Sosyal medyada aktivizm mi olur?




Instagram’da başlayan ve kadınların, siyah beyaz fotoğraflarını, "kadınlarkadınlarıdestekliyor" ve "istanbulsözleşmesiyaşatır" gibi hashtaglerle paylaşma akımı hızla yayıldı.


Bununla birlikte, cılız da olsa, bazı eleştiriler de geldi. Eleştiriler çoğunlukla iki ayrı grupta toplanıyor.


Birinci gruptakiler işlevsel odaklı; "sosyal medyada aktivizm mi olur?" diye soruyorlar.


Diğer grup ise yapısal; paylaşılan bazı fotoğraflar içerikle uyuşmadığı için eylemin içinin boş olduğunu söylüyorlar.





Sosyal medya aktivizmini geçenlerde Ece Temelkuran da eleştirmiş ve 21 Temmuz'da şöyle bir tweet atmıştı:


"Kızlarımız büyüyüp de bize “Peki siz kadınlar öldürülürken ne yaptınız?” diye sorarlarsa biz de “Bol bol tweet attık hashtagli” deriz. #pinargultekin #istanbulsözleşmesi #örgütlenmekyaşatır"


Aynı saatlerde iki yıldır bir kadını taciz eden fakat tutuklanmayan Nurettin Şeyhmusoğlu, sosyal medya baskısı sayesinde tutuklandı. Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı olayı böyle duyurdu:


"Bazı sosyal medya platformlarında 21/07/2020 tarihinde ... yapılan paylaşıma ilişkin görüntülerden yola çıkılarak derhal Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığınca resen soruşturma başlatılmış .... ardından Bodrum Sulh Ceza Hakimliğine tutuklanması talebi ile sevk edilmiş ve şahıs tutuklanmıştır."


Yardım çığlığı atan Şule Çelik, sevincini yine sosyal medyadan paylaştı:


"Şu an tutuklandı destek için teşekkürler. Olmasanız başaramazdım. Herkesin karşısına iyi insanlar çıkması dileğiyle."



Sosyal medyada gösterilen benzer tepkiler, şu ana dek yüzlerce kadının hayatını kurtarmakla kalmadı, Şule Çet Davası gibi davaların üstünün örtülmesini de önledi.


Tabi daha iyi olabilirdi; insanlar örgütlenip, haklarını meydanda arayabilir, daha kalıcı kazanımlara imza atabilirlerdi. Ama mükemmel eylemi öne çıkarmak için, şu an işleyen en iyi eylemi yermek akılcı bir yaklaşım değil.


Kaldı ki eğer mükemmel eyleme yönelik bir fikriniz varsa, insanları harekete geçirmek için onlara bunun nasıl yapılacağını da göstermeniz gerekir.


Örneğin örgütlenmek harika bir fikir olsa da, hangi çatı altında, hangi belirli amaçlarla, nasıl, ne zaman gibi soruları yanıtlamadan yalnızca “hadi örgütlenelim” demek; boş slogan atmaktan öteye geçmiyor.


Hem bireysel hem de toplumsal bazda etkileri olan sosyal medya hareketlerinin bu etkilerini ölçmek o kadar kolay olmayabilir. Yine de elimizde somut veriler var:


Instagram'daki İstanbulSözleşmesiYaşatır hashtaginde daha şimdiden 480 bin paylaşım yapıldı ve bu sayı her geçen dakika artıyor. Paylaşımları incelediğimizde ise eyleme birbirinden farklı kadınların katıldığını görüyoruz.




Bu da bizi ikinci eleştiriye getiriyor; yani paylaşılan bazı fotoğrafların içerikle uyumsuz olduğu eleştirisine.


Mükemmel fotoğraf nasıl olurdu bilmiyorum; ama yarım milyon fotoğraftan bazıları böyle diyelim; bu kadar geniş bir eylemi buna indirgemek de büyük bir hata.


Aynı "örgütlenelim" demek gibi, “Kadın Cinayetleri Dursun” gibi dilek dilemekle “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” demek bambaşka şeyler. Birbirinden farklı yaşam stillerine sahip kadınlara soyut sloganlar attırmak yerine somut bir sözleşmeyi desteklemeye yönlendirebilmek, bu kutuplaşmış ortamda hiç de yabana atılabilecek başarı değil.


Bir de bu tür sosyal medya eylemlerinde asıl kazanımlar genellikle ölçülemiyor: kamuoyu oluşturmak, farkındalık yaratmak gibi.


Kişisel bir örnek olsa da, benzerlerinin çok olduğunu düşünüyorum; son beş günde, birbirinden farklı erkeklerin oluşturduğu gruplarda “İstanbul Sözleşmesi neyi kapsıyor?” “Bir anlık cinnet diye bir şey gerçekten var mı?” "Varsa neden kadınlarınki ölümcül olmuyor?" “Erkek ve kadınların fiziksel saldırganlıkları arasındaki fark biyolojiyle açıklanabilir mi?” gibi soruları tartıştığımızı fark ettim.


Bu sorulara hatalı, hatta saçma sapan yanıtlar vermiş olabiliriz. Ama Başakşehir’in şampiyonluğu yerine bu konuları konuşmamızın; daha doğrusu "konuşturulmamızın" önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü kültür, böyle oluşuyor.


Sosyal medya aktivizmi eksik, yetersiz ve hayalimizdeki eylemden uzak olabilir. Ama ulaştığı insan sayısı ve kamuoyu oluşturma gücüyle bireysel ve toplumsal bazda büyük değişimlere yol açma potansiyeli taşıyor.


Bu potansiyeli doğru kullanmak ve yönlendirmek içinse doğru akıl yürütmeler gerekiyor.