Haftalık Huzursuz Psikoloji bültenine üye ol.

Teşekkürler!

Normal İnsanlar: Ergenliğe Mektup



Bu haftanın normal insanlar konusu "ergen halinize bir mektup yazın" idi. Katılan bütün yazar arkadaşlarıma saygılarımı sunuyor, emeklerine sağlık diyorum.


- Hadi Beraber Kitap Yazalım projesi hakkında daha geniş bilgi almak için tıklayabilirsiniz.


Haftanın yazıları


1. Sana Laf Düşmez – Nehir Niş

2. Yerli Almanak – Karahindiba

3. Benden Bana – Ayşe Çetinkaya

4. Gel Şöyle Bi Sarılalım – Rojda Aksoy

5. Aynaya Karşı – Saturnuslog

6. Ayna – San

7. Aslında Gerçekleşmeyecek Hayaller Değildi – Edward Bloom

8. Dar ve Bozuk Taşlı Sokaklar – İki

9. Ne Olacağım Demeli – Papatyalı Bir Deli

10. Geçti Bile – Bir Başka Dünyadaki

11. Tereddütlü Bir Mektup – Canderel

12. Nosce Te İpsum – Dalgın Canbaz

13. Sen, Ben, Çocukluğumuz – Herzi

14. Biz Büyürken – Sehvenli

15. Sana, Bana, Bir de Kara Kediye – Milenay Karga

16. Ne Saçma Bir Gururun İçindesin Görmüyorsun – Mutlu

17. Yüzleşme – Madame Solo

18. Küçüğüm İçin – Voila

19. Geriye Dönüş: Zihin Katarsisi – Seyyan Uslu

20. Hemdem – Pınar

21. Her Versiyonun – Melike Yılmaz

22. Ergenliğime Sevgilerimle – Msy

23. Benden Bana – Ayşe Menekşe



SANA LAF DÜŞMEZ

-nehir niş-


Merhaba hırçın kız!


Melankolik, cesur ve inatçı karakterin giderek olgunlaşıp serpiliyor. Sana o kadar seneden sonra böyle bir mektup yazacağımı hiç düşünmemiştim.


Okul çantana hızlıca birkaç parça elbise atıyorsun. Öfkeli ve çaresizsin. Hem içe kapanık, hem de dışa dönüksün. Ağır başlı, olgun, sakin, hanım hanımcık halin( bu olman gereken ) ile neşeli, meraklı, kaçık, serseri yanınla çatışma halindesin. Evden kaçmaya hazırlanıyorsun. Ama nereye gideceğin konusunda bir fikrin yok. Bütün gidebileceğin akrabalar eve yakın oturuyor. Eğer onlara gidersen, bu evden kaçtığın anlamına gelmez. Sonra yalnız yaşadığını bildiğin edebiyat öğretmeni Mualla hocanın kapısını ağlayarak çalıyorsun. Ailen burayı bilmiyor. Mualla hocan kapıyı açıp seni içeri alıyor. Ona dün akşam evde olanları anlatıyorsun. Ve artık oraya dönmek istemediğini. Seni sessizce dinliyor. Akıl vermiyor. Güzel bir film açıyor, çaylar içiliyor, kekler yeniyor birlikte. Mualla hocanın tek başına kurmuş olduğu hayat, seni büyülüyor. Duvara yapıştırdığı posterler, ahşap zeminden tavana değin yükselen kitaplar, biblolar, kuruttuğu çiçekler. Gece çok güzel geçiyor. Ertesi gün okul var. Sabah okula gidiyorsun. İlk ders kimya. Teneffüs zili çalıyor. Zil çalar çalmaz; müdür yardımcısı öğretmenler odasına çağırıyor. Birlikte gidiyorsunuz. Heyecandan dizlerin titriyor. Ne olacağını bilmiyorsun. Öğretmenler odasına girer girmez annen suratına okkalı bir tokat indiriyor. Gözlerin kocaman oluyor ve yaşlar iplik gibi kendiliğinden akıyor yanaklarından. Kendini savunmak için ağzını açmıyorsun bile. Şaşkınlıktan dilin tutuluyor. Müdür ve yardımcısı anneni sakinleştiriyorlar. Sen çekimser bir dille bir şeyler mırıldanıyorsun. Karşında duran yetişkinlerin hepsi hem haklı hem de öfkeli hissediyor. Çünkü okulda; uslu, çalışkan, ve sessiz bir öğrencisin. Sen susuyorsun. Öyle korkuyorsun ki konuşmaktan. Seni annenle birlikte eve gönderiyorlar. Evde gergin bir ortam var. Annen evdeki herkesle birlikte kızgın. Ama en çok babandan korkuyorsun. O henüz evde yok. Koyu turuncu olan ev telefonu çalıyor. Arayan bütün bu gerginliklerin sebebi olan kadın. Annenle konuşmak istediğini söylüyor. Sen de hemen kendini açıklıyorsun.’’ Ben daha 15 yaşındayım ve okula gidiyorum. Bu yaşta evlenmeyi düşünmüyorum.’’ diyorsun. Kadın soğuk ve hissiz bir ses tonuyla ’’Sana laf düşmez anneni çağır’’ diyor. Zaten tepende duran annen ahizeyi elinden hınçla çekip alıyor. Konuşmasına fırsat vermeden lafı ağzına tıkıyor karşıdaki ses. ’’ Kızın kendini naza çekiyor demek ki! Ne kadar isterse altın takacağız. Bu akşam uygunsa gelip yüzükleri takalım, zaten kızı gördük beğendik‘’ diyor .Anne kısaca ve net cevaplıyor’’ bu akşam uygundur.’’. Annen tebessümle kapatıyor telefonu ve hazırlıklar başlıyor. Ne desen faydasız. Odaya kendini kilitleyip hiç düşünmeden bileğini kesiyorsun.


