top of page
Ara


On dördüncü sayıdan merhaba!


Haftanın Normal İnsanlar konusu bizi gülümseten üç şey ve nedenleriydi. Pek kolay bir konu olmasa da yazar arkadaşlarım iyi iş çıkardılar, kendilerini tebrik ederim. Her hafta olduğu gibi benim de bir yazım bulunuyor bölümde.


Haftanın psikoloji testi ile kararsızlığınızın şiddetini ölçebilirsiniz. Bu konuda bilgi almak isteyen arkadaşlarıma test sonucu sayfasında bazı kitaplar önerdim.


Haftanın kitabı olarak ise Duygusal Zeka kavramının yaratıcıların Daniel Goleman'ın kitabını seçtim. Zeka konusu tartışmaya açık olsa da, duygusal zekanın önemi pek yadsınmıyor.


Yazma projesine katılmak isteyen arkadaşlarım bana Instagram'dan ulaşabilirler.


Sevgiler, huzurlu haftalar,


Huzursuz Beyin

Emre ÖZARSLAN



Bu sayıda neler bulacaksınız?

  1. Haftanın psikoloji testi: Ne kadar kararsızsınız?

  2. Normal İnsanlar: Sizi gülümseten üç şeyi ve nedenleri

  3. Fırından yeni çıkmış psikoloji makaleleri

  4. Haftanın animasyonu: Tin Toy

  5. Haftanın kitabı: Duygusal Zeka

  6. Beğendiğim içerikler


HAFTANIN PSİKOLOJİ TESTİ Psikoloji testi: Ne kadar kararsızsınız?



Bu 15 soruluk ölçekle kararlılığınızı ölçebilirsiniz.




NORMAL İNSANLAR: Normal İnsanlar: Gülümseten üç şey




Bu haftanın normal insanlar konusu "sizi gülümseten üç şey ve nedenleri" idi. Katılan bütün yazar arkadaşlarıma saygılarımı sunuyor, emeklerine sağlık diyorum. Haftanın yazıları: 1. Yarım Gülümsemeler - Huzursuz Beyin 2. Fermata – Edward Bloom 3. Çünkü Ondan Dolayı – İki 4. Bir Kedim, İki Kedim, Üç Kedim – Ayşe Çetinkaya 5. Her Şey Yolunda – San 6. Lütfen Beni Övün – Rojda Aksoy 7. Çünkü Ben Beşiktaşlıyım Ya – Mutlu 8. Gülümse Bak İyi Gelecek – Sehvenli 9. Hava Durumu Tahmincisi – Herzi 10. Hisler Hapishanesi – Saturnuslog 11. Üç Elma – Bir Başka Dünyadaki 12. Mütebessim Hatıralar – Seyyan Uslu 13. Ne Gülümsetir Seni, Dedi İç Ses –Dalgın Canbaz 14. Siyah Piramitten Geçen Beyaz Işık – Milenay Karga 15. Her Nasılsa Tekrarlanabilen Mutluluk Anları – Canderel 16. Tarot Falı – Melike Yılmaz 17. Üç Şey – Nehir Niş 18. En İyi Yaptığım Şey – Msy 19. Gülümseyen Ben – Ayşe Menekşe






