Haftalık Huzursuz Psikoloji bültenine üye ol.

Teşekkürler!

Normal İnsanlar: Yetiştirilme tarzınızdan kaynaklandığına inandığınız olumsuz özellikleriniz neler?



Instagram hesabımda hafta sorduğum soru yetiştirilme tarzımızdan kaynaklanan olumsuz özelliklerimizle ilgiliydi.


Gelen yanıtlar çoğunlukla "günah işlemek, utangaçlık, isteyememek, aşırı stresli olmak ve sinirli olmaktı."


Bazılarını burada paylaşıyorum. Bir takipçim, sanırım terapi almasının da yararıyla, bir liste şeklinde özetlemiş:




1. Olumsuz ve obsesif bakış açısı: Babam genellikle, hatta daima, en kötü ihtimalleri hesaplar ve ona göre davranır. Bu, kendisinde bir karakter özelliği ve hayatını zorlaştırsa da yaşam kalitesini etkilemiyor. Fakat bende ve kardeşimde panik bozukluk olarak tezahür etti. Bunun yanında genetik olarak da depresyona yatkın olduğumuzu düşünüyorum. Halam ve amcamda da benzer problemler var.


2. Hatasız olmaya çalışma: Yine babamın her konuda görev odaklı olması ve görev bellediği önemli ya da önemsiz her neyse hatasız gerçekleştirme hedefi. Bizden beklentisinin de bu olması. Bu beklentiyi karşılamayı eskisi kadar iyi beceremediğim lise zamanlarından itibaren yavaş yavaş yıllar sürecek bir depresyona sürüklenmiştim.


3. Üşengeçlik: Babamın bizim sorumluluklarımıza da hata yapma ihtimalimizi elemek için karışması ve tek başına yapmamız gereken şeyleri onun yapması. Her ne kadar bazen hala şu işi biri benim için yapsa diye beklesem de ailemden ayrı yaşamaya başladıktan sonra kendi başıma çözebileceğim problemlerimle ilgili bilgilendirmeyi kendilerine problemimi çözdükten sonra yapıyorum.


4. Aşırı tevazu: Annemin toplumumuzdaki çevresine aşırı duyarlı her kadın gibi özgüven problemleri var. Kendini sevebilmeye 40 yaşından sonra falan başladı diye tahmin ediyorum. Kendimde de aynı gereksiz tevazuyu çoğunlukla fark ediyor ve önlemeye çalışıyorum. Birkaç sene öncesine kadar iltifat edildiğinde gözümün içine baka baka yalan söylüyorlar gibi geliyordu.


5. Değişimlere aşırı tepki: Bu yine annemle ilgili. Ben küçükken annemin tayinleri sebebiyle çok şehir değiştirdik. Bana bunu hissetirmemeye çalışsa da sanırım onun stresini algılıyordum. Ben de hayatımdaki değişikliklere, özellikle henüz gerçekleşmeden önce aşırı tepki veriyorum. Bu, anksiyeteye yatkın olmamla da ilgili gerçi.


6. Boyun eğicilik: Dedem çok aksi bir insan olduğu için anneannem dolayısıyla anneme aktarılan bir özellik bu. Ufak bir anlaşmazlıkta ya da karşıdaki kişi dedem gibi aksi biri olmasa bile kendi fikrini belirtmek yerine “he deyip geçmek” ya da gülüp geçmek gibi bir huyumuz var. Aslında bazı durumlarda çok mantıklı olabiliyor. Ama çok otomatik olan bir şey. Bunun gereksiz olduğunu fark ettiğim bir durumda, benim için önemliyse, sonradan konuyu tekrar açıp fikrimi söylüyorum.


...



Annem ve babamda sevmediğim, kınadığım ne kadar özellik varsa hepsi bana miras kaldı sanki. Oysa ben onları yetiştirenleri, bizzat kendi akrabalarımı suçlardım böyle olmalarından ötürü. Yine de kendimi şanslı sayıyorum. Yaşım genç olmasına rağmen gördüğüm için kendimi. En azından ben gördüğümü sanıyorum. Annem gibi huzursuz biri olmaya meyilliyim, babam gibi öfkeli olma, birilerinde hata arama gafletine de sık sık düşerim. Özgüvenimi sormayın kendisi ara ara kaybolup benliğimle oynamayı sever. Bu da yetiştirilme tarzımdan kaynaklı diye tahmin ediyorum. Çocukken bile fazla usluydum, ağırbaşlıydım. Bu yüzden bazen şımarık biri olmayı diliyorum. Öyle işte. Yine de onlar iyi ki varlar. Beni büyüten annem ve babama borçlu olduklarım öyle çok ki şimdi biraz nankör hissettim az önce yazdıklarım yüzünden. Ha ama onları yetiştirirken hata yapan büyüklerime sövmek serbest.


...