Her yer kan gölü.


İşte şimdi hepsini irkilerek anımsıyorum. Artık kendini daha iyi ifade ediyor ve haklarını savunabiliyorsun. İyi ki hayattasın. Aldığın ani ve sert kararlarla seni kaybedebilirdim. Ve aynı bedende birlikte paylaşacağımız anılar hiç olmayabilirdi.



YERLİ ALMANAK

-karahindiba-


Muhtemelen üniversite öğrencisi bir komşum var. Benim bunca yıl dirsek çürüterek gelip zor ev kiraladığım binada bir ev sahibi. Partnerinin de güzel bir arabası var gezip tozuyorlar. Bak minik karahindiba, eğer benim komşum gibi büyüyebileceksen ne ala, hemen büyü. Yok yine benim gibi sabah meraya, akşam ahıra gezen koyun misali işe gidip geleceksen hiç büyüme. Nereye elimi atsam bir sorumluluk çıkıyor karşıma. Öyle çok büyük şeyleri yönettiğimden değil. Tamamen kölelik. Rafine zevklerim var hayatı bunlar için yaşıyorum dedikçe ‘ay sonu soğan yerim artık’ diye daha sık düşünmeye başladım. İnsanoğlu, erdem, emek gibi seni kerizledikleri birçok terimin içi bomboş. Hep ortalama üstü olduğunu, daha fazlasını hak ettiğini düşünerek geldin buralara. Senden sonra bir nesil geldi ki sırf var olduğu için her şeyi hak ettiğini düşünüyor. Her şeyde itiraz ediyorlar, asla kabullenme yok. Orijinal taraflarını bu çocuklara kaptırdın. Yakın zamanda cep telefonunu kullanamayan dede muamelesi görmeye başlayacağım. Elinde baston çocuk kovalayan hep sinirli dede. Bu dizeleri okurken sana hayatla ilgili çok iyi tavsiyeler vereceğimi düşünüyorsun ama hayatın öyle bir cümlelik bir özeti yok. En azından benim için yok. Versem bile kimseyi dinlemeyip kendin öğrenmeye çalışacağın için mesaj bir yere ulaşmayacak. Geleceğe dönüş üçlemesindeki Biff gibi sana bir almanak uzatmayı çok isterdim ama tüm eline geçecek olan bu dandik metin. Sana kendini konumlandırman için birkaç gerçeklikten bahsedeyim gerisine sen karar ver.


İki tane tutkun var. İlki müzik. Çok iyi müzik dinlersen ve üretirsen enstrümanlara hâkim, nadiren müzik bilgisi zengin insanlarla tanışıp çok nadir bulunan bir mutluluğu yaşıyorsun. Aşk gibi bir şey. Ancak bu coğrafyanın %80’i ile aynı arabada müzik dinlediğin anda kapıyı açıp kendini dışarı bırakasın geliyor. Aşk gibi gelen o histen vazgeçemezsin, ülkenin %80’inden de vazgeçemezsin. Kendini bu çizgide konumlandır.


Diğer zevkin de arabalar. Yüz metre öteden arabanın silindir sayısını söyleyebiliyorsun. Ancak bunu söylediğinde seni geceleri kavşaklarda sıfır çizen bir denyo olarak tanıyorlar. Arabalarla çok ilgilenirsen testosteron kokusundan yanına yaklaşılmıyor. Az ilgilenirsen veya yaşadığın ülke yönetimi arabalara %280 vergi koymaya karar verirse de 30’lu yaşlarında ikinci el bir aile arabası alıp öve öve bitiremiyorsun. Bu arada 2021 model Porsche 911 Turbo S’i görmeni tavsiye ederim.


Hayat hep böyle iki ucu çiçekli tercihlerle dolu. Güzel kadınları sevebilirsin ama elde etmek zor, hayal etmek güzel ama hayatın tokadını yemeden gerçek dünyaya dönemiyorsun. Maneviyat diye bir şey var ama o kadar karakterli olmadığını ikimiz de biliyoruz : ) Aileni, arkadaşlarını seviyorsun da kendini o kadar ciddiye alma. Dönüp baktığımda hatalarla dolu bir hayat görmüyorum. Tek tük hataların var ama genel olarak her şeyi doğru şekilde yaptın denebilir. Ancak sen doğru yapsan bile gördüğün gibi her şey istediğin gibi olmayabiliyor. Hayat da öyle bir şey. Hep bir denge hep bir ideali bulma yarışı. Doğrusu budur denebilecek bir noktası yok. Mutluluk güzel denebilir. Hayatın anlamı, uzayda neler oluyor bunları araştırmak güzel. Ortalama olmakta hiçbir sorun yok. Birkaç akıllı insan her şey için yeterli. Onları bul ve hayatının içine güzelce yerleştir.


BENDEN BANA

- ayşe çetinkaya -


Ayşe selam,


Dört gündür sana bu mektubu yazmaya niyetlenip bir türlü başlayamadım. Hem diyeceğim çok şey var, hem de ne diyeceğimi bilmiyorum. Tavsiye versem, eminim dinlemeyeceksin. Bu da başına buyruk olduğundan değil, hatta tam tersi. Söz dinlemeyi seviyorsun, ama kendini sevmiyorsun. Kendini kabullenmiyorsun, çünkü kendinden beklentilerini karşılayamadın. Peki bu beklentiler gerçekten senin mi?


Gerçekleşmemiş ihtimaller üzerine düşünürken gerçekleşmiş olanları yaşayamaz duruma gelebilirsin. Sanırım her şey bir ihtimalken daha çekici. Uzaklarda bir yeri görmek istersin de oraya gittiğinde “bu muymuş” dersin ya, ihtimaller o uzaktaki yer gibi. Gerçekleşenleri sahiplenmek ve olduğu gibi yaşamak senin elinde, seninle ilgili. Bunun farkında olmadıkça bir şeylere kızacaksın; hayata, kadere, babana, o konuda üstüne gelen arkadaşına. Bu öfke seni daha çok yoracak.