FIRINDAN YENİ ÇIKMIŞ PSİKOLOJİ MAKALELERİ


1. Hatırladığımız ilk anılar iki buçuk yaşında başlıyor. Yeni bir araştırmaya göre, ortalama olarak, insanların hatırlayabildiği en eski hatıralar, iki buçuk yaşında oldukları zamana tekabül ediyor. Makalenin bulunduğu dergi: Memory, Haziran, 2021 Makaleye git 2. Pandemi sonrası daha çok öğretmen işini bırakmayı düşünüyor. RAND kuruluşunun yaptığı araştırmaya göre ABD’de pandemiden önce her altı öğretmenden biri işini bırakırken, pandemi sonrasında her dört öğretmenden birinin işini bırakacağı öngörülüyor. Bu oran özellikle siyahlar ve Afro-Afrikalılar arasında artıyor. Makalenin bulunduğu dergi: RAND Education and Labor, Haziran 2021 Makaleye git 3. Gençler arasında flört sırasında alkol tüketimi artıyor. Washington Eyalet Üniversitesi'nden bir makaleye göre, gençler sosyalleşmeye ve flört etmeye daha fazla ilgi duyduklarında daha fazla alkol içme eğilimindeler. Öte yandan bilim insanları, gençlerin ciddi ilişki içinde olduklarında, flörtle veya sosyalleşmeyle ilgilenmediklerinde alkol tüketiminin düştüğünü bulguladılar. Makalenin bulunduğu dergi: Substance Use & Misuse, Haziran, 2021 Makaleye git 4. Yüksek öğretimde de oyun temelli yöntemler başarılı oluyor. Araştırmaya göre sadece ilkokullar için değil, yüksek öğretimde de, geleneksel ders temelli yöntem yerine oyunlu pedagoji kullanılarak öğretildiklerinde öğrenciler konuyla daha ilgili ve motive oluyorlar. Ayrıca oyun temelli eğitim stres ve kaygının azalmasına neden oluyor. Makalenin bulunduğu dergi: Journal of Teaching and Learning Makaleye git 5. Sosyal medyanın da bir kriz disiplinine ihtiyacı var. Sosyal medyanın toplumu ve grupları etkileme ve eyleme geçirme gücünü artık herkes kabul ediyor. Proceedings of the National Academy of Sciences'ta yayınlanan yeni bir makaleye göre, araştırmacılar, bu etkinin daha sağlıklı, sürdürülebilir ve eşit bir dünyayı yaratabilmesi için tıp ve iklim biliminde olduğu gibi bir “kriz disiplinine” sahip olması gerektiğini söylüyor. Makalenin bulunduğu dergi: University of Washington News, Haziran, 2021 Makaleye git

HAFTANIN ANİMASYONU: "Tin Toy"



Pixar'dan bebeklerin o kadar da tatlı olmadığını gösteren oskar ödüllü animasyon.



HAFTANIN KİTABI: "Daniel Goleman - Duygusal Zeka"




Duygusal zeka kavramının yaratıcılarından biri olan Daniel Goleman'ın konu hakkındaki önemli kitabı. IQ her ne kadar tartışılan bir kavram olsa da, duygusal zekanın önemi günümüzde herkes tarafından kabul ediliyor. Bu kitap, duygusal zeka konusunda bilgilenmek isteyenler için eşsiz bir kaynak. Kitaptan seçtiğim bazı alıntılar:

  • “Öfkeyi dağıtmanın bir yolu, öfke dalgasını başlatan düşünceleri yakalayıp bunlara meydan okumaktır. Çünkü ilk öfke patlamasını onaylayıp teşvik eden bir etkileşimin başlangıçtaki değerlendirilmesidir; alevleri körükleyen ise bunu izleyen değerlendirmelerdir. Zamanlama önemlidir öfke döngüsüne ne kadar erken aşamada müdahale edilirse o kadar etkili olur. Aslında yatıştırıcı bilgiler öfke devreye girmeden önce gelirse öfkenin önü tamamen kesilebilir.


  • Anne babaların kendini kötü hissettiğinde çocuklar ciddi biçimde cezalandırılır, iyi hissettiğinde ise evin altını üstüne getirseler bile yakayı sıyırabilirler. Yani ceza, çocuğun ne yapmış olduğuyla ilgili değil, ebeveynin kendini nasıl hissettiğiyle ilintilidir. Bu, çocuğa kendini değersiz ve çaresiz hissettirmenin reçetesidir.

  • Başkalarının ne hissettiğini kaydedememek duygusal zeka bakımından büyük bir eksiklik, insan olmak anlamında da trajik bir başarısızlıktır.

  • Aslında bir evliliği kurtaran ya da yıkan, çiftlerin ne kadar sık seviştikleri, çocuklarına nasıl bir terbiye vermeleri gerektiği, ne kadar borç ve tasarrufla kendilerini rahat hissedecekleri gibi belirli konular değil; daha çok, ilişkilerinin geleceği açısından daha önemli olan bu hassas noktaların çift tarafından "nasıl" tartışıldığıdır.

  • Duygusal zekâ IQ kadar yaygınlaşıp insani niteliklerin bir ölçütü olarak topluma kök salacak olursa, ailelerimizin, okulların, işyerlerinin ve toplulukların da çok daha insancıl ve bireyi geliştiren ortamlar haline geleceğine inanıyorum.

  • Herkes kızabilir, bu kolaydır. Ancak doğru insana, doğru ölçüde, doğru zamanda, doğru nedenle ve doğru şekilde kızmak, işte bu kolay değildir. – Aristoteles

  • Öfke hiçbir zaman nedensiz değildir ama ender olarak iyi bir nedeni vardır.


BEĞENDİĞİM İÇERİKLER:




Bu haftalık da bu kadar. Gelecek hafta görüşmek üzere. Huzurlu kalın! Huzursuz Beyin.

