top of page
Ara

Seneca, zihnimizi ara sıra dinlenmesi gereken verimli bir tarlaya benzetir.


Gerçekten de, en parlak düşünceler baskı altında değil, gevşediğimiz anlarda doğar. Yürürken, duş alırken veya uyurken gelirler bize.


Bilim tarihi, yıllar boyu didinip de çözüme ulaşamayanların, vazgeçtiklerinden sonra ansızın gelen ilhamlarıyla doludur.


Amos Tversky ne güzel söyler: "Bazen kendimize bir saat harcamadığımız için yıllarımızı heba ederiz."


...


Ne var ki artık dinlenmeye tahammülümüz yok.


Yazar Matthew Hussey’in despot iç sesi hakkında söyledikleri birçoğumuza tanıdık gelir:


“Kendimi acımasız bir programa mahkum etmeden, üretkenliğimi saniye saniye denetlemeden anlık neşe ve huzura layık olduğuma inanmakta zorlanıyorum. Neşe ve özşefkat, içimdeki bir zalim tarafından yasaklanıyor. Ancak gün boyu yeterince yıprandığıma kanaat getirince bana bir lütuf gibi sunuluyor:


‘Tamam, yatmadan önce ona yarım saatlik huzur ver. Ama unutma, yarın yeniden başlayacağız.’”


...


Kendimize ayıracağımız o küçücük zaman bile bazılarımıza lüks gelir.


Gün boyu çalışmış, evin yükünü taşımış, çocuklarla uğraşmak zorunda kalmış biri bile kendisine ayıracağı zamanı israf olarak algılayabilir.


Yatmaya yakın, son enerjisiyle bitmek bilmeyen yapılacaklar listesinden bir madde daha işaretlemeye çalışır. Ama bu, baştan kaybedilmiş bir savaştır, çünkü yükü en başından beri yapabileceklerinden çok daha fazladır.


Ve gece, başardıklarının gururu değil, yetiştiremediklerinin suçluluğuyla kapanır. Sabah, dinlenmiş bir ruh değil, ertesi güne taşınan yorgunlukla uyanır.


...


Hartmut Rosa, kendimizi durmaksızın bir uğraştan diğerine atmamızı hızlanma ve rekabetle açıklar.


Kapitalizm, bireyi bir yatırım aracına, zamanı ise en değerli hammaddeye dönüştürür: “Kendime yatırım yapıyorum,” “Çocuğuma yatırım yapıyorum” gibi cümleleri sık sık kullanırız.


Modern hayatta birçok kişi için durmak, bu yatırımdan vazgeçmek olarak algılanır. Hele sosyal medyada herkesin hızla ilerlediğini görünce, geride kalıyormuş gibi hissederiz.


Oliver Burkeman’ın dediği gibi, tarihte ilk kez, soluksuz çalışmak bir yük olmaktan çıkıp, böbürlenme kaynağına dönüşür.


Özel olma hissinin baskısı


Zaman hammaddeye dönüşünce “boş vakit” de anlamını yitirir. İçimizdeki despot, her anı geleceğe yatırım yapmaya zorlar. İlle de bir amaç, bir performans gereklidir.


Burkeman’ın mizahi anlatımıyla: Kişi, mahallesinde huzurla bir tur atmaz ama her yıl maratona hazırlanır.


Bizi rahatlatması gereken spor, dans, kitap okumak ve hatta tatil bile artık bir performans gösterisine dönüşür; kendimizi sürekli ölçüp başkalarıyla kıyaslarız.


...


Zaman hammaddeye dönüşünce, her şeyin zamansal bir fiyatı olur. İçimizdeki despot, hiç susmaz; kulağımıza hep aynı soruları fısıldar:


“Ebeveynlerini ziyaret etmek zaman harcamaya değer mi?” “Arkadaşının derdini dinlemek bu zamana değer mi?” “Şöylece oturup dinlenmek gerçekten gerekli mi?”


Erich Fromm, dinlenmeyi bilmeyen toplumları sağlıksız olarak nitelerken Marx’ın sözleriyle bizi uyarır:


“Artık zaman her şeydir, insansa hiçbir şey. İnsan, zamanın cesedini taşır.”


