top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

İçimde ölen biri var.

  • 18 Tem
  • 3 dakikada okunur

Korkular, bize ait olmayan bir hayatın rolünü ezberletir. Bizi kayıtsızlığa iter. Cesur olmadığımızı kabul etmek yerine umursamaz görünmeyi seçeriz. Bu daha kolaydır.


Oysa kayıtsızlığımız arttıkça hayatın yabancısı oluruz. Bir gün bakarız ki yaşantımız anlamsızdır; varlığımızın ne etkisi vardır ne de önemi.


Erich Fromm’un yazdığı gibi; insan, ya kendi değerlerine uygun bir hayat yaratır, ya da korkusuyla birlikte yabancılaştığı bir dünyada yozlaşıp gider.



Bazı kişiler, korkunun bu felç edici etkisini kendi çıkarları için kullanır. Buna “fearmongering” yani “korku yayma” denir.


Her tehdit abartıla abartıla binlerce kez tekrar edilir. “Çünkü korkutulmuş kişiler,” der Eric Hoffer, “durumları ne kadar kötü olursa olsun, değişiklik düşünemezler.”


Korku tüccarları, her şeyi olduğundan çok çok daha korkutucu bir şekilde yansıtarak, aslında aba altından sopa gösterirler:


“Kendin için kımıldarsan cezalandırılırsın.”



En sarsıcı fearmongering örneklerini yakın ilişkilerimizde, iş yerinde ve siyasette görürüz:


“Bensiz bir hiçsin,” “Kimse seni benim gibi sevmez,” “Bunu yapmaya devam edersen karşılığını görürsün,” “Sana kimse inanmaz,” “Çocukların senden nefret etmesini istemem.”


“Mesaiye kalmazsan şirket küçülmeye gider, ilk ayrılan sen olursun.” “Bu ekonomide nasıl iş bulacaksın?” “Bu kadar az katkı ile zam işini nasıl halledeceğiz bilmiyorum.”


“Biz gidersek ülke bölünür,” “Din elden gider,” “Dış güçler saldırmayı bekliyor,” Sokağa çıkarsan sonucuna katlanırsın,” “Size seçim vermezler.”



Frank Furedi’ye göre korkular tarafından yönetildiğimizde, tehlikeleri abartır, olası çözüm yollarını görmezden gelmeye başlarız.


İkiye bölünürüz; gerçeği bilen ve doğruyu yapmak isteyen sahici benliğimizin yerine, uyumlu ama yabancı bir “ben” yerleşir. Ahmet Kaya’nın “İçimde Ölen Biri” şarkısının sözleri gibi:


“İçimde soluyorsun; iki can var içimde / Korkular salıyorsun üstüme, korkular / her an başka biçimde.”


Zamanla korkumuzu bile hissedemeyiz. Anlamsız bir uyuşukluk halinde kayıtsızlığa bürünür, hayatı öylesine yaşamaya başlarız.


Korkunun yabancılaştırdığı hayat


Kişinin kendisine yabancılaşmasının en özel örneklerinden birini Ecinniler’de görürüz.


Dostoyevski’nin tuhaf karakteri Stavrogin, bir yandan yaptığı kötülükler yüzünden pişmanlık hisseder ama pişmanlığı da tam değildir. Çünkü onun için dünya, içindeki kötülük kadar saçmadır; pişmanlık bile anlamsızlaşır.


Anlamı olmayan bir dünyada insan nasıl pişmanlık hissedebilir ki?


Romanın sonunda kendisini bir rahiple konuşurken bulur.



Stavrogin, rahibin inancındaki boşluklara saldırır. Sonuçta imanı tam olsaydı, dağı bile hareket ettirebilirdi. İmanı tam değilse, neden inançlıydı?


Rahip Tihon, imanında eksiklik olduğunu kabul eder ama bu, inançlı olmasına engel değildir. Stavrogin kaşlarını çatar. Demek ki rahibe göre az inanç bile, tamamen inançsızlıktan daha iyidir.


“Aksine,” der, rahip. Tam bir dinsiz, en azından bir seçim yapabilmiş kişidir. Yarın, başka bir seçim yapabilir. Oysa umursamaz kılığındaki insanın korkusundan başka inancı yoktur.


“Tam bir dinsizlik, çevremizde olanlara umursamamaktan çok daha saygıdeğerdir.”



Yanıttan sarsılan Stavrogin, rahipten bir pasaj okumasını ister. İlginçtir; seçtiği pasaj, İncil’de “arada kalmanın” lanetlendiği bölümdür:


“Ne soğuksun, ne sıcak. Keşke ya soğuk ya da sıcak olsaydın! Oysa ılıksın. Bu yüzden seni ağzımdan kusacağım. Zenginim, hiçbir şeye ihtiyacım yok diyorsun; ama zavallı, acınacak durumda, yoksul kör ve çıplak olduğunu bilmiyorsun.”


Stavrogin’in kayıtsızlığı sahte bir umursamazlıktır. Karşımızda dünyayı anlamsız ilan etmiş bir bilge değil; korkudan iradesi felç olmuş, kendine yabancılaşmış bir ölü ruh vardır.



Korkular bizi, bize ait olmayan bir hayatın rolünü ezberlemeye zorlar. Yavaşça kayıtsızlığa sürükler.


“İnsan,” der Fromm, “ya kendi gelişimine, akıl sağlığına uygun koşullar yaratır, ya da yozlaşıp yok olur gider.”


Dün, bir lise öğrencisinin elindeki pankartta şöyle yazıyordu:


“Baskıyla terbiye olmaz.”


Belki de içimizde ölen o ‘ben’i diriltmenin ilk adımı, korku ezberine teslim olmamış halimizi yeniden hatırlamaktır.



Kaynaklar:

Erich Fromm - Sağlıklı Toplum

Fyodor Dostoyevski - Ecinniler

Eric Hoffer - Kesin İnançlılar

Frank Furedi - Korku Kültürü

Susan David - The Science of Fear-Mongering

Amanda Ripley - News media wants to keep you angry, anxious, and depressed

Ahmet Kaya - İçimde Ölen Biri

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page