Sorun yaşadığımda kendimi ifade etmek yerine susmayı tercih ettiğim için ilişkilerimde yaşadığım sorunlar ve yakamı bırakmayan suçluluk hissi.


...


Yalan söylemek. Her insanın hatalarının olabileceği bana öğretilmiş olsaydı, yaptığım hataları gizlemek zorunda hissetmezdim kendimi. Dolayısıyla yalan söylemeyi kendi içimde bu kadar normalleştirmemiş olurdum. Bu yüzden ilk ve en büyük yalanlarımı hep anneme söylemişimdir.


...


Herkesin kendim kadar vicdanlı ve iyi niyetli olduğunu düşünmem. Zaten hassas bir çocukmuşum, yeterli özen gösterilmemiş bu konuda, bir problem olduğu düşünülmemiş yani. Annem 8-9 yaşlarımda iyice fark etmiş ama değiştirememiş. Hala okuduğum bir habere saatlerce ağlarım, gördüğüm bir fotoğraf gecelerde uyutmaz. Kendimi yalnızlaştırdım, ayda iki hafta falan da tüm sosyal medya detoksu yapıyorum. Böyle idare ediyorum.


...


Büyüdüğüm evi severdim. Annem ben üç yaşında öldükten sonra bana ve ablama babaannem baktı. Mutlaka onun yaptığı bir takım şeylerden de kötü etkilenmişizdir ama hem onun yaptığı iyi şeyleri düşünmek ve güzel anmak istediğimden, soruyu baya düşündüm ve benim için bugün de en önemli ve en yorucu olan özelliğimin kaygı bozukluğu olduğunu fark ettim. Bunu da babamın ara sıra eşiyle uğrayıp her gelişinde birileriyle kavga etmesi, her ortamı terörize etmesi, annesine bile kocaman bir kül tablası fırlatacak kadar şiddete düşkün olmasının bir sonucu olabileceğini düşündüm. Eşi de kendisi de öyle sorunlu insanlardı ki yanlarında nasıl bir sorun çıkabileceğini kestiremiyordunuz. 12-13 yaşlarında bir yıl onlarla yaşamak zorunda kaldıktan sonra bende bıraktıkları hasarları tarif bile edemem.. ama hepsiyle savaştım. Kendime daha iyi bakmayı ve olan bitenin etkisini onarmayı başardım. Sanırım sadece tüm bu travmatik olaylardan sonra kaygı bozukluğunu aşamadım.


Benimki yetiştirilme değil, daha ziyade yetiştirilememe meselesi de olabilir. Hayatımda her an kendimi işlerin ne kadar yolunda gitmeyebilecegini hesaplarken bulabiliyorum. Henüz yaşamadığım kötü olayların stresini öncesinde ve belki de hiç var olmayacakken yaşayabiliyorum. Bu her zaman böyle olmuyor ama tekrar tekrar kendimi sakinleştiriyorum, sonra bir gün çok alakasız bir şekilde tekrar gün yüzüne çıkıyor.


Yanılmıyorsam ablam 18-19 yaşlarında, ben de 13-14 yaşımdayken yalnız yaşamaya başladık. Tüm ihtimalleri düşünüp ona göre davranmaya adamıştık kendimizi. Tüm ihtimalleri hesaplamak yer yer bize yardım etmiş olsa da ikimizi de çok yordu.

İnsanların size yazdıklarını okuyunca bazen kalbime dokunan bir şeyler buluyorum, bana yardımcı oluyor. Belki benim hikayem de birilerine yardım eder dedim. İstediğiniz gibi bir cevapsa tabi.


İçimizdekiler de dahil çocukların kalbinin çok da kırılmadığı güzel günler dilerim :)


Not: Ya yazdıktan sonra tekrar düşününce babaannemin bizi ne kadar güzel yetiştirdiği, nasıl mücadeleci insanlar olduğumuzu da eklemeden geçemeyeceğimi fark ettim. Hiç unutmam ben gözleme yapmaya merak sardım diye bana hiç karışmadan istediğimi yapmama izin vermiş ve evde bulunan en az on kişiye kendi hazırladığı güzelim pasta böreklerle o eciş bücüş gözlemeleri pay edip yedirmişti :) Kendime olan güvenim ve mücadeleci yanımı da onun bizi destekleyen sevgisine borçluyum.


...


Ben ne istediğimi söylemesem bile, çevremdekilerin ne istediğimi anlamalarını beklemem, anlamadılar diye pasif agresif tavırlar takınmam.


...



Babam tarafından en ufak hatada sürekli azarlandığımız için hayatta herhangi bir adım atarken hata yaparsam herkes bana kızar ya da alay eder düşüncesi hakim bende ve kardeşlerimde.