Güncelleme tarihi: 12 May 2021



Onuncu sayıdan merhaba, İki haftalık karantina sürecinin hem kendim hem de sizler adına daha verimli geçmesi için, standart psikoloji konulu paylaşımlarımın yanında her akşam saat sekizde sosyal medya yönetimi ve yazarlık eğitimi ile ilgili içerikler paylaşmaya başladım. Benim için işe yaradı: bu hafta nasıl geçti anlamadım. Umarım sizin için de faydalı oluyordur. Haftanın Sosyal Medya Yönetimi ve Metin Yazarlığı İçerikleri: - Ben Kimim Ki Düşüncelerimi Söyleyeyim - Elon Musk ve Balıkesir Belediyesi - Yazarlık Doğuştan Gelmez - Metin Yazarlığı Hakkında En İyi Kitaplar - Sosyal Medya Kokteyl Partisi Gibidir Sevgiler, huzurlu haftalar, Huzursuz Beyin Emre ÖZARSLAN



Bu sayıda neler bulacaksınız?

  1. Haftanın psikoloji testi: "Anksiyete seviyenizi ölçün."

  2. Normal İnsanlar: "Sizi en çok etkileyen öğretmeniniz kimdi?

  3. Fırından yeni çıkmış psikoloji makaleleri

  4. Haftanın animasyonu: "Paperman"

  5. Haftanın kitabı: "Yaratıcı Tür"

  6. Haftanın videosu: ""Harari: Pandemi sonrası dünya ve kapitalizmin geleceği"

  7. Beğendiğim içerikler


HAFTANIN PSİKOLOJİ TESTİ Psikoloji testi: Anksiyete seviyenizi ölçün



Bu 21 soruluk testi çözerken lütfen bugün dahil son bir haftanızı düşünün.




NORMAL İNSANLAR: Normal İnsanlar: Sizi en çok etkileyen öğretmeniniz kimdi?



Instagram hesabımda bu hafta takipçilerime en çok etkilendikleri öğretmenlerini sordum: Aldığım yanıtlardan bazılarını paylaşıyorum: ... "Zaman ilerledikçe muhabbetimiz arttıkça benim sevgim bağımlılığa dönüştü belki onunki de saplantıydı bilemiyorum belki de ben sadece bir projeydim, ego tatminiydim, intikamdım bilemiyorum... Bağımlılığa dönüşen sevgim en başta ailem olmak üzere herkesi rahatsız etmeye başlamıştı. Benim lezbiyen olduğumu söylemeye kadar gitmişti iş. En sonunda ailemi karşıma aldım. Çitlerden atlayıp evden kaçmalar, öfke nöbetleri, kendine zarar vermeler başladı. Ailem beni hem o kadından korumak kurtarmak istiyor hem de beni buna daha çok itiyorlardı. Sorunun temeli sevgi açlığıydı. Anne sevgisinin yokluğuydu." Yazının tamamına bu bağlantıdan okuyabilirsiniz.




