Yuva br histir.
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
“En son seni sarmalayan bir çift kola ve yumuşak gülümsemeye yuva dediğinde, gerçeği zor yoldan öğrendin:
Hareket edebilen ve suçlayabilen hiçbir şey sana yuva olamaz.”
Şair Nikita Gill’in mısraları acımasız, hatta öfkeli bir genelleme gibi gelse de, içinde şefkat barındıran bir gerçeği vurgular:
Yuva, başkası değildir.
--
Yuva, bir yer ve kişiden ziyade sürekli bir güven ve huzur hissidir.
Eğer bu hissi evimizde hissedemiyorsak, orası yuvamız da değildir.
“Sadece fiziksel olarak değil, ruhsal olarak da bir yuvaya ihtiyaç duyarız” der Alain de Botton; yuvanın kimliğimizi meşrulaştıran her şeyi kapsayabileceğini yazar.
Gerçekten de birçok insan, mekan, şarkı, kitap içinde yaşadığımız kaotik dünyada kendimizi evimizdeymiş gibi hissettirir.
--
Yuva hissini tek kişiden beklemek risklidir.
Bazen, öyle bir davranışla karşılaşırız ki; o en iyi tanıdığımız kişiyi aslında hiç tanımadığımızı fark ederiz.
Bazen, öyle bir ayrılık yaşarız ki, o yıllardır sıcaklığıyla ısındığımız kişi bir buz küresine dönüşür.
Dünya, bir saat öncesiyle aynı yer olmasına rağmen, artık daha soğuk, korkutucu ve tekinsizdir.
Zeminsiz kalır, ayağımızı nereye koyacağımızı bilemeyiz.
--
“Unheimlich” der Schopenhauer bu duruma; sözcük hem “yersiz yurtsuz” hem de “tekinsiz” anlamına gelir.
Alıştığımız, bildiğimiz, anladığımız dünya gizemli, tehlikeli ve öngörülemez olduğunda her zamanki ruh halimize yabancı bir endişe hissederiz.
Filozof, eğer biri bize endişemizin kaynağını sorsa ona “hiçbir şey” yanıtını vereceğimizi söyler:
“Bu yanıt, sandığımızdan daha doğrudur. Çünkü bizi sıkıp bunaltan şey, varlığın sınırsız gücü ve doluluğuyla tutulup desteklenmiyor olduğumuzun temel sezgisidir.”
İÇİMİZDEKİ YUVA
Çocukken korunmaya ve bakıma muhtaçtık.
Bugün de güvenliğimizi derinden sarsan deneyimlere, diğer odaları keşfe çıkmış ama döndüğünde annesini bulamamış çocuklar gibi tepki veririz.
Artık dünya üzerinde kendimizi korunaklı hissedebileceğimiz bir yuvamız yokmuş gibi.
Beynimiz, yeni gerçeklere adapte olur:
Keşfetmeyi bırakır, bağlanmaktan kaçınır, yaşam alanımızı daraltırız.
--
Oysa artık yetişkiniz.
Başımıza gelenleri değiştiremesek bile bakış açımızı değiştirebilecek bilgeliğe sahibiz.
Elias Canetti’nin dediği gibi, yuva, içinde serpilebileceğimiz insanlar, mekanlar, kitaplar bütünüdür.
Bize özgü bir evrendir.
Bir yerde kaybettiğimiz güvenlik ve huzur duygusunu birçok farklı yerde bulabiliriz.
--
Nikita Gill, şiirin sonunda “Çocuk!” diye seslenir yetişkin olana:
“Neden hiç kimse sana insanları yuvaya dönüştüremeyeceğini öğretmedi?”
İnsanlar nehirler gibidir, sürekli değişir ve sürekli akar. İçlerine koyduğun her şeyle birlikte yok olurlar.
“Yine de aradığın yuvanın bir kalbi var…” diye teselli eder şair.
Ama bu kalbin bir başkasının göğsünde saklı olmadığını da söyler:
“Kendi içine bak, yeter.”
--
Yuvamızı içimizde taşırız. Kırıldığımızda kendi içimize döner, sevdiklerimizden destek alır, hatırlar, dinlenir ve cesurca yeniden keşfe çıkarız.
Ve bir yerlerde, bu gerçeği bilen ebeveynler, yuvalarından ayrılıp keşfe çıkan çocuklarını o güzeller güzeli şarkıyla uğurlar:
Yabancı bir ırmağın pınarı göbeğin olsun.
Evinde gibi olsun ruhun evsiz yerlerde.
Dikkatle yürü, gözümüzün bebeği.
Özenle yürü, gözümüzün bebeği.
Korkusuz yürü, gözümüzün bebeği.
Bizimle geri dön, bize geri dön.
Hep yuvana geri dön.
Kaynaklar:
Nikita Gill - People Aren't Home
Alain de Botton - Mutluluğun Mimarisi
Arthur Schopenhauer - Ölümün Anlamı
Elias Canetti - Körleşme
Ursula Le Guin - Hep Yuvaya Dönmek







Yorumlar