İçimizdeki derin kızgınlık




Çocukken anne ve babalarımıza karşı geliştirdiğimiz olumsuz duyguların üstünün kapatılmasıyla başlayan süreç, insanın giderek kendisine yabancılaşmasına ve sonunda kendisi olamamanın suçluluğunu yaşamasına neden olur. Varoluş suçluluğu denilen bu duygu anlamlı bir yaşamı gerçekleştirememiş olmaktan kaynaklanır.


Halbuki herkesin çocukluk döneminde bir şeyler aksar. Ama insan, duyguların dürüstçe yaşanabildiği bir çevrede yetişmişse olumlu duygular gibi olumsuz duygularını da açıkça yaşamayı öğrenir. Böylelikle bu tür duyguların aslında herkesçe yaşandığının farkına varır.


Ancak birçok insan, böyle bir ortamda yetişmediği için, bu tür olumsuz duyguları yalnızca kendisinin yaşadığını düşünür.


Bu duygulardan biri olan insanlardan korku aslında insanlara (başta ebeveynlerimiz olmak üzere) kızgınlığımızın bir sonucudur. Onlara kızarız, düşmanca duygular besleriz ve sonra bu duygularımızın dışarıdan fark edilmesi tehlikesine karşı korkmaya başlarız. Bu yüzden bu kızgınlığı başkalarına yönlendiririz.


Bazı insanlar bu düşmanca duyguları kendisine yöneltir. Suçluluk ve değersizlik duyguları üstüne bocalanır ve bu duygulara “kimse beni istemiyor” düşüncesi eklenir. Onlar da bu argümanı doğrulayan kanıtlar arar ve bulurlar da.


Bazı insanlar ise bu düşmanca duyguları dışa yansıtır ve etrafındaki insanların olağan davranışlarını yanlış yorumlayarak, onların kendisini eleştirmekte ya da suçlamakta olduğuna ilişkin gerçekte varolmayan kanıtlar yaratır. İnsanın aslında kendisinde varolan düşmanca eğilimleri başkalarına mal etmesi biçiminde yaşanan bu duyguya alınganlık denir.


İster kendisini ister dışarıyı suçlayan olsun, diğer insanlarla birlikteyken tedirgin olan kişi, tüm enerjisini gereksiz yere savunma amacıyla kullanır, bu yüzden kendisinde varolan potansiyeli harekete geçiremez ve kapasitesinin altında bir etkinlik gösterir. Hatta bazen birbirini yeni yeni tanıyan insanlar, reddedilme kaygıları yüzünden ilişki başlatamazlar. "O reddetmeden ben reddedeyim" kaygısı nedeniyle yalnız kalan çok insan vardır.


Sonuç olarak alınganlık gibi sinsice yaşanan duygular, insanların bize, bizim de onlara ulaşabilmemizi engeller. Çünkü onların gerçek bizi değil, gösterdiğimiz yanlarımızı kabul ettiğimizi biliriz. Sonunda, kabul edilen gerçek benliğimiz olmadığı için, kendimizi de kabul edilmiş hissedemeyiz.


Yazan: Emre Özarslan (Huzursuz Beyin)

Alıntılar: Engin Geçtan - İnsan Olmak


Instagram: https://www.instagram.com/huzursuz.beyin/

Facebook: https://www.facebook.com/huzursuzbeyin/

Twitter: https://twitter.com/huzursuz_beyin

LinkedIn: https://www.linkedin.com/in/huzursuzbeyin/