FIRINDAN YENİ ÇIKMIŞ PSİKOLOJİ MAKALELERİ



1. Çin’de yapılan araştırmaya göre tek çocuğu kaybetmek eşi kaybetmekten daha yıkıcı oluyor. 1970 yetmişlerde Çin, nüfus hızını azaltabilmek için tek çocuk politikasına geçti ve bu nedenle ülkede milyonlarca tek çocuklu aile bulunuyor. Her ne kadar bu politika 2016’da sona erdiyse de sonuçları devam ediyor. 1100 yetişkinle yapılan araştırmaya göre tek çocuğu kaybetmek, eşi kaybetmeye göre 1,37 kat yalnızlığa ve 1,51 kat depresyona neden olurken yaşam kalitesini 1,14 kat düşürüyor. Makalenin bulunduğu dergi: Aging & Mental Health, Nisan, 2021 Makaleye git: 2. Genç İnternet kullanıcıları arasında pornografi tüketimi yaygın. Anketlere göre internet üzerindeki aramaların dörtte biri pornografik materyalleri barındırıyor. 16 – 17 yaşındaki gençlerle yapılan araştırmaya göre ayda ortalama iki saatlerini pornografik görüntü ve videolara harcarlarken, çoğunluğu anketin yapıldığı gün pornografik bir materyali izlediğini aktarıyor. Makalenin bulunduğu dergi: Policy & Internet, Mayıs, 2021 Makaleye git: 3. Obezite konusunda erkek çocuklar kızlardan daha çok etkileniyorlar, zorbalık ise zihin sağlığı için cinsiyet fark etmeksizin en büyük risk durumunda. Depresif belirtiler genellikle erkek çocuklarına nazaran kız çocuklarında daha sık görülüyor. Bununla birlikte, araştırmaya göre obeziteden muzdarip erkek çocuklarının zihin sağlığı bu durumdan daha çok etkileniyor. Zorbalığa maruz kalmak ise cinsiyet fark etmeksizin obeziteden çok daha büyük bir risk faktörü. Makalenin bulunduğu dergi: Journal of Public Health, Nisan 2021 Makaleye git: 4. Bazı et tüketenler etten tiksiniyor. Bilim insanları, hepçil (et ve diğer yiyecekleri yiyenler), flexitaryan (daha az et yemeye çalışan) ve vejeteryanlar da dahil olmak üzere 700'den fazla kişiye yemek resimleri gösterdi. Et yiyenlerin yaklaşık% 7'si rosto tavuk veya domuz pastırması gibi İngiltere’de yaygın olarak yenen et yemeklerinin resimlerine "oldukça güçlü bir tiksinti tepkisi" verdi. Makalenin bulunduğu dergi: Elsevier Appetite, Mayıs 2021 Makaleye git: 5. Sınıfın en küçük çocuklarına öğrenme güçlüğü teşhisi konma olasılığı daha yüksek. Aralık ayında doğan çocuklara, ocak ayında doğanlara göre öğrenme bozukluğu teşhisi konma olasılığı neredeyse iki kat daha fazla. DEHB’in ise doğum ayı ile öğrenme güçlüğü teşhisi olasılığı arasındaki ilişkiyi etkilemediği bulgulandı. Araştırmalar, öğretmenlerin, sağlık bakım personellerinin ve ebeveynlerin bir çocuğun öğrenme yeteneğini değerlendirirken, göreceli yaş olgusunun farkında olmaları gerektiğini gösteriyor. Makalenin bulunduğu dergi: The Association for Child and Adolescent Mental Health, Mart, 2021 Makaleye git:


HAFTANIN ANİMASYONU: "Paperman"



John Kahrs'ın yönettiği 2012 yılı yapımı animasyon, 85. Akademi Ödülleri'nde En İyi Animasyon Kısa Filmi Akademi Ödülü'nü ve 40. Annie Ödülleri'nde En İyi Kısa Animasyon Konusu Ödülü'nü kazandı.



HAFTANIN KİTABI: "David Eagleman - Yaratıcı Tür"





Incognito kitabıyla ülkemizde de çoksatan olan David Eagleman, bu sefer yaratıcılığı, çeşitlerini ve kaynağını irdeliyor. Dileyen arkadaşlarım, kısa bir bölümü için yine David Eagleman'ın yarattığı Netflix'teki "The Creative Brain" belgeselini de izleyebilirler. Kitaptan seçtiğim bazı alıntılar:

  • "Bizler çapraşık yaşam ortamları inşa eder, yiyeceklerimiz için tarifler uydurur, sürekli değişen bir modanın etkisiyle giyinir, incelikli nidalarla birbirimize seslenir, habitatlar arasında kendi tasarladığımız kanat ve tekerleklerle seyahat ederiz.

  • Yaşamamızın hiçbir yönü yaratıcılık ve zekadan muaf değildir.

  • Giderek hızlanan bu değişimle başa çıkmamızı sağlayan tek bir şey var: bilişsel esneklik. Bizler deneyimin hammaddesini bünyemize katar ve yeni bir şey oluşturmak üzere işleriz. Öğrendiğimiz gerçeklerin ötesine uzanma kapasitemiz sayesinde çevremizdeki dünyayı algılayabilir, ancak olası başka dünyaları kurgulamaktan da geri kalmayız. Gerçekleri öğrenir, kurguyu üretiriz. Olanı kavrar, olabilecekleri düşleriz.

  • Umut, yaratıcı spekülasyonun bir biçimidir: Dünyayı olduğu gibi değil, olmasını istediğimiz gibi hayal ederiz. Farkında bile olmadan, yaşamımızın büyük bir parçasını varsayımsal dünyada geçiririz.

  • Beyin bir yandan dünyayı öngörerek enerjiden tasarruf etmeye çalışır , bir yandan şaşırmayla gelen sarhoşluk duygusunu arar. Ne sonsuz bir kısırdöngü içinde yaşamak ne de her saniye sürprizle karşılaşmak isteriz.

