Erteleme bizi nelerden korur?
- 18 Tem
- 3 dakikada okunur
Yapmamız gereken bir iş olur ama başlamakta zorlanırız. Ardından kendimize kızar, hatta utanırız. Çoğu zaman bunu disiplinsizlik, irade ya da motivasyon eksikliği olarak görürüz. Oysa günümüzde erteleme, sıklıkla bir eksiklikten değil, bir fazlalıktan beslenir: Kırılganlık fazlalığından.
Ertelemeyi, uzun vadeli planlara karşı kısa vadeli bir kaçış değil, kırılmaktan korunma stratejisi olarak düşünebiliriz.
Peki, ertelemek bizi gerçekte nelerden koruyor olabilir?
…
Eskiden, itaatkârlığın ve normlara uyumun değerimizi belirlediği bir disiplin toplumunda yaşardık. Edindiğimiz roller zamanla sağlamlaşır, bir meslekte ilerledikçe yerimiz pekişirdi.
Bugün ise bir performans çağının içindeyiz. Değerimiz sürekli sınanıyor; dünyanın en ünlü futbolcusu, Oscar ödüllü bir sanatçı ya da başarılı bir yönetici olsak dahi, değerimiz hep son dönemdeki performansımıza bağlı.
Özdeğer birikmiyor; itibar artık günlük bir mesele.
İronik bir biçimde "özgürlük" diye adlandırdığımız bu durum, bizi Sisifos gibi her gün bir özdeğer mücadelesine mahkum ediyor.
…
"Kim olduğumuzun" bu kadar dalgalı olması, bizi amansız bir performans bataklığına sürüklüyor.
Başarısızlık artık sadece yetersiz bir deneme değil; ezici bir zaman kaybı, dayanılmaz bir geride kalmışlık ve gerçekleşmemiş bir potansiyel yükü olarak dayatılıyor.
Sadece işimiz değil; sağlığımız, yediğimiz yemekler, gittiğimiz konserler bile performans göstergesine dönüşmüş durumda.
Ve sosyal medya çağında, başkalarının kusursuz 'başarı' vitrinlerini izlerken, başarısızlık basit bir yetersizlik olmaktan çıkıp, doğrudan kimliğimize yönelik bir tehdide dönüşüyor.
…
En ufak bir başarısızlık koskocaman bir özdeğer ve özsaygı kaybına dönüşüyorsa, ertelemekten daha insancıl ne olabilir?
Son yıllarda yapılan araştırmalar benzer sonuca varıyor:
“Başarısızlık özsaygıyı düşürüyor. Özsaygı azaldıkça erteleme artıyor. Erteleme, benliğin kendini olası başarısızlıktan doğacak incinmeden korumak için başvurduğu bir stratejidir.
Benliğimize yönelik kırılganlık 'eğer denemezsem, başarısız olmam ve değerim sarsılmaz' gibi, çoğu zaman bilinçdışı bir düşünceye yol açıyor.”
…
Bu duruma ilişkin, sosyal psikolojinin önde gelen isimlerinden Roy Baumeister'ın çarpıcı bir tespiti var:
"Öz sabotaj, arzuladığımız performansı sergileyememe ihtimaline karşı bir mazeret yaratarak itibarımızı koruma çabamızdır."
Düşük çaba göstermek veya bir engel yaratmak, performansımızın düşmesine neden olsa da, hiç olmazsa başarısızlık durumunda bunu "özümüze" değil, belirli bir eksikliğe veya engele bağlarız.
Çünkü "yapamadım, sorunlar vardı," demek, "denedim ama başaramadım" itirafından çok daha az yakıcıdır.
…
Erteleme, bazen sahte benliğin bize dayattığı görevlerden kaçınmamızı sağlar. Camus’nün kurnaz bir bilgelikle söylediği gibi, insanın almak istemediği şeyi almaması dünyadaki en zor şeydir.
Kim bilir, yolda kaç gereksiz amacı üzerimize aldık; aslında hiç istemediğimiz halde.
Irvin Yalom da bu durumu şöyle betimler: İnsan öyle dürtülenmiştir ki, kendisine ne dilediğini soracak zamanı hiç bulamaz. Zamanla kişi kendi benliğinden boğulur.
Erteleme, üzerimize boca edilmiş sahte rolleri oynamaktan bıkmış bir yanımızın sessiz bir başkaldırısı olabilir.
…
Performans çağının getirdiği erteleme modern bir sorun gibi görünse de, çözümünü kadim bilgelikte bulabiliriz.
Beş bin yıl önce yazılmış Bhagavad Gita, bize performansımız hakkındaki saplantıdan kurtulmamızı ama asla hareketsizliğe de alışmamamızı öğütler:
"Sana düşen, yalnızca görevini yerine getirmektir. Sadece eylemin üzerinde hak iddia edebilirsin, yaptıklarının meyvelerinde hak iddia edemezsin."
Ve ekler: "Kendini eylemlerinin sonucu sanma, ama eylemsizliğe de bağlanma."
…
Kendimize bu kadar saldırdığımız bir çağda, ertelemek bazen bize bir nefes ve hayati bir soluklanma alanı sağlıyor olabilir. Performans çağının anlamsız hedeflerine ve ‘özdeğer=başarı’ inancına karşı, kendimize daha insancıl bakmayı öğrenmeliyiz. Belki de kendimizle daha adil bir zeminde anlaşma yapmalıyız:
1. Özdeğerimiz, yaptığımız bir işe bağlı olamaz.
2. Özgüvenimiz, performanstan veya hiç hata yapmamaktan değil, özdeğerimizin performansımıza bağlı olmamasından gelir.
3. Önemliliğimizin kaynağı eylemlerimiz değil, varoluşumuzdur ve sorgulanamaz.
Kaynaklar
Roy Baumeister - The Self: Explained
N. Hajloo - Relationships Between Self-Efficacy, Self-Esteem and Procrastination in Undergraduate Psychology Students
Y. Zhang - Self‑efcacy for self‑regulation and fear of failure as mediators between self‑esteem and academic procrastination among undergraduates in health professions
Zygmunt Bauman - Akışkan Modernite
Irvin Yalom - Varoluşçu Psikoterapi
Albert Camus - Düşüş
Vyasa - Bhagavad Gita
Hartmut Rosa - Yabancılaşma ve Hızlanma







Yorumlar