Çok daha zor olanı göğüslediğini düşündüğün durumlar, aslında kolaya kaçtıkların olabilir. Mesela, babanı suçlamak kolay, ama kendi davranışlarının sorumluluğunu almak zor. Bunu fark ettiğin ve kendini iyileştirmenin sorumluluğunu aldığın zaman, hiçbir şey senin kontrolünde olmayacak, ama her şey senin elinde olacak.


Tembellik etmeye devam ettiğin sürece kendi hayatında yan rol olacaksın. Seçimlerini sen değil, başkaları yapacak, böylece suçlanacak yeni birileri olacak.


İyi hislerden kaçmadığın gibi kötü hislerden de kaçma. Hiçbiri sonsuza kadar sürmeyecek.


Okulda spor salonunun arkasında sigara içen çocuklar var ya, onlar hiç de tahmin ettiğin gibi işe yaramaz insanlar değil. Arada onlarla da takılabilirsin. Hiçbir şey için geç olmayabilir, ama bazı şeyler zamanında güzel. İtlik serserilik de öyle.


Platonik takılmanın da bir tadı var, ama o kadar yüceltilecek bir duygu olmayabilir. O hoşlandığın çocukla git bir an önce tanış bence. Spoiler: Hiç beklediğin gibi biri çıkmayacak.


Burası çok garip bir yer, yaşamak da çok garip. Bu garipliklerle ilgili çözemediğin çoğu şeyi ben de hala çözemedim. Belki de çözmemiz gerekmiyordur. Bir sorunun cevabı yoksa belki de yanlış soruyu soruyoruzdur. Madem buradayız ve bir gün olmayacağız, şimdilik buranın keyfini çıkarmaya çalışabiliriz.


Son olarak, korktuğun hiçbir şey korktuğun kadar korkunç olmayacak.


Bence çok tatlı birisin. Seni artık seviyorum.


Ayşe


GEL ŞÖYLE Bİ SARILALIM

-rojda aksoy-


Okulun bahçesinde herkesin önünde o dayağı yediğinde henüz on yaşında bile değildin. Nasıl da sesini çıkarmadan bitmesini beklemiştin ama! Zoruna giden fiziksel acı değil yapılan haksızlıktı. Sırf bir erkek çocuğunun duygularına karşılık vermedin diye bu kadar kötü bir dayak yememeliydin. Daha o yaşta toksik erkeklik mi, reddedilmenin öfkesi mi, yaşadığınız mahalledeki akıl almaz şiddet iklimi mi nedir bilemiyorum ama bugün bile o tepkini düşünürüm; nasıl da çıt çıkarmadın ve acını belli etmedin ama! İçini yakan sessiz öfken seni tepeden tırnağa sararken gözlerinden bir damla yaş bile gelmedi.


Buzlar kraliçesi serin halinle alkışları topladıysan madalyonun öteki yüzüne de bir göz atalım derim. İlkokuldaki bu tavırların ortaokul ve lisede de devam etti. Hep çalışkan, sessiz, zorluklar karşısında koyvermeyen, arkadaşlarıyla iyi anlaşan bir melektin adeta. Sıra arkadaşlarına sınavlarda zorla kopya verirdin. Evet evet zorla. Kendi sınav kağıdını erkenden doldurman yetmezdi sana, daha fazlasına ihtiyacın vardı. Bunları neden yaptığını tahmin etmek zor değil; etrafındaki insanlardan onay ve sevgi görmek için umarsızca çırpınan şu tatlı halini bir dakika izlemek bile yeterli.


Bir çocuk daha ne kadar mükemmel olabilir? Çalışkan, yardımsever, akıllı, terbiyeli olmak yetmeliydi değil mi? Yetmedi tabii ki. Lise son sınıfta edebiyat dersindeyken kapı çalındı. Nöbetçi öğrenci elinde kocaman bir buketle içeri girdi. Öğretmen çiçeğin üstündeki notu sesli okuyunca üstünü örttüğün o yara acı acı sızlamaya başladı. En yakın arkadaşının annesinin (okul-aile birliği başkanı olmasının verdiği yetkiyle) kızına yaptığı sürprize mi sevinsen sızlayan yarana mı eğilsen bilemedin. Senin doğum günün hiç kutlanmamıştı çünkü sizde öyle adetler falan yoktu ama orada herkes gibi sen de büyük bir coşkuyla arkadaşının doğum gününü kutladın ve duruma yabancı olduğunu hiç hissettirmedin elbette. Muhtemelen beyaz liseli gömleğin kanayan yaranın etkisiyle kırmızıya boyanmıştı ama kimse göremezdi.


Bugün dönüp sana baktığımda gözlerim doluyor maalesef (ağlamayı kendime yakıştırmadığımı unutmayalım yine de). Şöyle kollarımı uzatıp sıkıca sarılıyorum sana; üzülme diyorum, sen de sevilmeyi ve sevmeyi öğreneceksin. Bugünlerin acısını çıkartırcasına sevileceksin. Bu defa gördüğün sevgi karşısında gözlerin dolacak hatta.


Tabii artık ağlamak da serbest…


AYNAYA KARŞI

-saturnuslog-


Sevgili kendim, sana çok saygı duyduğumu söyleyerek başlamak istiyorum. Çok zor şeyler yaşıyorsun. Üstelik bilinçsiz bir cahilsin ama öğrenmek, farkındalık kazanmak için de çok çaba sarf ediyorsun. Çünkü yaşadığın her şeye rağmen kendi doğru bildiğin o dikenli yoldan hiç şaşmamak için uğraşıyorsun. Yaşadıklarının seni yıldırmasına izin vermediğin ve ne kadar zorlansan da kendi doğrularınla yaşadığın için seninle gurur duyuyorum.