...


Zaman hammaddeye dönüşünce, kazanca dönüşmeyen her faaliyet göz ardı edilir.


Ev temizlemek, yemek pişirmek, çocuk bakmak—kazanç getirmeyen her şey değersizdir.


Ama tarihçi Katrine Marçal’ın dediği gibi, bu görünmez işleri yapan bir kadın mutlaka vardır:


“Ekonomideki gerçek görünmez el, Adam Smith’lerin yemeklerini pişirmekle meşguldür.”


Ama bunları yapan kadınlar, yine de günü “hiçbir şey yapmadan” geçirdiklerini sanarak suçlulukla kapatırlar.


...


Byung-Chul Han’a göre, bizi kurtaracak olan yorgunluğumuzu ve sınırlarımızı kabul etmektir.


Dinlenme zamanlarında kendimizi vurduğumuz kamçıyı bırakmaya alışmalıyız. Köklerimizin bakımı ve ruhumuzun tamiratı için dinlenmeyi hatırlamalıyız.


Köklerimiz güçlenmeli ki, bu hız çağında savrulmadan durabilelim; belirsizliğin içinde filizlenen doğru yanıtları duyabilelim.


Yoksa, kendimiz için bir saat harcamayarak yıllarımızı heba ederiz.



Kaynaklar:

Seneca - On Leisure

Hartmut Rosa - Yabancılaşma ve Hızlanma

Oliver Burkeman - Four Thosand Weeks

Byung-Chul Han - Yorgunluk Toplumu

Eric Fromm - Sağlıklı Toplum

Katrine Marçal - Adam Smith'in Yemeğini Pişiren Kimdi?

Karl Marx - Felsefenin Sefaleti

Michael Lewis - The Undoing Project

Matthew Hussey - Love Life

Yeni yıl, birçoğumuz için temiz bir sayfa açma umudunu temsil eder.


Ancak araştırmalar, her beş kişiden dördünün yeni yıl kararlarını sürdüremediğini ortaya koyuyor.


Yine de umut var. Konu hakkında uzman Profesör Katy Milkman’a göre, eski benliğimizi geride bıraktığımıza inanırsak, “taze başlangıç etkisi” sayesinde değişim daha kalıcı hale gelebilir.


Peki insan, bir günde, benliğini geride bıraktığına nasıl inanır?


...


Beynimiz, dönüm noktalarına ve yeni başlangıçlara oldukça duyarlıdır.


Milkman, zamanı sürekli akan bir nehir gibi değil, parça parça bölümler halinde algıladığımızı söyler.


Ve her bölümün bir bitişi ve diğer bölümün bir başlangıcı vardır.


Bu bölüm başlangıçları; yılın, ayın ya da haftanın ilk günleri olabileceği gibi ayrılık, taşınma, mezuniyet, işe başlama veya istifa gibi önemli hayat olaylarını da kapsayabilir.


Tarih veya olay gözümüzde ne kadar büyükse, taze başlangıç etkisi de o kadar büyük olur.


...


Yeni başlangıçlara karşı duyarlılığımız, tarih boyunca çeşitli ritüellerin doğmasına yol açtı.


Din tarihçisi Mircea Eliade’ye göre, Babil’deki Akitu Ayinleri’nden Eski Roma’nın Saturnalya’sına kadar toplumlar, “yeniden doğuş” ritüelleriyle bu etkiyi hayata geçirdi.


Kozmosun sürekli yeniden doğduğuna inandık.


Ortaçağ’da yaşamış coğrafyacı El-Dimeşki’ye göre İran Tatarlarının newroz kutlamalarında kral şöyle dermiş:


"İşte yeni yılın yeni ayının yeni günü; harcanmış zaman yenilenmelidir!"


...


Peki, taze başlangıcın yarattığı itici güç, neden kararımızı sürdürmemize yetmiyor?


Milkman bunu iki şekilde açıklıyor:


1. Yeni yıl kararları o kadar yaygın ki, sürdürebilenler az gibi görünse de, milyonlarca insan başarıya ulaşıyor.


2. Eğer zaten iyi bir süreçteysek, “yeni bir sayfa” inancı gelişimimizi bozabiliyor.


Taze başlangıç etkisi, özellikle bir önceki dönemden hoşnut olmayanlar için daha etkili oluyor.


