top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Her yer mi toksik, herkes mi narsist?

  • 18 Tem
  • 3 dakikada okunur

Son on yılda psikoloji okur yazarlığı inanılmaz arttı. Ancak ilginç bir şekilde depresyon, kaygı bozukluğu, dikkat eksikliği bozukluğu, yeme bozukluğu gibi tanılar da arttı.


Üstelik, Lucy Foulkes ve Jack Andrews tarafından kaleme alınan bir makaleye göre farkındalık ve sorunlar arasında bir bağ bulunuyor.


Araştırmacılar bulgularını şöyle özetliyor:


“Psikolojik sorunlar hakkında yapılan farkındalık yaratma çabaları, istemeden de olsa, raporlanan psikolojik sorunlarda artışa yol açmaktadır.”


...


Araştırmacılar, önce iyi haberi veriyor.


Psikolojik hastalıklarla ilgili sosyal damgalama azaldı. Artık, geçmişe nazaran psikolojik sorunlar hakkında daha rahat konuşuyor ve uzman yardımına daha sık başvuruyoruz. Dolayısıyla artan tanı sayısının bir kısmı buna bağlı.


Ama işin bir de karanlık boyutu var.


Kendimize ve çevremize tanılar koymaya başladık, sıradan sorunları hastalık olarak görüyor, etiketler takıyoruz ve bu çok tehlikeli.


Çünkü uydurduğumuz tanılar, kendini gerçekleştiren kehanetlere dönüşüyor.


...


Filozof Ian Hacking'in ünlü "döngüleme etkileri" hipotezine göre süreç şöyle işliyor:


1. Kendimizi ve çevremizi anlamlandırmak için bilgi edinmeye çalışıyoruz.


2. Karşımıza sosyopat, narsist, dikkat eksikliği gibi birçok tanı çıkıyor.


3. Ardındaki kriterleri incelemeden kendimizi ve çevremizi bu tanılarla açıklamaya başlıyoruz.


4. Sıradan olumsuz duygu, düşünce ve davranışları bile bu hastalığın göstergesi sayıyoruz.


Dolayısıyla artık sıradan kaygı, sıradan kıskançlık, sıradan bencillik, sıradan öfke, sıradan dikkatsizlik diye bir şey kalmıyor. Uzmanların deyimiyle, gündelik hayat psikiyatrizasyona uğruyor.


...


Psikolog Marshall Rosenberg’in dediği gibi; etiketlemek ve tanı koymak iletişimin en yıkıcı halidir.


Anlamak için kelimelerden yararlanıyoruz. Ama kelimelerin üzerimizdeki gücünü unutuyoruz.


Bir tanı buluyor ve artık kendimizi ve çevremizi sadece o tanıyla değerlendiriyoruz.


“Merak yok olduğunda reçeteler yazılmaya başlar,” der psikanalist Adam Phillips:


“Çok fazla tanım yapmak, çok fazla şeyi dışarıda bırakmak demektir.”


Kelimelerin gücü


Psikolojik okur yazarlığın getirdiği farkındalığı muhakeme yeteneğimizle desteklemeliyiz.


Çünkü “travmatik, kaygılı, narsist, kaçıngan” gibi terimleri kullanmak sorun değil. Asıl sorun, her şeyi bu terimlere indirgediğimizde ortaya çıkıyor.


Maslow, elimizdeki tek şey çekiç olduğunda, önümüzdeki her şeyi çiviye benzettiğimizi söyler.


Elimizdeki tek şey "tanılar" olduğunda, her yerde "psikolojik rahatsızlık" görmeye başlıyoruz.


Her yer toksik, herkes narsist oluyor.


...


Önce, kendimizi değerlendirirken en sık düştüğümüz hataya bakalım.


Araştırmacılara göre birçoğumuz “hafif anksiyeteyi” olduğundan büyük görüyor ve edindiğimiz psikolojik bilgiler ışığında “kendimizde yapısal bir sorun olduğuna” inanıyoruz.


Bu inanç, kaygıya odaklanmamızı, onu sürekli fark etmemizi ve ondan korunmak için bazı yerlerden, durumlardan, kişilerden kaçınmamıza neden oluyor.


Kaçınma hali kaygıyı artırıyor ve ilk yanlış tanı, zaman içinde kendini gerçekleştiren kehanete dönüşüyor.


...


Bir de, başkalarını değerlendirirken en sık kullandığımız “narsist” sözcüğüne bakalım.


Narsist kişilerde kibir ve bencillik olur ama her kibirli ve bencil kişi narsist değildir. Dünyada ortalamada her yüz kişiden sadece biri patolojik narsisttir.


Psikolog Rebecca Weber durumu şöyle özetler:


“Bugün narsist dediklerimizin çoğu etiketlenme kurbanı kişiler. Onlar, ara sıra selfie çeken, başarıları hakkında konuşmayı seven, sağlıklı egolara sahip normal bireyler. Belki biraz kibirli olabilirler, o kadar. ”


...


Cioran, aşırı ölçüde tekrarlanan kelimelerin zamanla bitkin düşerek öldüğünü söyler.


Bazen kaygılanabiliriz. Bazen bencillik yapabilir, kıskanabilir, çekip gitmek isteyebilir, utanç verici şeyler düşünebilir, odaklanamayabilir, eski partnerimizin izini sürebilir, hatta yok olmayı dileyebiliriz.


Bunlar, illa psikolojik bir rahatsızlığımız olduğunu göstermez. Karmakarışık yapımızı, tek bir kelimenin esaretine sokmamalıyız.


Oğuz Atay’ın dediği gibi;


“Kelimeler, albayım, bazı anlamlara gelmez.”



Kaynaklar:

L. Foulkes - Are mental health awareness efforts contributing to the rise in reported mental health problems? A call to test the prevalence inflation hypothesis

Ian Hacking - Kinds of People: Moving Targets

T. Borkovech - Avoidance Theory of Worry and Generalized Anxiety Disorder.

Rebeca Weber - Meet the Real Narcissists (They're Not What You Think)

Marshall Rosenberg - The Nonviolent Communication Book of Quotes

Emil Cioran - Çürümenin Kitabı

Adam Phillips - Dehşetler ve Uzmanlar

Oğuz Atay - Tehlikeli Oyunlar

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page