Biliyorum, yaşadığın hiçbir şey, kitap okumanın yasaklanması kadar yakmıyor canını. Tek dayanağın, kafanın içinde kurduğun hayattaki mutluluğun... Sırf bir şeyler öğrenmek için yemeğinden bile kısarak biriktirdiğin parayla aldığın kitapları, evde bulamasınlar diye sakladığın zamanlardan özür dilerim. Bulunduğu zaman çıkan tartışmaları ve değer verdiğin şeylerin havada uçmasını, yapraklarının yırtılmasını izlediğin buna rağmen inatla, dik başlılıkla devam ettiğin için teşekkür ederim. Biliyorum şu an, kitapların bulunduğu için yemek paran da kesildi. Ama yine de yılmayıp bir sahafla anlaşmak için yola koyuldun ve okuduklarını satma karşılığında yeni kitaplar almaya başladın.


Bu dünyanın sadece bulunduğun toplumdan ibaret olmadığını keşfetmen gerçekten çok önemli senin için. Kabuğunu kırmanın ne demek olduğunu herkese, özellikle de kendine göstermeye başladın. Şu an müthiş bir kütüphanen ve hala okuyacak bir sürü kitabın var. Üstelik resim yapmak, piyano çalmak ve dansçı olmak istiyordun ya, sana bir hayal kadar uzak gelebilir ama hepsini yaptık ve yapmaya devam ediyoruz.


Sana bir tavsiye verecek olursam, uyum sağlamak zorunda değilsin derim. Kendini çok zorluyorsun. İçinde bulunduğun çevrenin bir parçası olabilmek için kendinden ödünler veriyorsun. Çok savaşıyorsun kendinle. Yapma! Çünkü parçası olmak için çabaladığın ailen ve arkadaşların hastalıklı. Sen de çok sağlıklı değilsin ama en azından farkındasın. Onlar ise bunun doğru olduğunu dayatıp senin öz güvenini ve öz saygını paramparça etmek için varlar.


Hep hayalinin ilerde olacağın kişiye yetmeyeceğinden ve bu hayalin değişeceğinden korkardın. Merak etme, yıllar geçmesine, çılgınlar gibi değişmemize rağmen hayalimiz hala bizimle. Sadece düşündüğümüzden biraz daha geç gerçekleştirmemiz gerekecek sanırım. Çünkü insanlar dünyayı çok değiştirdi. Artık hiçbir şey saf değil. Ama engel de değil.


AYNA

-san-


Bu mektubu okuyacak olsaydın muhtemelen bir ağacın altında tek başına okurdun. Kafan karışık, dünyadan umduğunu bulamamış ve sıkılgan bir durumda olman da çok mümkün. Çevrede insan gördüğün anda gülümseyip selam verecek ama içten içe kimseyi görmemek için dua edip bundan gizli bir suçluluk duyacak o pozisyonunu almışsındır. Çünkü herkesi yürekten seviyor ama bir türlü uyum sağladığını hissedemiyorsundur. Seni çok iyi anladığımı söyleyerek başlamak isterim.


Şimdi anlatacağım her şey güvende olduğunu gösteriyor, güvende olmasan ben de burada olmazdım ve sorun olmazdı. Bunun rahatlığıyla yaşa. Seni kendinden ayıracak ne varsa, kim varsa uzaklaş. Korkma. Hiçbir şeyi yapmak için yapmak zorunda değilsin. Zaman içinde inanamayacağın şekilde kendi üslubunu oluşturacaksın hayatta.


Kendi seçimlerini yapmak sana şu an çok da önemli görünmüyor biliyorum. Yapsan yaparsın aslında ama zaten kurulmuş bir sistem olduğunu, istediklerini kafanın içinde de yaşayabileceğini, böylesinin daha kolay olacağını düşünüyorsun. Mücadele etmeye gerek duymuyor musun? Bir gün aynaya baktığında kendinden başka bir insanla göz göze geleceksin. Sana, seçim yapmanın önemini bu olay anlatacak. İyi haber, o günden sonra aşamalı olarak kendini seçmeye başlayacaksın. Ama neden bugünden başlamayasın?


İnsanlara gelince, belki şu an sana benzemeyen insanlardan kaçıyorsun. Üzülerek söylüyorum, bu sığ bir davranış. Sana çok benzeyen biri kalbini kırdığında, sadece kendine ve kendine benzeyenlere değer vererek yaşanmayacağını göreceksin. Bu biraz acı bir deneyim olacak.


Şimdi yazdıklarımı çok dikkatli oku. Uyumsuzluk hissinin seni tüketeceğinden korkuyorsun. Sen hepsinden daha güçlüsün. İnsanlar da hayat da çok özel, kendini mutlaka bu oluşumun bir parçası gibi hissedeceksin. Şu an soyut bir dünya kurup oraya kaçmaya meyillisin. Ama ne içinde bulunan dünyadan, ne de içinde bulunduğun dünyadan vazgeçmek zorundasın. Denge kurmanın önemini bilirsin. Dengeyi sağlarsan dünyalar senin olacak. Şu an gölgesinde oturup gövdesine yaslandığın ağaca bak ve anla; burası senin evin. İçindeki her şeyin bu dünyada yansıması var.



ASLINDA GERÇEKLEŞMEYECEK HAYALLER DEĞİLDİ

-edward bloom-


Merhaba Küçük Aptal,


Şu an önünde upuzun yıllar, doya doya yaşayacağın bir gençlik, pek çok zafer sarhoşlukları, büyük patronun hakka yürümesi, çılgın seks partileri, çokça ülke göreceğin seyahatler, unutulmaz aşklar, AKP'nin baraj altında kalacağı seçimler var sanıyorsun değil mi? Senin için üzgünüm kendim. Beş, on hatta yirmi yıl sonra da aynı hayalleri kuruyor olacaksın. Kendinden biliyorum. Mesela büyük patron hâlâ yaşıyor. Daha çok konuşuyor ve hâlihazırda ondan '2 üzeri hayatın boyunca nefret ettiğin insanların sayısı kadar' nefret ediyorsun. Ama iyi haber; artık daha yaşlı ve hakka yürümesi diğer hayallerinin gerçekleşmesinden daha olası.


