top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Kimse tamamen gitmez.

  • 18 Tem
  • 3 dakikada okunur

Şair Edna Vincent Millay, hayatını kaybeden kocasına yazdığı mektupta, yaşadığı ikilemi aktarır:


“Eskiden olduğun yerde artık kocaman bir boşluk var ve kendimi gündüzleri oraya ziyaret ederken, geceleri oradan düşerken buluyorum.”


Yas ve keder konusunda uzman profesör Mary-Frances O’Connor’ın araştırmaları ise bu ikilemin kaynağını gösterir:


Beynimize göre kimse ölmez. Onlar kayıptırlar. Bu nedenle arayışımız hiç bitmez.


--


Tarih boyunca yiyecek bulmamız çok önemli olduğu için, beynimiz dünyayı tıpkı GPS sistemi gibi haritalandırdı. Bu sayede, yiyecek kaynakları olan yerleri kolay kolay unutmadık.


Dolayısıyla hep iki ayrı dünyada yaşadık. Gerçek dünya ve içimizdeki harita. İkisi arasında uyuşmazlık olduğunda bu, beynimizin çözmesi gereken büyük bir soruna dönüştü.


Ve beynimiz için yiyecek kaynaklarını haritalandırmak ne kadar mühimse, sevgi kaynaklarımızı haritalandırmak da o derecede mühimdi.


Çünkü sevgisiz yaşayamazdık.


--


Bilim insanları, farelerin bulunduğu bir alanın ortasına legolardan oluşan kocaman mavi bir kule diker. Birkaç gün sonra kuleyi kaldırırlar.


Yine de farelerin beyinleri, kulenin olduğu -artık boş kalan noktaya geldiklerinde harekete geçer. Nöronlar ateşlenir.


Çünkü gerçek dünya ile beyinlerindeki harita arasında bir uyumsuzluk vardır.


Bu da farelerde tedirginlik yaratır.


Önemsiz bir kulenin kaybolmasının etkisidir bu.


--


O’Connor, beynimizin sevgi kaynağını üç boyutta kaydettiğini söyler:


Zaman, mesafe, duygusal yakınlık derecesi.


Bir araştırmada, yas tutan insanların beyinleriyle, sevdikleri tarafından birden bire yok sayılan kişilerin beyinleri karşılaştırılır ve aynı bölgelerin aktif olduğu görülür.


İki gruptaki insanların da beyni aynı soruyu sorar: Sevgi kaynağımın olması gereken yerde neden kocaman bir boşluk var?


“Neden tam da şimdi, burada, bana yakınlık göstermiyor?”


HEM ORADA, HEM DEĞİL


Yaşamımızın ilk aylarında, sevgi kaynağımızın üç boyutunu da dibimizde hissederiz. Çünkü onunla sürekli temas halinde oluruz. Eğer temas yoksa, ağlamanın onu geri getirdiğini öğreniriz.


Beynimiz geliştiğinde, sevgi kaynağımızı uzaktan görmek veya sesini duymak bile bizi rahatlatır. Artık, beynimizdeki haritalar sayesinde, aramızda görünmez bir bağ oluşmuştur. Birkaç saatlik ayrılıklara bile dayanabiliriz.


Zamanla, sevgi kaynaklarımızdan ne kadar uzakta olursak olalım, sevildiğimizi hissedebiliriz.


--


Sevdiğimiz bir insanı kaybettiğimizde, arka singulat korteksimiz onu bulmak için büyük çaba harcar. Evet, bilinçli halimizle artık bu dünyada olmadığını biliriz. Ama daha derinlerde aramaya devam ederiz.


Roland Barthes, annesinin kaybından sonra kaleme aldığı yas günlüğünde içimizdeki bölünmeyi açıkça gösterir:


“Bir yanım umutsuzluk içinde bekliyor,” der Fransız filozof, “aynı anda bir başka yanım en önemsiz işlerimi kafaca düzene koymak için çırpınıyor.”


--


Giden insanlar beynimizin içinde yaşamaya devam eder. Bizi biz yapan örüntüler, dünyayı anlamlandırdığımız çağrışımlar sevdiklerimizin de eseridir. Freud’un yıllar önce dediği gibi;


“Kimi kaybettiğimizi biliriz lakin onu kaybederek neyi yitirdiğimizi anlayamayız.”


Yas, biraz da, bu anlamlandırma çabasıdır.


Beynimiz, sevdiğimiz kişiyi bulamadıkça acı verir bize. Dolayısıyla acı dalgası hiç bitmez ama acıya bakış açımız zamanla değişir. Onu bulamadığımız için duyduğumuz haksızlık duygusu yerini yeni dinamiklere, farklı perspektiflere ve minnet duygusuna bırakır.


--


O’Connor, yasın bir eğitim süreci olduğunu ileri sürer. Bu kaybetmiş, farklı, bilge halimiz ve artık sadece içimizde yaşayan sevgi kaynağımız arasında, yeni bir ilişki kurmayı öğrenebilme sürecidir bu.


Bu tür bir ilişkinin en naif örneğini, gerçekçiliğiyle tanınan ünlü Fizikçi Richard Feynmann’ın eşinin ölümünden iki sene sonra ona yazdığı mektupta buluruz. Hala tek gerçek şeyin eşi olduğunu anlattığı mektubun sonundaki not, sanki arka singulat korteksi tarafından yazılmıştır:


“Mektubu gönderemediğim için üzgünüm. Yeni adresini bilmiyorum.”



Kaynaklar:

Mary-Frances O'Connor - The Grieving Brain

The Letters of Edna St. Vincent Millay

Moser, M.-B., E. I. Moser - Where Am I? Where Am I Going?

Roland Barthes - Yas Günlüğü

Sigmund Freud - Yas ve Melankoli

The Marginalian - Love After Life: Nobel-Winning Physicist Richard Feynman’s Extraordinary Letter to His Departed Wife

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page