top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

"Yaşadığım zorlukların görülmesini istiyorum."

  • 18 Tem
  • 2 dakikada okunur

Çoğunlukla bizi ezen, yükün ağırlığı değil, onu hangi şartlarda taşıdığımızdır.


Mücadelemiz görüldüğünde, anlaşıldığında, tasdik edildiğinde, övüldüğünde en büyük sıkıntılara katlanabiliriz.


Aksine, yaşadığımız sıkıntıların önemsenmemesi ve yok sayılması bizi yaralar ve zayıflatır.


George Bernard Shaw’ın dediği gibi bir canlıya karşı işlenebilecek en büyük günah, ondan nefret etmek değil, ona karşı kayıtsız kalmaktır.


...


Görgü tanığı olmadığında, yıllardır taşıdığımız ağır yüklerin bile farkına varamayız.


Çünkü başkası tarafından yansıtılmadıkça güçlü yanlarımızı tam olarak takdir edemeyiz.


Sosyal desteğin önemini en güzel Virginia Satir hatırlatır: Hayatta kalabilmek için günde dört kez kucaklanmaya ihtiyacımız var, başarılı olmak için sekiz kez, gelişmek için on iki kez...


Belki de bu nedenle, günümüzde en çok duymak istediğimiz cümledir:


“Ne kadar çok çabaladığını görüyorum.”


...


Sadece duygusal ilişkilerimiz için değil, iş hayatımız için de önemlidir görüldüğümüzü hissetmek.


2021 yılında yapılan bir araştırmada araştırmacılar yöneticilere, çalışanlarının neden ayrıldığını sorar. Yöneticilerin çoğu, çalışanların daha fazla maaş için ayrıldığına inanır.


Oysa çalışanlara sorulduğunda en önemli neden ortaya çıkar: Yaptıklarının fark edilmemesi ve değer görmemesi...


Yani çalışanlar, görüldüklerini hissetmedikleri için ayrılırlar.


...


Görülmek en büyük motivasyonsa ve psikolojik dayanıklılığımız için yaşamsal öneme sahipse nasıl oluyor da insanlar bu kadar kör olabiliyor?


Konuyu araştıran ünlü gazeteci David Brooks, en önemli üç nedeni şöyle sıralıyor:


Egotizm, anksiyete ve naif gerçekçilik.


Ama insanlara kızmak yerine, gelin aşikar olanı neden göremediğimizi anlamaya çalışalım.


Çünkü Brooks’un pek güzelce özetlediği gibi: Görülmek için önce görmeyi öğrenmemiz gerekiyor.


Duygusal körlüğün üç büyük nedeni


Egotizm: Bazı insanların benlik algıları o kadar kırılgandır ki kendilerini sürekli şişirmek zorunda hissederler. Sıkıntılarımızı paylaştığımız egotist bir kişi şöyle davranır:


- Bizim sorunumuzu önemsizleştirir,


- Konuyu sürekli kendsine getirir,


- Talep edilmediği halde tavsiye verir


- Sabırsızca dinler,


- Odak noktası olmaya çalışır.


Egotist, bizi görür, sıkıntımızı fark eder ama bizi odak noktasına koyamaz, çünkü kendisi orada olmadığında kriz yaşar.


...


Anksiyete: Kaygılı insanların zihinleri gürültüyle doludur ve bizim söylediklerimizi duyamazlar. Onlarla sıkıntımızı paylaştığımızda kendilerini şüphe içinde bulurlar:


“Şimdi ne yapmam gerekiyor?”


“Ne dersem onu iyi hissettirebilirim?”


“Bir çözüm yolu sunabiliyor muyum?”


“Acısını dindirebiliyor muyum?”


“Ben ne işe yarıyorum?”


Kaygılı, sıkıntımızın farkında olsa bile yaşadığı stres nedeniyle ya abartılı davranır ya da strese katlanamadığı için bizden kaçar. İki halde de “görülmüş” ve “anlaşılmış” hissetmeyiz.


...


Naif gerçekçilik: Bazı insanlar, çocuksu bir saflıkla dünyanın sadece onların algıladığı gibi algılanabileceğine inanır.


- Her deneyimi illa onların deneyimlediği gibi deneyimlememizi bekler,


- Farklı bakış açılarını düşünemez,


- Kendi çözüm yolları konusunda diretir,


- Yeni bilgilere kapalıdır,


- Hakkımızda sabit bir fikirleri vardır.


Naif gerçekçi, bizi can kulağıyla dinleyip yardımcı olmak istese bile zihininde kendi versiyonunu oynatır. Zihnindeki kişi bize yabancıdır, dolayısıyla görülmüş ve anlaşılmış hissetmeyiz.


...


Aslında insanlar çoğunlukla sıkıntımızın farkındalar. Ama derinlemesine kavrayamıyorlar ve bize doğru aktaramıyorlar.


Brooks, bir insanı tanımanın uçak kullanmaktan daha zor olduğunu söyler. Yine de bir gün herkesin şu cümleyi kuracağını hayal eder:


"Seni görmeye başlıyorum. Kuşkusuz, dünyayı asla tam olarak senin deneyimlediğin gibi deneyimleyemeyeceğim, ama dünyayı biraz da olsa senin gözlerinden görmeye başlıyorum."


Ya da an azından şunu söyleyebilir ve duyabiliriz:


“Ne kadar çok çabaladığını görüyorum.”



Kaynaklar:

David Brooks - How to Know a Person

Mary Pipher - The Shelter of Each Other

Carolyn Rosenblatt - Magic Touch: Six Things You Can Do to Connect in a Disconnected World.

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page