Saklanmak keyiflidir, bulunmamaksa facia
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
“Saklanmak keyiflidir, bulunmamaksa facia.” der psikanalist Winnicott.
Kişi, keşfedilme hayaliyle dünyadan saklanır mı?
Kemal Sayar, bir danışanından duyduğu cümleyi aktarıyor:
"Çocukluğum boyunca birisi beni merak etsin de arayıp bulsun diye tavan arasına saklandım ama kimse beni aramaya gelmedi, her seferinde ağlayarak indim.”
Başkaları tarafından incitilebileceğimizi anladığımızda saklanırız. Farklı olduğumuzu ve bu farkın diğer insanlar tarafından tehdit unsuru olarak algılanacağını düşündüğümüzde saklanırız.
Benzeşmenin konforu uğruna farklılıklarımızı saklarız.
Alaya alınacağımız için saklanırız. Beklentileri karşılayamayacağımız için saklanırız.
Geri çekiliriz; yeteneklerimizi inkar ederiz, içimizdeki kor ateşe ihanet edercesine sahte bir tevazu ile gülümser ve kendi gölgemize çekiliriz.
Ta ki bir gün bulununcaya dek.
Ekonomist Tyler Cowen, yeni kitabında iş yaşamında yetenekli insanları bulmakla yetenekli insanları yaratmak arasında bariz bir fark olmadığını belirtiyor.
Çünkü “keşfedilmiş” olmak, birçok gizlenmiş yetenekli insanın bu yeteneklerini en üst düzeyde kullanması için onları cesaretlendiriyor.
Sırf “bulundukları” için kendilerini gerçekleştirebiliyorlar.
İnsan düşünmeden edemiyor, kim bilir ne cevherler kimse tarafından bulunamadan yok olup gidiyor.
SAHTEKAR SENDROMU
Sahtekar sendromu en basit tabirle, konumunuzu, başarınızı, ününüzü hak etmediğinize, insanları kandırdığınıza ve bir gün yakalanıp rezil olacağınıza yönelik kuşkulu hal.
Beyni güzel yazar Neil Gaiman anlatıyor:
“Yıllar önce muhteşem ve iyi insanlarla dolu bir toplantıya davet edilmiştim; sanatçılar, bilim insanları, yazarlar ve kaşifler vardı. Ve bu büyük işler başarmış insanlar arasında her an benim aslında oraya ait olmadığımı fark edeceklermiş gibi hissettim.
Oradaki ikinci veya üçüncü gecemde, müzikal bir eğlence devam ederken salonun arkalarına doğru dikildim ve aşırı nazik, yaşlı bir adamla konuşmaya başladım. Birçok şey konuştuk, birbirimizle isimlerimizi paylaştık. O adam sonra bütün salonu gösterip şöyle dedi: “Bu insanlara bakıp, burada ne işim var diye soruyorum. Bunların her biri büyük işler başarmış kişiler, bense yalnızca bana söylenen yere gittim.”
Ben de ona, “Ama siz de aya ilk ayak basan kişi oldunuz, bence bu da çok önemli.” dedim.
Ve daha iyi hissettim. Çünkü eğer Neil Armstrong kendini sahtekar olarak görüyorsa, belki herkes görüyordur. Belki hiç yetişkin yoktur, belki sadece çok çalışmış, şansı da yaver gitmiş, kendi derinlerinden çıkabilmiş, yapabilecekleri en iyi işi yapmış kişilerden oluşuyordu. Yani gerçekten umabileceğimizin en iyisi.”
OPERADAKİ GÖLGE
Hazır konu gizlenmekten açıldı, Operadaki Hayalet’ten bahsetmek istiyorum.
Operadaki Hayalet eserini Jung okulundan bir psikanalist analiz etse, kahramanın taktığı maskeyi, insanların gizlemek istediği dürtülerini, arzularını, güçsüzlüklerini, özelliklerini temsil eden gölge ile eşleştirmesi birkaç saniyeyi bulmaz. Sembol barizdir:
“Paris Opera Binası’nın mahzeninde yüzü bakılmayacak kadar ürkütücü olduğu için maskeyle dolaşan yetenekli Erik…”
Maske, Erik’in kırılganlığının ve adaletsizlik yüzünden çektiği acının sembolüdür. Bir yandan kontrol sağlar ona; istediği zaman çıkarıp, istediği zaman takmak onun elindedir; diğer taraftan da kontrolsüzlüğünü hatırlatır, çünkü onu gören insanların vereceği tepkiyi kontrol edemez.
Saklanıp saklanmayacağımızı kontrol edebiliriz.
Ama kendimizi ortaya attığımızda insanların tepkilerini kontrol edemeyiz.
Trajedi buradadır, korkularımız ve tutkularımız arasındaki mücadelede.
Şarkıyı da iki kişi arasında değil de, kişinin kendi gölgesiyle olan konuşması olarak dinlediğimizde bize farklı bir perspektif sunar:
Gölge seslenir:
“Söyle bir daha benimle
Tuhaf düetimizi
Senin üzerindeki gücüm
Gitgide artarken
Yüzünü benden çevirip
Arkaya baksan bile
Operadaki hayalet orada
Zihninin içinde.”
Kadın yanıtlar:
“Yüzünü görmüş olanlar
Geri kaçar korku içinde
Ben, senin taktığın maskeyim
Gölge: “Ama duydukları benim sesim!”
Senin ruhun ve benim sesim
Tek bedende bütünleşti
Operadaki hayalet orada
Zihnimin içinde.”
Ben Türkçe altyazılı diye Nightwish versiyonunu paylaştım ama Sierra Borgess ve Ramin Karimloo versiyonu en sevdiğimdir.







Yorumlar