Aslında gerçekleşmeyecek hayaller değildi kurdukların. Örneğin sigaraya verdiğin parayı kenara atıp pek çok ülkeyi gezebilirdin. Ama La Sagrada Familia'ya bakıp bir sigara tüttüremeyeceksen yemişim öyle seyahati. Bak gördün mü? Hiç değişmedin. Sen profesyonel bir bahane üreticisisin. Şimdi bile.


En ihtişamlı hayaline bakıyorum da, on sene sonrandan sana bir haber vermeliyim ki buna çok yaklaşacaksın. İki kızla birlikte sarhoş olup aynı yatağa uzanacaksınız. Küçük dokunuşların, minik hınzır gülüşlerin ardından, sen birine masaj yaparken seni öpmeye yeltenecek diğeri. O an aklına sevgilin gelecek ve geri çekileceksin. Sonra da kıza saf aşk, sadakat üzerine falan maval okuyacaksın. Ve tabii bu erdemli davranışınla hayatının en büyük fırsatını da yitirmiş olacaksın. Bir mucize olur da bu mektubu okursan sana tek bir tavsiyesi var kendinin; aptallık etme! Henüz sular kesilmeden daya ağzını çeşmeye!


Satırlarıma son verirken söylemek isterim ki sen iyi bir insansın. Şimdiki kendinden daha iyisin hiç değilse. Umarım yirmi yıl sonra da şimdiki kendine bunu söylemek durumunda kalmam. Şayet o kadar yaşarsam tabii. Görüşmek üzere.


Seni Çok Özleyen

Büyük Aptal


DAR VE BOZUK TAŞLI SOKAKLAR

-iki-


Lili,


Benim yavru kuşum,


Dünyayı nasıl gördüğünü biliyorum, nasıl görmek istediğini, arzularını, heveslerini, yanında tutmak ve uzağına itmek istediklerini, eleştirilerini, inançlarını, ihtiyaçlarını, yanılgılarını, kıskandığın, imrendiğin her şeyinle tümünü, seni olduğun gibi görüyorum.


Yıllar sonra buradan işine karışmak gibi bir derdim yok. Sen içgüdüleri kuvvetli küçük çetin bir cevizsin. Yapman gereken her şeyi günü geldiğinde doğru koklayacak ve yoluna koymak için büyük çaba göstereceksin, o gücü de kendinde bulacaksın buna hiç şüphen olmasın. Şu an seni çepeçevre kaplayan tek şey kızgınlık. Var olmak dünyanın en zor işi senin için. Çünkü etrafında senin dışında herkesle ilgili her şey var. Bu gürültünün sesi o kadar baskın ki kendi içinde bile kendi sesini duyamıyorsun. Kendi fikirlerin ve hislerin dışında herkesin fikri ve hissi önemli. Sesini kimseye duyuramıyorsun. Bu baskı ve ağırlık altında nefessiz kalmak sana çaresizlik hissettiriyor. Ama hep en doğru kararları bu çaresizliği hissettiğinde alacaksın. Kendini bulmak için tek başına kalman, tek başına kalman için de gitmen gerekecek. Hayatının en zor kararı, ama korkma. Hayattan sakın korkma.


Kolay şeylerin tadı güzeldir. Kolay insanlar, kolay paralar, kolayca açılan kapılar… Bizim için bunların hiç biri olmayacak. Zor şeyleri başarmanın tadı daha da güzel inan. Biz dar ve bozuk taşlı sokaklarımızla varız. Kendini değerli hissetmek için gösterişe ihtiyacın yok. Sen sadeliği görebilenlerin yanında mutlu olacaksın. Kendini yakınındakilerle kıyaslayıp haksızlığa uğradığını düşünme, daha iyi bi hayatın kucağına düşmemesine içlenme, hayat böyledir. Adalet arayışıyla kendini hırpalama. Hayatın kendine özgü bir mizah anlayışı var. Kendi dinamiğinde, adaleti farklı şekillerde tecelli ettiriyor. Bazı şeylere acı içinde güleceksin.


Annenle çatışman, babana hassasiyetin, ikisine karşı dargınlığın hiç bitmeyecek. Zamanının çoğunu onlarla ve sana hissettirdikleriyle baş etmeye çalışarak geçireceksin. Bil ki kimse ebeveynlik nedir bilerek evlat sahibi olmuyor. Neyi yanlış yaparlarsa yapsınlar, esas niyetlerinin senin iyiliğin olduğunu ve seni gerçekten karşılıksız sevenlerin onlar olduğunu asla unutma. Onların da anlaşılmaya ihtiyacı var, anla. Mümkün olduğunca iyi zaman geçir. Her şeyin sonunda elinde kalacak tek şey onlarla olan güzel anıların olacak.


Hayatta yapılması gereken çok fazla seçim, vermemiz gereken çok fazla karar ve bunların sonunda edindiğimiz tecrübeler var. Bazı sonuçları normalleştirmelisin. Canın acıyorsa ağlamak normaldir, ağlamak istiyorsan ağla. Bir haksızlığa uğradığında sinirlenmek normaldir, bağırmak istiyorsan bağır. Yanlış anlaşılmaktan korktuğun için kendini çok tutuyorsun. Hata yapmaktan korkuyorsun, hata yapmak çok insani bir şeydir, kendini saklama.