  • Bir şeye ne kadar aşinaysak onun için o kadar az nöral enerji harcarız. Yeni işyerinize arabayla ilk gidişinizde sürenin size fazla uzun gelmesinin nedeni budur. İkinci gün, yol biraz daha kısalmış gibidir. Bir süre sonra da işe gitmek için harcadığınız zamanı fark etmezsiniz bile. Dünya, size tanıdık geldikçe yıpranır; sahnenin önü, zamanla sahne arkasına dönüşür.

  • Çocuklar sınıfın üretim işlerinde ne kadar rol alırlarsa kendi dünyalarının inşasında da kendilerini o kadar rol sahibi görürler.

  • Yeniyi yaratma dürtüsü, biyolojimizin bir bileşenidir. Yüzlerce kültür, milyonlarca yeni öykü inşa etmişizdir. ... Oysa domuzlar ve lamalar yapmaz bunu.

  • Öğretmenler genellikle düzgün davranışlı çocukları, çoğunlukla ortalığı karıştıranlar olarak algılanan yaratıcı çocuklara tercih ederler. Yakınlarda yapılan bir ankete göre çoğu Amerikalı, çocuğunda büyüklerine saygıyı bağımsızlığa, terbiyeli davranışı meraka, kurallara saygıyı yaratıcılığa yeğlemektedir.


HAFTANIN VİDEOSU: "Harari: Pandemi sonrası dünya ve kapitalizmin geleceği"





Homo Sapiens ve Homo Deus gibi çok satan kitaplarıyla tanınan dünyaca ünlü tarihçi Yuval Noah Harari, pandemi sonrası dünyadan kapitalizmin sonuna, yapay zekadan iklim krizine insanlığın geleceğini tartışıyor.



BEĞENDİĞİM İÇERİKLER:




Bu haftalık da bu kadar. Gelecek hafta görüşmek üzere. Huzurlu kalın! Huzursuz Beyin.



Sekizinci sayıdan merhaba! Umarım iyisinizdir. Psikolojik açıdan inişli çıkışlı, stresli bir haftayı geride bıraktım. Açıkçası bu haftaki bülteni hazırlarken de biraz zorlandım. Önümüzdeki haftanın daha iyi geçmesini umuyorum. Bu haftaki psikoloji testini bitirmenizi ve sonuç kısmında çıkan "kötümser stratejiler ve iyimser stratejileri" okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Özellikle kötümser olduğuna inanan ve üzülen arkadaşlarımın, "neden böyleyim" diye hayıflanmak yerine "kötümserlik bana ne kazandırıyor?" diye sormasını umut ediyorum. Çünkü bilişsel bir strateji olarak kötümserlik, hazırlıksız yakalandığımız taktirde altından kolay kolay kalkamayacağımız olumsuz durumlara bizi hazırlıyor ve hayatımızı kurtarıyor olabilir. Sevgiler, huzurlu haftalar, Huzursuz Beyin Emre ÖZARSLAN


Bu haftanın bülteninin destekleyicisi Louna La Petite oldu. Kendilerine çok teşekkür ederim. Louna La Petite Instagram hesabı



Bu sayıda neler bulacaksınız?

  1. Haftanın psikoloji testi: "Hangi bilişsel stratejiyi uyguluyorsunuz, kötümser mi iyimser mi?"

  2. Normal İnsanlar: "Hatırlayabildiğiniz en eski anı ne?"

  3. Fırından yeni çıkmış psikoloji makaleleri

  4. Haftanın animasyonu: "Baba ve kızı"

  5. Haftanın kitabı: "Miras"

  6. Haftanın videosu: "Neden bazı anılarımız kaybolur?"

  7. Beğendiğim içerikler



HAFTANIN PSİKOLOJİ TESTİ "Hangi bilişsel stratejiyi uyguluyorsunuz, kötümser mi iyimser mi?"



8 Soruluk bu test, bir eyleme giriştiğinizde kötümser ya da iyimser stratejilerden hangisini daha sık uyguladığınızı ölçüyor. Lütfen yanıtlarken elinizden gelenin en iyisini yapmak istediğiniz bir durumu düşünün.


NORMAL İNSANLAR: "Hatırlayabildiğiniz en eski anı ne?"



