Kendine bir saat ayırmadığın için yıllarını harcıyorsun.
- 18 Tem
- 3 dakikada okunur
Seneca, zihnimizi ara sıra dinlenmesi gereken verimli bir tarlaya benzetir.
Gerçekten de, en parlak düşünceler baskı altında değil, gevşediğimiz anlarda doğar. Yürürken, duş alırken veya uyurken gelirler bize.
Bilim tarihi, yıllar boyu didinip de çözüme ulaşamayanların, vazgeçtiklerinden sonra ansızın gelen ilhamlarıyla doludur.
Amos Tversky ne güzel söyler: "Bazen kendimize bir saat harcamadığımız için yıllarımızı heba ederiz."
...
Ne var ki artık dinlenmeye tahammülümüz yok.
Yazar Matthew Hussey’in despot iç sesi hakkında söyledikleri birçoğumuza tanıdık gelir:
“Kendimi acımasız bir programa mahkum etmeden, üretkenliğimi saniye saniye denetlemeden anlık neşe ve huzura layık olduğuma inanmakta zorlanıyorum. Neşe ve özşefkat, içimdeki bir zalim tarafından yasaklanıyor. Ancak gün boyu yeterince yıprandığıma kanaat getirince bana bir lütuf gibi sunuluyor:
‘Tamam, yatmadan önce ona yarım saatlik huzur ver. Ama unutma, yarın yeniden başlayacağız.’”
...
Kendimize ayıracağımız o küçücük zaman bile bazılarımıza lüks gelir.
Gün boyu çalışmış, evin yükünü taşımış, çocuklarla uğraşmak zorunda kalmış biri bile kendisine ayıracağı zamanı israf olarak algılayabilir.
Yatmaya yakın, son enerjisiyle bitmek bilmeyen yapılacaklar listesinden bir madde daha işaretlemeye çalışır. Ama bu, baştan kaybedilmiş bir savaştır, çünkü yükü en başından beri yapabileceklerinden çok daha fazladır.
Ve gece, başardıklarının gururu değil, yetiştiremediklerinin suçluluğuyla kapanır. Sabah, dinlenmiş bir ruh değil, ertesi güne taşınan yorgunlukla uyanır.
...
Hartmut Rosa, kendimizi durmaksızın bir uğraştan diğerine atmamızı hızlanma ve rekabetle açıklar.
Kapitalizm, bireyi bir yatırım aracına, zamanı ise en değerli hammaddeye dönüştürür: “Kendime yatırım yapıyorum,” “Çocuğuma yatırım yapıyorum” gibi cümleleri sık sık kullanırız.
Modern hayatta birçok kişi için durmak, bu yatırımdan vazgeçmek olarak algılanır. Hele sosyal medyada herkesin hızla ilerlediğini görünce, geride kalıyormuş gibi hissederiz.
Oliver Burkeman’ın dediği gibi, tarihte ilk kez, soluksuz çalışmak bir yük olmaktan çıkıp, böbürlenme kaynağına dönüşür.
Özel olma hissinin baskısı
Zaman hammaddeye dönüşünce “boş vakit” de anlamını yitirir. İçimizdeki despot, her anı geleceğe yatırım yapmaya zorlar. İlle de bir amaç, bir performans gereklidir.
Burkeman’ın mizahi anlatımıyla: Kişi, mahallesinde huzurla bir tur atmaz ama her yıl maratona hazırlanır.
Bizi rahatlatması gereken spor, dans, kitap okumak ve hatta tatil bile artık bir performans gösterisine dönüşür; kendimizi sürekli ölçüp başkalarıyla kıyaslarız.
...
Zaman hammaddeye dönüşünce, her şeyin zamansal bir fiyatı olur. İçimizdeki despot, hiç susmaz; kulağımıza hep aynı soruları fısıldar:
“Ebeveynlerini ziyaret etmek zaman harcamaya değer mi?” “Arkadaşının derdini dinlemek bu zamana değer mi?” “Şöylece oturup dinlenmek gerçekten gerekli mi?”
Erich Fromm, dinlenmeyi bilmeyen toplumları sağlıksız olarak nitelerken Marx’ın sözleriyle bizi uyarır:
“Artık zaman her şeydir, insansa hiçbir şey. İnsan, zamanın cesedini taşır.”
...
Zaman hammaddeye dönüşünce, kazanca dönüşmeyen her faaliyet göz ardı edilir.
Ev temizlemek, yemek pişirmek, çocuk bakmak—kazanç getirmeyen her şey değersizdir.
Ama tarihçi Katrine Marçal’ın dediği gibi, bu görünmez işleri yapan bir kadın mutlaka vardır:
“Ekonomideki gerçek görünmez el, Adam Smith’lerin yemeklerini pişirmekle meşguldür.”
Ama bunları yapan kadınlar, yine de günü “hiçbir şey yapmadan” geçirdiklerini sanarak suçlulukla kapatırlar.
...
Byung-Chul Han’a göre, bizi kurtaracak olan yorgunluğumuzu ve sınırlarımızı kabul etmektir.
Dinlenme zamanlarında kendimizi vurduğumuz kamçıyı bırakmaya alışmalıyız. Köklerimizin bakımı ve ruhumuzun tamiratı için dinlenmeyi hatırlamalıyız.
Köklerimiz güçlenmeli ki, bu hız çağında savrulmadan durabilelim; belirsizliğin içinde filizlenen doğru yanıtları duyabilelim.
Yoksa, kendimiz için bir saat harcamayarak yıllarımızı heba ederiz.
Kaynaklar:
Seneca - On Leisure
Hartmut Rosa - Yabancılaşma ve Hızlanma
Oliver Burkeman - Four Thosand Weeks
Byung-Chul Han - Yorgunluk Toplumu
Eric Fromm - Sağlıklı Toplum
Katrine Marçal - Adam Smith'in Yemeğini Pişiren Kimdi?
Karl Marx - Felsefenin Sefaleti
Michael Lewis - The Undoing Project
Matthew Hussey - Love Life







Yorumlar