En olgun kişiler biraz da çocuksuydu.
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
1913 ylının ekim ayında, kırklı yaşlarına yaklaşan Jung, sahip olmak istediği her şeye sahiptir. Yine de bunalıma girer.
“İstek benden çekildi. Yılgıya kapıldım.” diye anar o günleri...
Birkaç gün sonra Freud ile olan arkadaşlığını sonlandırır. Üniversitedeki görevlerinden istifa eder ve “ruhunu yeniden bulmak amacıyla” iç dünyasına çekilir.
Bu amaçla “Kara Kitaplar” olarak bilinecek “dönüşüm günlüklerini” tutmaya başlar.
...
Jung’un ilk sözleri kaybettiği ruhunadır:
“Ruhum, ruhum, neredesin? Beni işitiyor musun?”
“Beni hala tanıyor musun? Ayrılık ne uzun sürdü!”
Psikanalist, otuzlu yaşları kişinin gölgesiyle tanıştığı, birlikte ölüme indikleri dönüm noktası olarak nitelendirecektir.
“Bu dönüm noktası geldiğinde insanlar çeşitli yollardan geçer” diye devam eder Jung, “kimi yüz çevirir ona, kimi de içine dalar.”
Ama yüz çevirenler bu yüzleşmeden kaçamaz.
Yazgıları onları daha ağır bir bunalıma sürükler.
...
Jung bütün hislerini, düşüncelerini, fantezilerini, ne kadar uçuk kaçık olursa olsun her gün yazar.
Ve yıllar boyu rol yaptığını anlar.
“Eskiden ruhum dediğim şeyin hiç de benim ruhum olmadığını, ölü bir dizge olduğunu kabul etmek zorundaydım,” diye yazar pskanalist.
“Yılgınlık” dediği, yabancılaşmış bir ruhla yaşamasından kaynaklanan boşluktur.
Bir de üstüne zaman, kötü kalpli bir efendi gibi, onu suçluluğun kırbacıyla vurur durur.
...
Jung, fark eder ki, bu yılgınlık hali, çocuklukta bıraktığı ruhuyla yeniden kavuşabilmenin tek yoludur.
Yani, hayat dediğimiz zaten ruhu kaybetme ve ona yeniden kavuşabilme serüvenidir.
Her dönemin kendine has doğruları vardır. Bugün farklı doğrulara inanmamız, önceki dönemi yanlış yaşadığımız anlamına gelmez.
“Yaşadığım tüm mutlu ve tüm üzgün saatler için, her neşe ve her keder için hayata teşekkür edelim,” diye yazar Jung ve ekler:
“Ruhum, yolculuğum seninle devam edecek.”
Çocuklukla bütünleşmek
Abraham Maslow da hayatımızın ikinci yarısında ne istediğimizi bulabilmek için çocukluğumuzla bütünleşmemiz gerektiğini söyler. Ama nasıl?
1956 tarihli “Yaratıcılığın Önündeki Duygusal Engeller” adlı makalesinden yola çıkarak büyümeyi bir paket değişimi olarak görebiliriz.
Çocuksuluk paketinde merak, esneklik, oyunculuk, hayal kurabilme, duygularımızla yakınlık vardı.
Yetişkinlik paketinde ise akıl, mantık, sağduyu, sabitlik, uyum ve düzen…
...
Maslow, yetişkinlik paketini bırakıp çocuksuluk paketine dönmemizi önermez. Aksine daha da genişlemeyi önerir: İki paketin bütünleşmesini...
Bir yanda olgunluğun getirdiği akıl, mantık, sağduyu, uyumluluk, düzen...
Diğer yanda çocuksuluğun getirdiği merak, oyunculuk, heyecan, duygulara yakınlık ve cesaret.
“Tanıdığım en olgun kişiler biraz da çocuksuydu,” der Maslow ve makalesini şu cümleyle bitirir:
“Gerçekten bütünleşmiş bir kişi, hem çocuksu hem de olgun olabilir.”
...
Elbette nasıl ki bir günde yetişkin olmadıysak, bir günde çocuksuluğumuzla bütünleşemeyiz.
Jung, çocuksu ruhuyla yeniden bütünleşme amacıyla yazdığı günlüklerinde arkadaşlarına da bir not düşer:
“Bugüne dek beni yarım insan olarak tanıdınız. Çünkü ruhum beni yitirmişti.”
Ve kalan kırk sekiz yılı, “elalem ne der?” diye düşünmeden, en tuhaf duygu ve düşüncelerini çocuksu bir merakla irdeleyerek geçirir.
Bu bütünleşme sonucunda bizlere, “aklı biraz kaçık bilge” imgesi ve muhteşem eserler bırakır.
...
Başta rasyonellik olmak üzere yetişkin özelliklerimiz çok değerlidir. Ama Maslow’un uyardığı gibi, tek yönlülük, çocuksuluğumuzun yaratıcılığını emip, bizi robotsu bir yaşama itebilir.
Üretim saplantılı dünyada makineleşmiş insanların, çocuksu ruhlarına yönelik yılgın özlemini Yaşar Kurt pek güzel dile getir:
“Sarıl bana ruhum, ne olur sar beni
Çığlıklar geçti üstümden, bulutlar geçti
Ve o gençlik günlerimizde, sen ve biz,
Seni öldü sandım ruhum, biliyor musun?
Sensiz yaşamaya alıştırdılar galiba,
Özledim.”
Kaynaklar:
Carl Gustav Jung - Kırmızı Kitap
Carl Gustav Jung - Black Books
Abraham Maslow - Emotional Blocks to Creativity
Yaşar Kurt - Fırt Emin







Yorumlar