Instagram hesabımda bu hafta takipçilerime hatırlayabildikleri ilk anıyı ve bu anıyı kendi bedenlerinin içinden mi yoksa dışarıdan mı hatırladıklarını sordum. Bazılarını paylaşıyorum: ... Hatırlayabildiğim en eski anımda üç yaşındayım. Annem külotumun göründüğünü, düzgün oturmadığımı söyledi, daha önce de uyarmıştı fakat sanırım büyümektendi; bacak kemiklerim çok ağrıyordu. Halının üzerine yattım, sırtım halıda, ayaklarımı sedire yükseltmiştim. (Z harfi gibi düşünün pozisyonu) Bağırmaya başladı, hırpalamaya.. dakikalarca sürdü, kötü bir şey yapmamıştım tek derdim bacak ağrım geçsindi. Israrla "bir daha yapacan mı, hı" diye bana onaylatmaya çalıştı, ben de onaylamadım. Onaylamadığım için kilotumu sıyırarak, yanan sobanın üzerine doğru popomu tuttu. Hala onaylatmaya çalışıyordu, onaylamadım kötü bir şey yapmamıştım. O da beni sobaya değdirdi. Çok ağladım çok bağırdım ama onaylamadım. Kıçımı yaktığı halde beni dize getiremediği için fırlatıp attı sedirin üzerine. Acıdan ve başıma gelenlerden dolayı ağlıyordum. Bana sürekli "senin suçun" dedi. Sonra kendini haklı çıkarmak için defalarca başkalarına anlatırken duydum, babama ve evdeki diğerlerine: "bacaklarını açıp oturuyor." Beni korkutmak için sürekli "Allah yakar." diyordu. Oysa yakan kendisiydi. Bu anıyı kendi içimden görüyorum, dışarıdan izler gibi değil. İçimden bakıyorum. Yazının tamamına bu bağlantıdan okuyabilirsiniz.


FIRINDAN YENİ ÇIKMIŞ PSİKOLOJİ MAKALELERİ




1. Kolektivizm gençlerin mutluluğu için önemli İtalya, ABD, Çin ve Rusya’dan bir grup bilim insanı bu dört ülkedeki 18 – 25 yaş arasındaki gençlerin ne kadar bireysel veya kolektif yaşadıklarını; bunun yaşam doyumlarını nasıl etkilediğini araştırdı. Bulgulara göre bir ülkede bireyselliğe verilen değer ne kadar yüksekse, gençlerin yaşam doyumları o kadar yüksek oluyor. Ancak tek tek bakıldığında bu bireysel toplumlarda bile daha kolektif olan gençler daha tatminkar bir yaşam sürüyorlar. Makalenin bulunduğu dergi: Applied Psychology, Nisan, 2021 Makaleye git 2. Romantik ilişkiler, travmanın alkol kullanımı üzerindeki etkilerini hafifletiyor. Üniversite yaşamlarından önce travmaya maruz kalmış öğrenciler, daha özgür yaşadıkları üniversite ortamlarında alkolü çok fazla tüketebilirler. Ancak Virginia Commonwealth Üniversitesi araştırmacıları tarafından yürütülen yeni bir araştırmaya göre, romantik ilişkiler, geçirilen travmanın alkol tüketimi üzerindeki etkisini hafifletiyor. Makalenin bulunduğu dergi: Addiction, Nisan, 2021 Makaleye git 3. Erken yaşta yaşanan sıkıntılar, daha yüksek ruh sağlığı sorunları riskiyle bağlantılı Araştırmalar, dokuz yaşından önce yaşanılan ebeveyn çatışması, aile üyesinin ölümü veya ciddi yaralanma gibi sıkıntıların, geç ergenlik dönemindeki zihin sağlığı sorunları ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Ancak ebeveyn ve çocuk arasındaki iyi ilişki, çok ciddi olumsuzluklar yaşayan çocuklarda bile gelecekteki zihinsel sağlık sorunlarını önleyebiliyor. Makalenin bulunduğu dergi: Psychological Medicine, Mart, 2021 Makaleye git 4. Antidepresanları nasıl bırakabileceğimiz konusunda daha çok araştırma gerekiyor. Antidepresanların iyileşmeden sonraki 6 ila 12 aya kadar veya relaps riski olan kişilerde iki yıla kadar alınması öneriliyor. Ancak yapılan araştırmalar birçok kişinin antidepresanları çok daha uzun süre kullandığını gösteriyor. Tıbbi bir neden olmadığı halde uzun süreli antidepresan kullanımı uyku bozukluğu, kilo alma, cinsel işlev bozukluğu, kanama ve gastrointestinal problemler gibi olumsuz durumların yanında duygusal uyuşukluk ve sorunlarla ilaçsız başa çıkamama riskiyle karşı karşıya bırakabiliyor. Araştırmacılar, bu önemli ve öncelikli olması gereken konuda yapılan araştırmaların azlığından şikayetçi. Makalenin bulunduğu dergi: Cochrane Library, Nisan, 2021 Makaleye git 5. Karantina sürecinde yaşlı insanların yoğun internet kullanımı zihinsel sağlık açısından faydalı. Yapılan araştırmaya göre, 55 ila 75 yaşları arasındaki kişilerin karantina sürecinde interneti daha sık kullanmaları ve özellikle aileleri ve arkadaşlarıyla iletişimde kalmaları hem yaşam kaliteleri hem de zihinsel sağlıkları açısından önem taşıyor. Daha sık internet kullanan bu yaş aralığındaki yetişkinlerin daha düşük depresyon riski altında olduğu bulgulandı. Makalenin bulunduğu dergi: MDPI, Healthcare, Nisan 2021 Makaleye git


