top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Belirsizlikten korkarken mutsuzluğa sarılmak

  • 18 Tem
  • 2 dakikada okunur

Bir mahkum, parmaklıklara tutunur, 'Beni buradan çıkarın!' diye haykırır. Oysa kapı ardına kadar açıktır. Tek yapması gereken sımsıkı tuttuğu o demirleri bırakmaktır.


Thich Nhat Hanh, tanıdık acıların bize bir tür güvenlik hissi verdiğini, bu yüzden onları bırakmakta zorlandığımızı söyler.


Hayallerimiz defalarca kırıldıysa, mutsuzluğun kesinliğini, belirsizliğin mutsuzluğuna tercih ederiz.



Tanıdık acılara tutunma halimiz ilişkilerimize de yansır.


Örneğin çocukluğu boyunca mesafeli babasından ilgi görmek için çabalayan Elif, yetişkinliğinde aynı mesafeyi hissettiği erkeklere aşık olabilir.


Bu mesafede tanıdık bir düzen, kontrol edilebilir bir güvensizlik bulur.


Sevildiğinde, tıpkı karaya vurmuş bir balık gibi panikler. Aşina olduğu kargaşaya dönmek için tartışmalar çıkarır, ilişkilerini sabote eder.


Yeni bir hayal kırıklığındansa, tanıdık yaraların konforuna sığınır.



Bu ilişki örüntüsü bazen daha derin bir geçmişle hesaplaşma çabasında da kendini gösterir. George Orwell'ın yazdığı gibi: “Şimdiyi kontrol eden, geçmişi de kontrol eder.”


Annesinin "Yetersizsin!" sesi, artık Murat’ın partnerinin ağzından yükselir. Her eleştiriyi sabırla sindirir, çünkü içten içe hala birinin onu yeterli bulmasını bekler.


Bu savaşı kazanırsa, belki de çocukluğunda aldığı o ilk yarayı onarabilecektir.


Bazı psikanalistler buna "yarım kalmış iş” der. Sanki içimizdeki çocuk, olgunluğun bir sonraki aşamasına geçebilmek için önce bu ilk bağlanma problemini çözmelidir.



Bilindik acılarda kalma, çoğu zaman kendi benliğimizi unutmamıza neden olur.


Sorunlu bir evde, herkesin arkasını toplayan Yasemin, bugün de arkadaşlarının arkasını toplar. İlişkilerindeki dengesizlik onun enerjisini emer, varlığını tüketir. Sürekli kendisi için yaşayacağına söz verir ama bir türlü adım atmaz.


Çünkü kendisi için atacağı her adım, bu yeni ve tekinsiz dünyada içini ürpertir.


Yeniden parmaklıklara tutunur; Yasemin olmaktan çıkar, gittikçe bir ‘yardım nesnesine’ dönüşür.


Ve sonra bir gün geldi


Bazen bilinmez olan o kadar korkutucudur ki, mutsuzluğu bilinçli olarak üretmeye başlarız.


Kötü şeylerin başımıza gelmesini bizzat sağlarız ki, başkasından geldiğinde kötü hissetmeyelim.


Bruce Perry, evlerinde şiddet görmüş çocukların sevgi dolu evlere yerleştirdiğinde sık sık yıkıcı davranışlar sergilediğini söyler. Sanki “bana bildiğim kötü dünyayı geri verin!” diye haykırırlar.


Çünkü umut edip yeniden yaralanacak güçleri kalmamıştır artık.



Zamanla bu tekrarlar kişiliğimizin bir parçasıymış gibi görünmeye başlar.


Nietzsche, ‘en tanıdık olanı bilemeyiz’ der. Çünkü alışkanlıklarımız sessizce kimliğimizin içine sızar.


Yasemin, herkesin derdini yüklenmeyi karakteri zanneder. Murat kendisinin onaylanma bağımlısı olduğunu düşünür. Elif, yalnızca mesafeli adamlara aşık olabileceğine inanır.


Oysa sorunlarımız doğamızdan kaynaklanmaz. Beynimizin o dönemki sorunu çözmek için ürettiği ama bugün boş yere tekrar tekrar denediği hayatta kalma stratejileridir.



Bu davranış kalıplarının altında donmuş zamanın izleri vardır.


Einstein, aynı şeyi defalarca deneyip farklı bir sonuç almayı beklemenin aptallık olduğunu söyler. Oysa bu tekrarların nedeni aptallık değil; travmatik deneyimin oluştuğu yerde ‘zamanın’ donmasıdır.


Hapishanede yıllarca önce olanın etkisi, bugün olandan daha güçlüdür.


Bu nedenle bazen terapistler, danışanlarından sezgilerinin tam tersini yapmalarını ister. Çünkü sezgilerimiz, bizi yıllar önce olanlardan korumaya çalışır.



Hapse düşmüş ama orada kendini bulmuş bir adam, Jung’a şunu sorar:


“Hayattayken içini görmeyenler için Cehennem'de de hapishaneler var mı acaba?”


Sıkıca tuttuğumuz parmaklıkların ardından artık özgür olduğumuzu duymak isteriz. Oysa bazen o kapı, çoktan açılmıştır da biz farkında olmayız.


Bu yüzden, bazen yapılması gereken en güvenli şey risk almaktır. Elizabeth Appell’in mısralarında gördüğümüz gibi:


Ve sonra bir gün geldi,


tomurcuk halinde sıkı sıkıya kalmanın riski,


açmak için gereken riskten daha acı verici oldu.



Kaynaklar:

Bruce Perry - Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk

George Orwell - 1984

Friedrich Nietzsche - The Gay Science

Carl Gustav Jung - Kırmızı Kitap

Lori Gottlieb - Belki de Biriyle Konuşmalısın

Elizabeth Appell - Risk

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page