top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Sevdiklerimizin sessizliği

  • 18 Tem
  • 3 dakikada okunur

Alice Miller, çocuk istismarını gündeme getiren ilk psikanalistlerden biri. Kitapları sayesinde yüz binlerce çocuk daha iyi ebeveyn bakımı aldı.


Belki de birçok çocuğun hayatını kurtardı.


Ancak oğluna göre durum farklıydı. Babası, Martin’e şiddet ve istismarda bulunurken annesi ses çıkarmamış, yıllarca onu manipüle etmişti. Annesi öldüğünde, ardından şu sözleri yazdı:


“Annem beni öldürdü ama yazdıkları hayatta kalmamı sağladı.”



Alice Miller zor bir hayat yaşamıştı; despot ve narsist bir anne ile büyümüş, bir yahudi olarak Nazilerden kaçmış, onu ihbar etmekle korkutan bir adamla evlenmek zorunda kalmıştı.


İkisinin çocukları olmuştu. Babası, Yahudi kimliği nedeniyle oğluna en başından beri nefretle bakmıştı. Her fırsatta oğlunu dövüyor, her sabah zorla onunla duş alıyordu. Annesi ise bu vahşeti sadece izliyordu.


Alice Miller daha sonra ebeveynlerin fiziksel ve duygusal şiddeti hakkında yazmaya başlayınca Martin’in aklı karıştı. Yine de annesinin yazdıkları hayata tutunmasını sağlıyordu.



Martin büyüdüğünde de durum değişmedi. Oğlu kırk yaşında bir psikanalistken annesi onu tehdit etti:


“Ya benim seçtiğim bir psikanalistten destek alırsın, ya da nüfuzumu kullanarak senin bir şarlatan olduğunu herkese duyururum.”


Bunu, ‘Çocukluk travmalarını çözmeden ilerleyemezsin’ diyerek haklı çıkarmaya çalışıyordu. Ancak Martin, terapistinin tüm seans kayıtlarını annesine verdiğini öğrenince asıl niyetin onu kontrol etmek olduğunu anladı.


Terapist lisansını, Martin ise bir kez daha güvenini kaybetti.



Oysa o sıralarda Alice Miller, mektuplarında babasının saldırılarına karşı onu koruyamadığını kabul ediyor ama artık kurban rolünden vazgeçmesi gerektiğini söylüyordu.


Satır aralarında Martin’i, tıpkı babası gibi ‘öfkeli ve bağışlamaz’ olmakla suçluyor; hatasını kabul etmesine rağmen oğlunun öfkesine şaşırıyordu:


“Babana göstermen gereken öfkenin öznesi olmayı reddediyorum. Sana zulmeden ben değildim.”


Yanılıyordu. Çünkü kitabının kapağında yazdığı gibi, herkes, üzerini örttüğü şeyin altında kalıyordu.


Unutamadığımız sessizlikler


Martin Miller’ın altmış yaşında çıkardığı kitap annesini suçlamak için değil, onu anlamak içindi.


Annesinin kötü biri olduğunu düşünmüyordu, sonuçta o da kurbandı; fakat travmaları onu öyle koparmıştı ki, okurlarına gösterdiği imaj ile gerçek kişiliği arasındaki tezatı fark edemiyordu.


Oğlunun öfkesini anlamıyordu çünkü en iyi bildiği gerçeği unutmayı seçiyordu:


Zorbanın kötülüğüne şaşırmayız. Bizim canımızı asıl yakan destek beklediklerimizin ihanetidir.



Bugün çocukluklarında şiddet ve istismar görmüş kişilerin onlara zulmedenler kadar, hatta bazen daha fazla “sessiz kalmış” kişiye öfkelendiğini biliyoruz.


Bazı uzmanlara göre istismarcının şiddeti açıktır; kendini gizlemez, doğrudan gösterir. Ama sessiz kalan, sinsice suça ortak olur. Üstelik hali zavallı, hatta acınasıdır. Çocukta yalnızca nefret değil, tiksinti de uyandırır.


Bu tiksinti, zamanla öfkeden daha derin bir yara haline gelir.



Toplumsal olaylarda da böyledir. Freyd ve arkadaşları “ihanet travmasını,” şöyle tanımlar; insanın güvendiği kişi ve kurumlar tarafından yarı yolda bırakılması....


Bu kişi ve kurumlar suça karışmasalar bile, sessizlikleri yeterince yıkıcıdır. Hatta bazen zorbalardan bile daha yıkıcıdır.


Martin Luther King’in, barışçıl protestolarına uygulanan polis şiddetini görmezden gelen rahiplere yazdığı mektubu hatırlayalım:


“İyi niyetli insanlardan yüzeysel bir anlayış görmek, kötü niyetli insanlarca tamamen yanlış anlaşılmaktan daha moral bozucudur.”



Martin Miller, annesi ne zaman çocuklara şiddetin lanetlenmesi gerektiğini söylese içinin paramparça olduğunu yazar:


“Benim acıma neden kayıtsız kalıyorsun anne?”


Martin’e göre annesinin en büyük günahı okurlarına yanlış bir imaj çizmesi değildi. Oğlunun haklı öfkesini manipüle etmeye çalışması ve mevcut sessizliğini haklı çıkarma çabasıydı.


Luther King’in dediği gibi, gerçek trajedi, kötülerin zulmü değil, iyilerin sessizliğiydi.


Her şey bittiğinde kulağımızda çınlamaya devam eden zalimlerin sözleri değil, sevdiklerimizin sessizliğiydi.



Kaynaklar:

Martin Miller - The True Drama Of The Gifted Child

Uta Blohm - Interview With Martin Miller

Haaretz - The Trauma of a Gifted Child Whose Mother Was Alice Miller

Luther King - Letter From Birmingham Jail

Beverly Engel - The Damaging Role Sile Partners Play in Child Sex Abuse

Servet Bayram - İhanet Travmasının Psikodinamikleri ve Terapötik Yaklaşımlar

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page