Sanat ve kendimizi yaratmak
- 18 Tem
- 3 dakikada okunur
Platonik aşk ile ilgili yazılmış en güzel metinlerden birinde Mark Merlis, kavuşma özleminin diğeriyle değil, kendimizle alakalı olduğunu hissettirir:
“Bazen onu görür ve elde etmek yerine ağlamak istersin. Elde edemeyeceğinden değil, elde etmenin yetmeyeceğinden... Ağlarsın ama bir çocuk gibi değil, anayurdunu anımsamış bir sürgün gibi. Doğmuş olmak istediğin yeri özlersin.”
İnsan, hep bir özlem içindedir.
İçinde kaybolmuş ama yitmemiş olana.
--
Bir Madagaskar yaratılış mitinde, canlıları yaratmak isteyen tanrı Driananaharri, dünyanın uygun olup olmadığını araştırması için ismi "Ne Garip Şey" anlamına gelen oğlu Ataokoloynona’yı gönderir. Oğul, yeryüzüne iner inmez sıcaktan bunalır ve yeraltına sığınır. Bir daha ses çıkmaz kendisinden.
Tanrı, oğlunu bulsunlar diye ulaklar gönderir ama nafile. Aradan yıllar geçer, gidenler orada çoğalır ve oğulu bulamadıklarını haber vermek için tanrıya başka ulaklar gönderir. Ama gidenlerden hiçbiri geri dönmez.
Onlar da, ne yapacaklarını bilemediklerinden, tanrının oğlunu, yani “Ne Garip Şey’i” aramaya devam eder. Hala da ediyorlar.
--
Leonard Cohen’in şarkılarını yazarken ilham aldığı mistik Kabala yaratılış mitinde ise ilahi ışığın tek bir kabın içinde hapsolduğu, ancak kabın kırıldığı ve parçalarının yeryüzüne dağıldığı söylenir.
Kişinin görevi yaşamı boyunca kendine eş parçaları bulmak ve toplamaktır. Bireysel tamirat ancak böyle mümkün olur.
Hepimiz bu ilahi kabın parçasını taşırız ve ister şarkı, ister metin, ister insan olsun, ne zaman kendi ruhumuza eş bir parça ile karşılaşsak, o garip şeyi tanırız:
Ensemizden aşağı soğuk bir nehir akar.
Tüylerimiz diken diken olur.
--
Nörobilimci Jaak Panksepp, içimize işleyen hüzünlü bir sanat eseri karşısında tüylerimizi diken diken eden bu duygunun, memeli hayvan yavrularının kaybolduklarını hissettiklerinde annelerinin duyması için çıkardıkları ayrılık çağrılarına benzetir.
Beynimiz, sadece bir an için, eserdeki acıyla bütünleşir, kaybolduğunu düşünür ve korkuyla bedenimizi harekete geçirir. Sonra tehdidin gerçek olmadığını anlar; endişe heyecana; heyecan hazza dönüşür.
Sanki kendi yarımızı bulmuş gibi hissederiz.
Bütünleşmiş gibi.
KENDİMİZİ YARATMAK
“Çoğu insan tamamen doğmadan ölür” der Erich Fromm.
Psikanalistin 1959 tarihli makalesine göre doğar doğmaz bir mücadele içine gireriz. Bir yanımız rahme geri dönebilmek için yanıp tutuşur, diğer yanımız tamamen doğabilmek için. Hayat, farklı farklı doğumlardan oluşur ve her biri beraberinde bir vazgeçişi getirir: Anneden vazgeçeriz, memeden vazgeçeriz, kucaktan vazgeçeriz, tutuğumuz elden vazgeçeriz.
Ama aynı zamanda sevilmek, sayılmak, onaylanmak için isteklerimizden, arzularımızdan, beklentilerimizden vazgeçeriz.
--
Hayatımızın ikinci yarısına geldiğimizde ise Madagaskar’a inen ulaklar gibi dile getiremediğimiz bir özlem içinde amaçsızca yaşamanın suçluluğunu hissederiz.
Derken sanki ruh eşimizle karşılaşmış gibi bir esere denk geliriz. İçimizde bir şeyler yerine oturur. Sanatçıya dile getiremediğimizi dile getirdiği, acıyı güzele dönüştürdüğü ve kaybolanın henüz yitmediğini bize hatırlattığı için şükran duyarız.
Ama o kadar.
Oysa, Fromm’a göre bu çağrıya kulak vermemiz; ışığın süzüldüğü yerden içeri dalmamız gerekir.
İçimizdeki titreşim, bütünleşme çağrısıdır.
--
Çoğu insan tamamen doğmadan ölür der Erich Fromm ve ekler: Yaratıcılık ölmeden doğabilmek demektir.
Eşsiz eserler vermekten, inanılmaz performans sergilemekten bahsetmez psikanalist; belirsizliğe yönelik cesur bir atılımdan söz eder.
Yaratıcılık tavırdır. Konfor alanından, rutinden, alışkanlıklardan vazgeçip en korkunç olanı yapmak; neremiz sancıyorsa oraya dalmak demektir.
Şair Lorca’nın Cohen’e yazarlık konusundaki nasihati gibi; sancıyan bir kozmozda sancıyan insanlarız ve utanılır bir yanı yoktur bunun, çünkü ancak bu şekilde hem güneşi hem de ayı kucaklarız.
--
Hepimiz, bir zamanlar yarıda bıraktığımız o garip şeyin özlemini duyarız.
Rilke, kişinin kendi çocukluğunu anımsayarak geleceğini özlemesi der buna.
Ve özlemek, dünyaya özünü katmak ve anlam bulmak arzusuysa, şair “bizler, filizlenen özlemin kendisiyiz,” derken ne kadar da haklıdır.
Cohen’in bu bütünleşme özlemini kırılgan bir nezaketle sunduğu şarkı sözlerindeki dini motifleri inceleyen yazar Marcia Pally mükemmel bir şekilde her şeyi özetler:
“Hepimiz Godot’u bekleriz. Oysa buluşmaya bir türlü gelmeyen kendimiziz.”
Kaynaklar:
Erich Fromm - The Creative Attitude
Mark Merlis - An Arrow's Flight
İoanna Kuçuradi - Sanata Felsefeyle Bakmak
Susan Cain – Bittersweet
Marcia Pally - Leonard Cohen’s Jewish Theology and Theodicy - Journal of Religion and Popular Culture, Volume 32
Jeanette Bicknell - Musical Thrills and Chills
Jaime Lutz - Here's Why You Get Emotional Chills
Eugenio Borgna – Ruhun Yalnızlığı







Yorumlar