İtina ve müsaade benim hayatta en sevdiğim iki kelime oldu. Kendine, sevdiklerine ve zamana karşı müsaadeli olmanın saygı ve bilgelik getireceğini, itinanınsa sevgiyle ve emekle ilintili olduğunu tecrübe edeceksin.


Sen en sevdiği elbisesini giymiş küçük bir kız gibi, kanatlarını yeni ışığa tutmuş bir kelebek gibi heveslisin. Hevesin görülmek, hevesin fark edilmek. Övgüye ve ilgiye yuvada ağzı açık bekleyen yavru kuşlar kadar açsın. Hayatta hep bunun yüzünden hata yapacak ve hep bu yanından kırılacaksın. Zayıflıklarını bil, onlarla barış. Kimseye muhtaç olmadığını anladığında bunu da aşmak kolaylaşacak.


Bir seansta doktoruma ne olmak istediğimi hiç bilemediğimi söylediğimde ‘kimse sana bir şeyler seçebileceğini ve seçtiğin şeyi olabileceğini söylememiş. Bir çocuğa seçim yapma hakkı olduğunu öğretmezsen bunu bilmez’ demişti. Ne olmak istediğimi hiç bilmedim ama hiç x biri olmak da istemedim. Bir meslek ya da kimlik peşinde koşmadım. Hayatımı hep ‘ne olmak istemiyorum’u tartarak şekillendirdim. Ama senin böyle bir seçeneğin olsun istiyorum. Bu hayatta ne yapmak istiyorsun? Sana iyi gelen şeylerin peşinde ol.


Yapacağın seçimlere ve sonuçlarına karşı sadece kendine sorumlusun. Kendinden sen sorumlusun. Kimseyi sırtında taşıma, kimsenin sırtına yük yapma. Sevgi hafiftir, ilk bahar esintisi gibidir. Kendiliğinden olandır. Kimsenin seni sevgisiyle hırpalamasına izin verme. Şimdi çok sevdiğin bir çok insanla yolun ayrılacak, bunun normal olduğunu anla. Yanında kalanlara daha çok sahip çık.


Bu hayat güzel bir macera, hevesini baltalama, heyecanını kaybetme ve istediğin gibi yaşa.


Bir ipucu: Hayvanlar ve bitkilerle aran çok iyi. Onlarla daha çok ilgilen. Onlara daha çok kaç, kendini bulmanda en faydalı dostların onlar olacak. En az bir yabancı dili çok iyi öğren, daha çok araştır ve daha çok gez.


Sevgilerimle,

L.


NE OLACAĞIM DEMELİ

-papatyalı bir deli-


Sevgili on üç yaşındaki halim,


Öncelikle şunu söylemeliyim, harika görünüyorsun! Evet çok fazla sivilcelerin çıkıyor ve sürekli kilo alıyordun biliyorum ama inan bana bundan sonra kilo alman çok daha kolay bir hale gelecek. O yüzden bu durumdan şikayet etmek yerine, “nasılsa veririm” de gitsin!


Liseye geçmek için fazlasıyla heyecanlısın biliyorum, gelecekte neler yapacağını, nerede olacağını ve nasıl gözükeceğini çok merak ediyorsun. Önce şu konuda anlaşalım, gelecekten geliyorum; hâlâ neler yapacağına tam olarak karar veremedin, ama merak etme en azından iyi bir üniversitede iyi bir bölüm okuduğunu -severek okuduğunu- söyleyebilirim.


Matematik dersinden korkmana hiç gerek yok. Şu anda muhtemelen en sevmediğin alan matematik ve sen de aslında derslerle ilgilenmekten ziyade kendini sanata vermek istiyorsun. Sanata düşkünlüğün hiç geçmeyecek. Bu konuda çalışmalarım hâlâ sürüyor fakat sen biraz daha yoğunlaşsan iyi edersin. Kim bilir belki birkaç sene içinde bir tiyatro oyununda rol bile alabilirsin!


Yalnız o gözlüğü çıkar, sana başka gözlük mü yok? İnan bana kendini çok rahatlamış hissedecek ve özgüvenini arttıracaksın o gözlüğü çıkarıp yenisini alınca. Çünkü sen de içten içe biliyorsun ki gözlüğün yansıma yapıyor ve fotoğraf çekilirken sürekli gözlüklerini çıkarıp duruyorsun.


İngilizce aşkından vazgeçme, dilin kemiği yok çok iyi yerlere gelebilir ve hatta üstüne belki İspanyolca bile öğrenebilirsin! Çünkü sen de biliyorsun ki bir lisan bir insan. Yabancı kültürlerin arasına karışabilmenin ve bulunduğun ülkenin dışındaki insanları anlayabilmenin en güzel ve en faydalı yolu bu.


Bulunduğun zaman dilimine, yaşına, çevrendekilere ve onların sağlıklarına, ailenin yanında kalabiliyor olmana ve ailenin sağlığına hep şükret. Dostlarına ve ailene sıkı sıkı sarılmayı ihmal etme, gelecekte sevdiklerine sarılmanın hasretiyle yanıp tutuşacağın zamanlar gelebilir. Ama bu zamanlarda bile şunu unutma, hayatına katıp sağlığından endişe duyduğun her insan aslında senin ailendir ve insan nereye giderse gitsin ailesini hep sol göğsünün altında taşır.


Yaşın çok küçük ve hatta ergenliğe de yeni girdiğin için “asi kız”sındır şimdi sen. Ailenin yanından ayrılıp bir an önce lise/üniversite kazanmak istiyorsundur. Ailenin yanından ayrılıp bir şehirde tek başına okumak sana her ne kadar çok şey katsa da, ailenle iyi anlaşmanın yolunu bulup iki lafın belini kırabildiğin zaman onların da aslında ne kadar “kafa” insanlar olduklarını anlayacaksın.