Yansımalar & beklentiler


Değişimi sürdürmek için özgüvene ihtiyacımız var. Ancak çağımızın şefkatsiz telaşı, olumlu yönlerimizi görmemizi engelliyor.


Geçen sene, telaşımızı hafifletmek, birikimlerimizi fark etmek ve kendi hikayemize odaklanabilmek için bir kitapçık hazırlamıştım.


Yoğun ilginiz beni çok mutlu etti. Yanıtlarınızı paylaştınız, hatta bazıları çıktısını alıp şirketlerinde kullandı. Bunun için teşekkür ederim.


Bu sene, “Yansımalar & Beklentiler” formunu güncelledim.


...


Kitapçıkta, 2024’te neler biriktirdiğinizi ve 2025’te nelere öncelik tanımak istediğinizi belirlemek için yanıtlayabileceğiniz onar adet soru var.


2024’ten biriktirdiklerimize dair soru örnekleri:


> Geçen seneden hatırladığın en güzel anılar hangileriydi?


> Geçen sene en çok minnet duyduğun kişiler kimlerdi?


> Geçen sene kendinle gurur duyduğun şeyler nelerdi?


...


2025’ten beklentilerimize dair soru örnekleri:


> İlham aldığın ve saygı duyduğun insanlar kimler? Hangi nitelikleri seni etkiliyor?


> Hangi ortamlarda bulunmak seni yetersiz, değersiz veya çaresiz hissettiriyor?


İlham umuduyla, geçtiğimiz yılın bültenlerinden alıntılar da yerleştirdim.


Hedeflerinizi netleştirmek için dilerseniz huzursuzbeyin.com adresinden PDF formatındaki dosyayı indirip bastırabilir; dilerseniz Google Forms’a eklediğim formu doldurup bir kopyasını alabilirsiniz.


...


Geçmişi değiştiremeyiz, ama bugünden başlayarak geleceğimizi yeniden şekillendirebiliriz.


Yeni yıl, biraz da taze başlangıçlara olan inancımızdır. Benjamin Button’un sözleriyle bitirelim:


"Umarım, seni şaşırtacak şeyler yaşarsın. Umarım, daha önce hiç hissetmediğin şeyler hissedersin. Umarım, farklı bakış açıları olan insanlarla tanışırsın. Umarım, gurur duyacağın bir hayatın olur. Ama öyle olmadığını anlarsan… umarım, en baştan başlayacak gücü bulursun."


Yeni sayfaları anlamlı deneyimlerle doldurduğunuz bir yıl dilerim.


KİTAPÇIĞI BURADAN İNDİREBİLİRSİN.


FORM İÇİN BURAYI TIKLAYABİLİRSİN.



Kaynaklar:

Katy Milkman - How to Change

Mircea Eliade - Ebedi Dönüş Mitosu

The New York Times - Will Your Resolutions Last Until February?

Doğru adımı bilip, o adımı atamamak bizi iradesiz hissettirir.


Sanki içimizde ayrı, otoriter bir varlık bulunur ve şöyle der:


“Tamam, bu doğru karar. Ama sen bu kararı sürdürebilir misin? Her gün bu kararı almaya devam edebilir misin? Çünkü kararlar alıp yarıda bırakmandan bıktım. Her birinde özgüvenim azaldı. Bir kez daha başarısızlık istemiyorum.”


Bize de eyleme geçememek kalır.


...


Pratik çözüm önerileri de işe yaramaz. Çünkü doğru rotayı bulmamız yetmez, içimizdeki otorite, belirsizliğin sularına delik deşik bir tekneyle açılmak istemez:


“Tamam, ondan ayrılacaksın ama ayrı kalmayı sürdürebilecek misin?”


“Tamam, spora başlayacaksın ama istemediğin günlerde de devam edebilecek misin?”


“Tamam, onunla yüzleşeceksin ama kendine ihanet etmeden derdini anlatabilecek misin?”


Yani, olası duygusal fırtınayla baş edebilecek misin, yoksa ölecek misin?


...


