyumsayalım."
“Tutkunuzu takip edin” derken, canlılığımızı kaybettiğimiz yere dönmemize salık verir:
Sizi neyin canlı tuttuğuna bakın. Orada daha çok bulunun. Çevrenizi onlarla doldurun.
Kapılar hiç beklemediğiniz yerlerden açılacaktır.
Kaynaklar:
Boyd Varty - The Lion Tracker's Guide To Life
Joseph Campbell - The Power of Myth



