Gelecek hayallerinden bahsetmişken, ileride karşına çok aşık olacağın birinin çıkacağını söylemezsem çatlarım! İnsanlar birbirlerine nasıl aşık oluyorlar nasıl seviyorlar diye sorguluyor ve hatta bunu anlamsız buluyorsun ya, kalbinin pır pır etmesine neden olacak birini çıkaracak karşına hayat. Gerisini söylemeyeyim de daha fazla spoiler olmasın!


Ayrıca sana yaşını sorduklarında sürekli yaşını büyütüp söylüyorsun ya, işte onu yapma. Zaman o kadar hızlı geçiyor ve seneler öyle su gibi akıp gidiyor ki sen arkalarından bakakalıyorsun ve bu sefer de yaşını küçültmeye çalışıyorsun. Hayıır, bu dediklerim seni korkutmasın! Senelerin hızlı geçip gidiyor olması seni engellememeli, zamana karşı ve bu hayata karşı, ne olursa olsun yaşa! Unutma keyfine varıp değerini bilerek yaşadığında her yaşın bir güzelliği var ve ünlü bir senaristin de dediği gibi “yaş almaktan değil, yaşayamamaktan korkmalı insan.”


Şimdi önündeki kitap yığınının arasından bir kitap seç. Rastgele bir sayfasını açıp bir iki satır oku ve kitabın kokusunu içine çek. Ben o okuduğun iki satırda ve içine çektiğin kitap kokusundayım.


GEÇTİ BİLE

-bir başka dünyadaki-


Merhaba, bu mektup hangi gün, hangi saat sana ulaşacak bilmiyorum. Sana ileri bir tarihten yazıyorum. Korkma aklını kaçırmadın. Şu sıralar sıkça kendini, delirdim mi diye yokladığını biliyorum. Delirmemek için nefesini tutar gibi en sapkın düşüncelerini tuttuğunu duyumsuyorum. Şu an masadaki o test kitabına gözün kayıyor ama biraz ara ver, elindeki mektuba odaklan. Lütfen. Zamanla yarışma düşüncesini de bir anlığına unutabilir misin? Şimdi sana değişen ve değişmeyen birkaç şey söyleyerek yazıma başlamak istiyorum. Gökyüzü hala çok güzel ve umut dolu. Bu değişmiyor. Sıkışıp kaldığında ona çevir gözlerini. Ben öyle yapıyorum. Ona her baktığında şunu hatırlamak işine yarayabilir. Geçecek. Gerçekten geçiyor. Sanki hiç geçmeyecek gibi gelen şeyler bile geçip gidiyor. Sonuç; unutmuşsun. Ben başımdan geçen çoğu şeyi unuttum. Bu iyi bir şey. Dün yediğin yemeğin ya da sana fırlatılan terliğin acısını hatırlıyor musun mesela? Sanırım ben söyleyince anımsıyor gibi oldun. Bu değişmiyor. Bazen biri bir şey söylediğinde ya da umulmadık bir karşılaşmada hatırlıyorsun. O kadar. Unutmak seni çok korkutuyor tahmin ediyorum. Onca emek verip çalıştığım şeyleri ya unutursam diye kaygılanıyorsun. Yolun yarısından bildiriyorum, bu durum seni endişelendirmesin. Unuttuklarının çoğu ihtiyacın olmayan şeyler. Sadece bildiklerinle yaşamıyorsun hayatı. Dahil olamadığın düğün dansını, uzaktan izlemek gibi kimi zaman zaten yaşamak. Bangır bangır oyun havası eşliğinde şıklarken parmaklar, benim burada ne işim var hissi bambaşka koşullarda tekrar tekrar yaşanacak. Bu da değişmiyor. Senin burada ne işin var? Bu dünyada ne işimiz var hakikaten? Bir adam var biraz zaman sonra tanışacaksın onunla, o demiş ki, “dünyadasın bunun tedavisi yok.” Ne yapalım yok işte. Kendini bazen eksik ya da tamamlanmamış hissediyorsun ya o his kaybolmayacak. Ona alış şimdiden, hem benim de işimi kolaylaştırırsın. Şimdi iyi ve kötü haberlerle devam edelim. Kötü haberle başlıyorum. Evlatlık değilsin, seni cami önünde bulmadılar. Bu olasılığı çok düşündüğünü ve içte içe gerçek olmasını arzuladığını biliyorum. Evet. Ama üzgünüm ailenle yaşamaya alışmalısın. Annene çok kızma bence, babana da. Hatta ana babalara çok kızma. Kabul et onları bu halleriyle ve piknik sever evlat rolü oynamaya devam et. Zira bir şeylerden hiç haz etmediğin halde seviyormuş gibi davrandığın zamanlar olacak. Değişmiyorlar, hem de hiç. Üzerinde durma, devam et. Üzerinde durmak deyince aklıma geldi. Öğretmenler şu konunun üzerinde duralım gibi laflar eder ya. Sen de üzerinde durmazsın ve üstü kırmızı kalemlerle çizilmiş hataların olur. Kırmızı hatalarına teşekkür et. Çünkü kırmızı çok güzel bir renk ve hataların senin en tutkulu öğretmenlerin. Düşük not aldım diye çok üzülme çünkü onlardan geriye bir silgi artığı kadar bile bir iz kalmayacak. Çok konuştum değil mi? Affedersin. Sana öğüt vermek falan değil niyetim. Tamam şimdi de iyi bir haberle devam edeyim. Büyüyünce şu olacağım dediğin şeyi olmadın. Hatta bir şey olmadın. Bambaşka bir yolun var. Şimdi söylemiyorum, sürprizi kaçmasın. Çok şaşıracak ve sevineceksin onunla buluştuğunda. Çünkü çok eğlenceli. Tamam sustum. Sana son bir iki şey daha söylememe izin verebilir misin? Evet mi? Peki devam ediyorum. Çocukluğunun elini hiç bırakma. Şu an çocukluğu hatırlamak canını sıkmış olabilir. Merak etme tarladaki ırgatlığın yakında bitiyor. Ama çocukken çalıştığın o kurak tarlaları ve o anlardaki sonsuz sıkıntıyı bile özleyeceksin. Mektubumu şöyle bitireyim. Haykır dilediğin gibi içinden yükselen kelimeleri. Öylesine hesaplamadan yaşa. Sadelikle. Güzellikle. Umutla. Yaşadığın her an çok özel ve güzel. Gerçekten öyle, laf olsun diye söylemiyorum. Ve eğer güçsüz hissedersin kendini, kapat gözlerini. Beni düşün, kendini düşün. Geçiyor, geçiyor. Bak geçti bile.


