"Elalem ne der" korkusu
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
Bir ağaç binlerce kibrit yaratır; ama tek bir kibrit, tüm ormanı kül edebilir.
Tıpkı bunun gibi, beynimiz de binlerce düşünce yaratır ama bazen tek bir düşünce binlerce hayali başlamadan bitirebilir.
Tanınmış sporcularla, sanatçılarla ve iş insanlarıyla çalışmış performans psikologu Michael Gervais’e göre insanın hayallerini yaşamasını engelleyen önemli bir faktör bulunur:
“Elalem ne der” korkusu.
…
“Elalem ne der” korkusunun bizi nasıl dar bir alana hapsettiğini çocukluktan bugüne vazgeçtiklerimize bakarak anlayabiliriz:
Onaylanmanın rahatlığı için özgün fikirlerimizden...
Aptal durumuna düşmemek için bildiğimiz soruları yanıtlamaktan...
Endişeden algımız çarpıklaştığı için çevremizdeki insanları oldukları gibi görmekten vazgeçeriz.
Bize komik gelmeyen şeylere güler, biri saldırganca davrandığında görmezden gelir, kendimiz gibi davranmaktan vazgeçeriz.
…
Burada da bitmez.
Konuşma sırası bize geldiğinde ne diyeceğimize kaygılanır, karşımızdakini derinlemesine dinlemekten vazgeçeriz.
Kırılmayalım diye anlamsız yerlerde para, güç, statü arayışına girer, anlamlı bir hayattan vazgeçeriz.
Değerimizi kendi değer yargılarımızla ölçmekten, nasıl hissettiğimizi kendimize sormaktan, başkalarının beklentilerini karşılamak için kendi hayallerimizden vazgeçeriz.
…
Ve en sonunda bu inanılmaz gezegendeki kısa zamanımızı rol yaparak, maskeler takarak, başkalarının beklentilerine uyum sağlayarak geçirir, gerçekte kim olabileceğimizi keşfetmekten vazgeçeriz.
Üstelik işe yaramaz. Krize girer, tıkanıklık yaşarız.
Aynı şekilde ilerlemek istemeyen beynimiz bize fısıldar:
“Güvende hissetmek için bütün hayatından vazgeçtin. Neyse ki artık vazgeçebileceğin bir hayat kalmadı.”
“Şimdi, yeniden, kendin gibi başlayabilirsin.”
İrade: Gösterişli ama güçsüz kraliçe
Michael Gervais, hayallerimizi gerçekleştirmenin altın formülünün “enerjimizi kontrol edebildiklerimize harcamak” olduğunu söyler.
Gervais’in içsel kontrol önerisi, Stoacı filozof Aurelius’un kendi değerlerimize odaklanmamız gerektiğine dair öğüdüyle örtüşür:
“Yaşamın neredeyse sonuna erdi, hala kendine saygı duymuyorsun.” der filozof, “Mutluluğunun başkalarının ruhlarında olup bitenlere bağımlı olmasına izin veriyorsun.”
…
Bir düşünelim, “elalem ne der,” korkusunun hüküm sürdüğü bir hayatta, hiçbir eylemde bulunmadığımız durumlarda bile beynimiz nelere enerji harcıyor:
- hakkımızdaki anlatıyı sürekli kontrol etmek
- çevremizdekilerin algısını yönetmeye çalışmak
- kendi görüşlerimizi bastırmak
- sürekli onay arayışı için radarları açık tutmak
- olası hata için telafileri önceden hazırlamak
- ve böyle bir hayatı devam ettirmek için kendimize nedenler uydurmak.
Yani, bu mental enerjiyi kendi kontrol edebileceğimiz yeteneklerimize ayırmak elbette daha zengin bir hayatı yaratırdı.
...
“Elalem ne der” korkusunun insanın içini nasıl boşalttığını bir de Jules Payot’dan dinleyelim:
“Bu ‘bana ne derler’ durumu sevimli, saygılı ama içi boş insanlar yaratır. İpleri başkalarının elinde olan kukla misali. En zor anlarda bile hissettikleri ‘makbul olan’ olacaktır.”
“Çevrelerinin kendilerine biçtiği çerçeveyle yetinir ve bunu alışkanlık haline getirirler. Bu da içlerindeki gizli, gerçek duyguların ölmesine kadar gider.”
Payot, bu tür insanların iradelerini gösteriş yapan, nutuk çeken ama aslında hiçbir yönetimsel gücü olmayan kraliçelere benzetir.
…
İrademizi yeniden kazanabilmemiz için nerede ketlendiğimize bakmalıyız.
Sanatçıların yaşadığı tıkanıklığın yetersizlikten kaynaklanıp kaynaklanmadığı sorulduğunda Rick Rubin’in verdiği yanıtı hatırlayalım:
“Hayır. İnsan, günlüğüne yazarken tıkanmaz. Tıkanıklık, ‘elalem ne der’ korkusudur.”
Bir ağaç binlerce kibrit yaratır; ama tek bir kibrit, tüm ormanı kül edebilir.
Olgunluk çağında kendimize verebileceğimiz en güzel hediye, bütün hayallerimizi kibrit aleviyle küle çeviren o tek korkudan kurtulmaktır.
Kaynaklar:
Michael Gervais - The First Rule of Mastery
Marcus Aurelius - Düşünceler
Jules Payot - İrade Terbiyesi
Rick Rubin - The Creative Act







Yorumlar