HAFTANIN ANİMASYONU: "Baba ve kızı"



Michaël Dudok de Wit tarafından yazılıp yönetilen bu dokunaklı animasyon, 2000 yılında oskar kazanmıştı.


HAFTANIN KİTABI: "Miras - Vigdis Hjorth"


Vigdis Hjorth'un Miras'ı, ebeveynleriyle yirmi yıldır görüşmeyen, üç kardeşiyle ise ara ara görüşen tiyatro eleştirmeni elli yaşındaki bir kadının çocukluk travmalarını ve zehirli aile ilişkilerini anlatıyor. Yer yer tekrarlar rahatsız edici olsa da, sürükleyici bir roman. Okurken o kadar gerçekçi geldi ki, acaba gerçekten yaşandı mı diye düşünmeden edemedim. Bir kısmı doğruymuş. Roman basıldıktan sonra yazar ve ailesiyle ilgili tartışmalar da başlamış. Arka kapakta yazdığı gibi dört kardeş, iki kulübe ve bir sır diyeyim ve spoiler vermeden yazımı bitireyim. Kitapta paylaşacağım alıntıyı zaten bu hafta Huzursuz'da bir yazımda kullanmıştım. O yazıyı paylaşıyorum yine: Yapamadığımız basit eylemler İnsanların hayatlarını yakından incelediğimizde bir yandan büyük zorluklara dayanabildiklerini görürüz, diğer taraftan bize basit gelen eylemler konusunda nasıl aciz kalabildiklerini fark ederiz; özür dileyememek, arayamamak, bir mesaj bile gönderememek, hatta bazen, konuşmayı durduramamak gibi. Oysa bu basit eylemlerin derinlerinde birbirine karışmış ve demir bir çapa gibi ağırlaşmış anılar yatabilir. Geçen gün Vigdis Hjorth'un Miras’ını okurken bu konuda güçlü bir paragrafla karşılaştım; elli yaşındaki kadın karakter, yirmi yıldır görüşmediği ve artık seksenlerinde olan anne ve babası ile karşılaşma ihtimaline karşı hissettiği korkuyu anlatıyordu. Kardeşi tarafından davet edildiği yaş günü partisine ebeveynlerinin de katılacağını duyan karakter endişelenir ve kardeşine içerler. Biz de onun bilinç akışına tanıklık ederiz: “Ona göre olay çok soyut, diye düşündüm. Benim içinse çok somut. Annemle babamın bulunduğu bir odaya girip ellerini mi sıkacağım? Kucaklaşacak mıyım onlarla? Ne diyeceğim? Onlar yıllardır belli aralarla görüşüyorlar, geçinip gitmeye alışmışlar, bense sürüden ayrılanım, kara koyunun ta kendisiyim. N’aber deyip sırıtarak ortaya mı çıkacaktım yani? Dünyayı bambaşka görmüyormuşuz gibi, beni ben yapan olayı, yapı taşlarımı göz ardı etmiyorlarmış gibi. Yaptığım şeyin nedenini, bunun beni ne kadar derinden yaraladığını kardeşim hiç mi anlamıyordu? Benimle sanki bu bir tür kapris, sabit bir fikir, gerçekle cidden yüz yüze geldiğimde bir kenara bırakabileceğim çocukça bir isyan arzusuymuş gibi konuşuyordu. Kendimi toparlayabilirmişim, akıllı olup tavır değiştirmeye karar verebilirmişim gibi. Yıllardır adımımı atmadığım, annemle babamın ise düzenli olarak ziyaret ettiği bir eve girme ve onlarla karşılaşma düşüncesinin bünyemde nasıl bir korku yarattığını anlamıyordu. Kardeşim ve başkaları için onlar giderek yaşlanan, zararsız ve zayıf insanlardı eminim, ama benim için cenderesinden kurtulmak için yıllarca terapi görmek zorunda kaldığım güçlü kişiliklerdi, bu muydu mesele?” Kardeşim, kamburu çıkmış, bir ayağı çukurda bu yaşlı yaratıklardan korkmamı anlamıyordu, oysa ben beklemediğim bir anda onlara rastlayabilirim diye havaalanına bile gittiğimde korkudan titriyordum. Neden korktuğumu sorardım kendime havaalanına giden trende. İnsanın fobileriyle mücadele ederken yaptığı gibi onları gözümün önüne getirmeye çalışırdım. Diyelim ki havaalanına girdim, onlar da check-in kuyruğunda duruyorlar, ne olacak şimdi? Korku tüm bedenimi ele geçiriyor! Tamam ama ne? Yanlarından geçip gidecek miyim? Hayır. Çok aptalca olur, çocukça. Elli yaşında bir kadın, check-in kuyruğunda bekleyen anne babasına merhaba diyemiyor, buna cesaret edemiyor. Durup onlara nereye gittiklerini sorardım herhalde, cevap verecek ve bana nereye gittiğimi soracaklardır, ben de cevap verir, zoraki gülümseyip iyi yolculuklar dilerdim. Boş laflar işte, belki de neredeyse ‘normal bir aile’ gibi davranmak işleri kolaylaştırırdı, ama hayır! Çünkü sonra tuvalete gidip kendimi içeri kilitlemem ve tir tir titreyerek klozetin üzerine oturup uçağımı kaçırma pahasına onların ortadan kaybolmasını beklemem gerekirdi. Hiç faydası yoktu. Bu olayın beni ne zaman olursa olsun içine çekmesini aşmayı başaramamıştım, içine çekilmek istemiyordum, içine girmek istemiyordum, ama yine içindeydim işte! Yetişkin olmayı, sakin, derli toplu olmayı ne çok isterdim, elli yaş doğum günü partisine gitmemeye karar vermeyi, bir mazeret bulmayı, her şeyi unutmayı ne çok isterdim. Ama yapamadım. ...Bu bir yenilgiydi. Öylesine felce uğramış, öylesine ürkek bir haldeydim ki bana faydası dokunabilecek şeylerden uzak durmak zorunda kalıyordum. Aptal çocukluğumda çakılı kalmıştım. Dünyadaki işlevimin adını şöyle koyabilirdik: Çocukluğunda çakılı kaldı.” Tematik olarak sürekli tekrarlanan rüyalar bize nasıl bir şey anlatmaya çalışıyorsa, basit olduğu halde bir türlü elimizden gelmeyen ve görünmez duvarlarla örülmüş gibi duran veya sık sık kaçındığımız eylemler de aslında bize bir şey göstermeye çalışır: açık yaralarımızın nerede olduğunu. Ve konu insan psikolojisi olduğunda, hiçbir şey göründüğü kadar basit değildir.