Sevgiyle,

Bir başka dünyadaki

TEREDDÜTLÜ BİR MEKTUP

-canderel-


Sevgili ergen halim,


İnan mecbur kalmasam yazmazdım, seninle uğraşmanın ne kadar beyhude bir iş olduğunu çevrendeki herkes kadar ben de biliyorum. Tuhaflığına, inadına, çekilmezliğine rağmen buradan bakınca anlıyorum seni. ‘Hadi oradan’ deme lütfen, vallahi anlıyorum. Bir de şimdiki bana, geleceğine not yazmışsın ya; ‘‘Bu satırları okuyup umarsızca gülen kadın, senden nefret ediyorum’’ diyerek. Evet gülüyorum bazen, itiraf ediyorum, ama insaf, hangi aklı başında insan öfkesi sonsuza kadar sürdürmek ister, sonra da geleceğine şerh düşer ki.


Aslında fena bir çocukluk geçirmedin. Sonrası biraz zordu, kabul, ama bu topraklarda yaşayan herhangi bir gençten farklı bir travma da yaşamış değilsin. Hem dokunulmaz olmak istiyorsun, hem de dokunsunlar sana istiyorsun.( Bu cümle çıksa da olur) Kendine çok yükleniyorsun, değiştirebileceğin ve değiştiremeyeceğin koşulları ayırt edemiyorsun. Biraz rahatlayınca kendi keşfettiğin değerlerden vazgeçmekten korkuyorsun, ki hiç kolay olmadı onları yakalamak. Bana kızıyorsun, ilerleyen yaşlarından ümitsizsin, görüyorum bunu. Değiştirebilseydim eğer, bu düşünceni değiştirmek isterdim. İnan bana sonunda korktuğun insana evrilmeyeceksin. Hatta görsen seveceksin bence beni.


Bir taraftan da hiç müdahale etmek istemiyorum sana, çok emeğin var şimdiki halimde, boşuna görünen her çaban, inadın, öfken çok kıymetli. Yine de daha mutlu olmanı istiyorum, yalan değil, başını şefkatle okşayabilsem ne iyi olurdu diye düşünmeden edemiyor, mektubumu burada bitiriyorum...


NOSCE TE İPSUM

-dalgın canbaz-


Kendini Tanı anlamına gelen, ‘Nosce Te İpsum’, Delphi’deki Apollon tapınağının girişinde altın harflerle yazılıdır. Bu söylemin kökeni, Apollon’a adanmıştır.


Apollon, müziğin, sanatların, mantığın sembolü olarak gösterilirken, Dionysos, haz ve zevklerin sembolüdür.


Ergenlik ve ilk gençlik benim için, Dionysos’un ve Pan’ın izini takip etmektir. Zevklerin, hazların, merakın ve cesaretin yıllarıdır. Otuzlu, kırklı yaşlardan sonra Apollon’a geçiş yaptığımızı düşünüyorum.


Sevgili 18 yaşım, yayından fırlamış bir ok gibi hissediyorsun biliyorum.


Her şeyi merak ediyorsun, her şeye cesaret ediyor ve gücün yeter gibi hissediyorsun.


Sanki etrafında görünmez bir kalkan var. Başına hiç bir şey gelmez, gelirse de dokuz canın daha varmış gibi öyle mi?


Parlamak istiyorsun değil mi, bir yıldız gibi. Kendini ortaya koymak, en özel olduğunu hissetmek istiyorsun.


Ergenlikte, ön frontal lobun oluşumunu yeni yeni tamamlamış olduğu için, empati gibi kavramların hala tam oluşmadığını düşünüyorum.


O yıllara bakınca demek istediğim, ‘Nosce Te İpsum’, ‘ Kendini Tanı’.


Antik Yunan Felsefesinin bize yıllar evvel demek istediği halen geçerliliğini koruyor gibi bence. İnsanın kendini tanıması, bir ömür süren bir hal.


Sevgili 18 yaşım, kendini başkalarının gözünden görme halini, kendini kanıtlama, parlatma, ilgi çekme ve onay ihtiyaçlarını görebiliyorum, İnsan, başkasının gözünden kendini gördükçe, anlamını, varoluşunu hissediyor öyle değil mi?


Ama kendini, gölge ve olumlu yanlarınla tanıdıkça, gelişime açık oldukça hayranlık ihtiyacın kaybolacak. Bir bütünün parçası olduğunu ve bu dünyada herkese ihtiyaç olduğunu göreceksin. Kendini tanıdıkça, insanları daha iyi tanıdığını fark edeceksin.


Kendini ifade etmeyi öğreneceksin.


Cesaretinin, coşkunun, tutkunun kıymetini bil. Bunlar senin yaşam enerjin. Ama yavaşlamanın güzelliğini de göreceksin. Sabrın, sevginin, vermenin güzelliğini daha çok keşfedeceksin. Hayat, varılan bir hedef değil hissetmeye başlayacaksın. Bir yolculuk, bir bahçe...Paylaşmanın, üretmenin, güzelliklerini keşfedeceksin, keşfettikçe parlayacaksın.


Parla, parla, küçük yıldız.