Psikanalist Otto Kernberg belirsizlikten doğan anksiyete için bir çözüm sunar; kendimizi derinlemesine tanımak:


“Kaygı nedir? Bilinmeyenden korkmak. Peki, bilinmeyen nedir? Gelecekte hissedeceğimiz duygular...”


Kendisinin her halini bilen ve barışık olan kişi, gelecekteki duygularından çok daha az korkar.


Ama bir sorun var, olumsuz yönlerimizi görmezden gelmeye, yadsımaya, inkar etmeye programlıyız. Yani, teknemizin deliklerini çoğu zaman fark etmeyiz bile.


...


Bu nedenle Jung, dış dünyanın kaptanı olmak isteyen kişinin, önce iç dünyasının kaptanı olması gerektiğini söyler.


Sevimsiz bir görev bizi bekler: Derinlerimize inip kendi karanlığımızla ve gölgemizle tanışmak.


“Kişi aydınlık yanlarını düşünerek değil,” diye yazar psikanalist, “içindeki karanlığı bilinçli hale getirerek aydınlanır.”


Görev zordur ama Jung’a göre büyük, çok büyük bir mükafatı vardır:


En büyük fırtınalarda bile sarsılmayan bir özgüven.


Merhaba gölge


Derinlerimize indikçe, tembellik, korkaklık, yapmacıklık, mükemmelliyetçilik, yalancılık gibi olumsuz yönlerimizle karşılaşırız.


Kernberg, birbiriyle çelişen yönlerimizi ne kadar kabul edebilirsek o kadar güçleneceğimizi söyler.


Bir konuda tembel olmamız, her konuda tembel olduğumuz anlamına gelmez. Bir konuda korku duymamız, bazı konularda cesur olduğumuz gerçeğini değiştirmez.


Zıtlıkların aynı anda var olabileceğini kabul etmeliyiz.


...


İçimizde kötülükle karşılaştığımızda panik yapmamamız gerekir.


Çünkü kötülük tohumlarımızı fark edebilmek aslında iyiliğe giden yolun en önemli durağıdır.


C.S. Lewis, bu durumu şöyle aktarır:


“Bir kişi iyiye gittiğinde, içinde biraz da olsa kalmış kötülüğü daha net fark etmeye başlar. Bir kişi kötüye gittiğinde ise içindeki kötülüğü daha az fark eder. Orta derecede kötü bir insan çok iyi olmadığını bilir ama tamamen kötü bir insan, muhtemelen iyi biri olduğuna inanır.”


...


Ve olumsuz yönlerimizi değiştirmek için değil, onların varlığını kabul etmek için baktığımızı unutmamalıyız.


Yazar Henry Miller, Anais Nin’e yazdığı mektupta bu durumu “teslim olursan, sorun da ortadan kalkar” diye açıklar:


“Olumsuz yönleri çözmeye ya da fethetmeye çalıştıkça, daha fazla direnç yaratırız. Artık kabul etmek zorunda kaldım, çoğu şeyde bir kontrolüm yok. Bilinç dışımdaki güçlerle uyum ya da ritim içine girmem gerekir. Bizim bu suçluluk duygusu dediğimiz, aslında kendimizi bir bütün olarak verememizden kaynaklanır.”


...


Jung, bir seminerinde, “Ne mutlu komşusuna şefkatli davranana,” der. “Ama keşke o şefkati içindeki en çirkin haline de gösterebilse!”


“Ama ne yazık ki onu saklamak ve komşusunun çiçekleriyle uğraşmak daha kolayına gelir.”


Oysa kişi, derinlerine inip en çirkin haliyle barıştığında, onu anladığında, onu dinlediğinde en büyük hazineye kavuşur:


“Belirsizliğin getirdiği anksiyeteye kendi içsel kaynaklarıyla göğüs gerebileceğine inanma hakkına...”


Yani, özgüvene...



Kaynaklar:

Carl Gustav Jung - Collected Works of Jung: Volume 14

Carl Gustav Jung - Collected Works of Jung: Volume 13

Catharine Rush Cabot - Jung, My Mother and I

Otto Kernberg - Borderline Documentary

C.S. Lewis - Mere Christianity

Anais Nin, Henry Miller - A Literate Passion

30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page