HAFTANIN VİDEOSU: "Neden bazı anılarımız kaybolur?"


Normal İnsanlar'ın konusuyla ilgili olsun diye "anıları" seçtim. Beynimiz anıları nasıl saklıyor ve daha sonra neden bulamıyor? Türkçe çevirisi de mevcut.


BEĞENDİĞİM İÇERİKLER:

1. Tuncay Besim: Depresyonlu biriyle nasıl konuşmalıyız görseli 2. Mert Dolapçıoğlu: Valla halim yok ki hiç bu ara karikatürü 3. Dücane Cundioğlu: Sehl-i mümteni açıklama videosu 4. Denizlays, Çocuğu Ensar'dan kurtardım tweeti 5. Evrim Ağacı: kör insanlar ne görürler makalesi 6. Eren Boz: Bence ben yirmi yaşımdan beri kırkımı yaşıyorum çizimi 7. Dino : I can’t wait to grow karikatürü 8. Arzu’nun Kitapları: Serol Teber – Freud’un aile ve Tarihsel Romanı İncelemesi 9. Yakın ebeveynlik: çocuk travmaları tweetleri 10. Oggito: Tükenmişlik Edebiyatı makalesi

Bu haftalık da bu kadar. Gelecek hafta görüşmek üzere. Huzurlu kalın! Huzursuz Beyin.

30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page