Günün kitap tavsiyesi: Kaybolan Bağlar / Johann Hari




Antidepresan aldığım halde neden hala depresyondayım?


Bütün yolculuklar bir soruyla başlar. Kendisini bildi bileli kronik bir üzüntüyle mücadele eden Johann Hari de otuz yaşına geldiğinde bu soruyu sorar kendine. 18 yaşında antidepresan kullanmaya başladığı günü hatırlar: doktoru bütün bu sorunların beynindeki hormon dengesizliğinden kaynaklandığını belirtmiş ve dengeyi sağlamak için antidepresan yazmıştı.


Sonra sırasıyla şunlar oldu: bir süre mutlu hissetti kendisini Johann, sonra hüzün geri geldi, yine doktora gitti ve ilacın dozu arttı, yine mutlu hissetti, yine hüzün geri geldi, doktora gitti ve ilacın dozu arttı.


Johann otuz yaşına geldiğinde hem kilosu hem de ilacının dozu artmış şekilde bakakaldı dünyaya ve neden ilaç aldığı halde depresyonda olduğunu sorgulamaya başladı. Önce lanetli olduğunu düşündü ama, başka bir soru daha kemiriyordu içini:


-> Madem sorun bende, o zaman neden bütün dünyada depresyonda olan insan sayısı bu kadar arttı?


Sonrası gazeteci Johann Hari’nin bütün dünyayı dolaşıp alanında uzman bilim insanlarıyla konuşup depresyonun nedenlerini bulma ve kendince ondan nasıl kurtulunabileceğinin hikayesi.


Neden bu kitabı öneriyorum:


Önemli bilimsel makalelerden ve bilim insanlarıyla yapılan konuşmalardan oluştuğu halde okuması rahat ve akıcı bir dille yazılmış. Konular, her modern çoksatanda olduğu gibi özenli bir şekilde kategori edilmiş. Başta Robert Sapolsky olmak üzere Johann Hari’nin röportaj yaptığı bilim insanları konularında uzman isimler. Depresyon tanısının geçmişini, konuyla ilgili önemli araştırmaları ve makaleleri okuyucuyu sıkmadan anlatabiliyor. Barındırdığı öyküler de ilgi çekici.


Ancak okuma yaparken dikkatli olmak gerekiyor. Yazar, bilim insanı değil de gazeteci olduğu için alıntıladığı makalelerle ve yaptığı röportajlarla ilgili kendi yorumların aşırı genelleme ve yanlış akıl yürütmelerde bulunuyor. Bir bilim insanı olsaydı olayı bu kadar “siyah / beyaz” göstermezdi ama büyük ihtimalle bu kadar akıcı bir kitap da yazamazdı. Herkes Oliver Sacks değil sonuçta.


Ama hakkını yemeyelim, yazarın kitap için açtığı lostconnections.com sitesinde bütün eleştirilere düzenli olarak cevap veriyor.

Özellikle kimler okumalı:


Depresyon ve depresyonun iş hayatı, çocukluk travması ve yalnızlık gibi çevresel nedenleri hakkında bilgi sahibi olmak isteyen ve hikaye anlatımlı akıcı kitaplardan hoşlanan arkadaşlarım bu kitabı kesinlikle okumalı. Önemli bilim insanları ve makaleleri kapsadığı için depresyon konusunda iyi bir başlangıç kitabı – ancak kesinlikle daha bilimsel kitaplara desteklenmeli.


Yanında ne iyi gider?


Eğer siz daha çok “bana depresyonun nedenleri değil, gündelik hayatımı kolaylaştıracak kitaplar lazım” diyorsanız David Burns – İyi Hissetmek, Russ Harris – Mutluluk Tuzağı, Dennis Greenberger Evinizdeki Terapist, Öz Şefkatli Farkındalık – Kristin Neff gibi kitaplara bakabilirsiniz.


Eğer, “ben psikolojik tanıların tarihiyle ilgilenmek istiyorum” derseniz, Andrew Scull – Uygarlık ve Delilik, Michel Foucault – Deliliğin Tarihi, Lewis Wolpert – Manifacturing Depression’i öneririm.