Hata yapınca bunu gizlemek ve bundan dolayı oluşan sorunları içinde tutup daha farklı psikolojik sorunları yaşamak. Ayrıca kimseden destek görmeyeceğimi kimse tarafından sevilmeyeceğimi düşünüyorum. Arkadaşlıklarımda bunu aştım zaman zaman ancak hep içimde var bunlar.


Çok büyük özgüven eksikliği de cabası. Neyse ki büyüdüm de artık bazı şeyleri kendim aşabiliyorum.


...


Annem hep şey derdi kızım allah dermiş ki kanlı kulum gelsin ama kıllı kulum gelmesin. Ya da şey mesela aman ağdanı yap yolda araba çarpar kıllı kıllı bacakla hastaneye gidersin mazallah falan gibi :)) bu nedenle hiç bir zaman vücudumdaki tüylerle barışamadım. Hatta bunları kusurummuş gibi görmeye başladım. Sonra üniversite, ilk ilişkiler falan baktım ki harbiden bu benim cinsel anlamda partnerimle önümde bir duvar. Bunun gibi çocukluktan ve annemden geldiğini gördüğüm bedenimi sevmeyişimle ilgili birçok farkındalığım oldu.


...


Sürekli tenkit etme, tenkit edilecek şeyler bulma, varsa kafamın içinde ışıkların patlaması ve illaki müdahale etme güdüsü (hane içinde).. tabi ki kendimi susturduğum zamanlar da oluyor ama yaş gereği otokontrol gençlik zamanına göre zayıflıyor.


...


Günah olan bir şeye öncelik olarak ayıp gözüyle bakmak. Yani açıkçası çevre ne der! İnsanlar ne der kaygısı!


...


Antisosyalliğim eleştirilerek azarlanarak suçlanarak büyümüş olmam kırılgan ve tahammülsüz olmama sebep oldu 7 yıldır hiç bir arkadaşımla çay içip sohbet etmişliğim yok. Telefonda da taş çatlasın 6'dır. Korona'dan öncede aylarca dışarı çıkmadığım oluyordu, yazınca garip geliyor ama benim normalim.


...


Hayattaki her şeye (insan, nesne, mekan) anne rolü ile yaklaşmak. Bir insanın daha kendi bile farkına varmadan susadığını öngörmek mesela ya da bir mekanı terk etmeden orada mutlaka olumlu bir dokunuş geride bırakmak. Bu liste böyle uzar gider. Özünde; başkalarını memnun etmek ve annelik yapmak üzerine kurulu, kendi gerçekleştirme davranışı.


...


İsteyemem. Yardım isteyemem, param bitse eşimden para isteyemem, bana sorulmazsa ben de geleyim diyemem. İstemek ayıptı çünkü.


...


Başkalarının beklentilerine uygun hareket etmek, tepki çekmekten ölümüne korkmak, herkesle uzlaşmak zorunda hissetmek ve daha bir sürü şey...


...


Herkesin memnun olması gerektiğine aşırı inanıp sürekli olarak başkaları için bir şeyler yapma, yapamadığımda suçluluk, yetersizlik hissi.. Konum, statü, yaş gibi kriterlere göre kendini savunamama, gerçekleri söylemekten çekinme bir büyük, bir müdür, bir öğretmen karşısında kendi fikirlerini söyleyemeyip susmak zorunda kalmak gibi). Bunun sonucunda doğan özgüven eksikliği, zayıf savunma mekanizmasının oluşumu.. Sevgiyi, kapalı ifade edişin (ebeveynin sözlü veya dokunsal temasa geçmeden uzaktan sevmesi) yanlış hissettirdiği sevilmeme hissi, sevilmiyorum kaygısı.


...


Muhattabımın kafasında benimle ilgili bana söylemek istemediği gizlediği düşünceler olduğuna olan kesin bir inanç / bunu terapim sırasında yaşadım, aktarım gerçekleşti ve açığa çıktı. Oluş nedeni ise aile içinde çocuktan gizli konuşma ortamının olması / yaşasın bilim.


...


Olumsuz olmaması gerekli ama maalesef günümüz hoyrat yapısında “nezaket”. İşyerinde bu özelliğim sebebiyle “Ayşegül tatilde” deniyormuş arkamdan. :) Eskiler bilir bir “Ayşegül Tatilde, Ayşegül Okula Gidiyor, Ayşegül vs” diye bir çocuk kitabı vardı oradaki Ayşegül işte. Saçı kurdeleyle bağlanmış güzel giyimli filan. Eğer yetiştiriliş tarzınıza uygun insanlarla aynı yerde değilseniz sizin için normal olan herhangi bir davranış biçimi dalga konusu olabiliyor.


...


Gündelik yapılacak işler tamamlandığında dinlenmeyi hak etme, kafadaki tüm sorular cevap bulduğunda tamamlanacakmışlık hissi, hayattaki her şeye çözülmesi gereken bir problemmiş gibi bakış açısı, ancak her şeyi doğru, zamanında yaparsam ve ahlaklı davranırsam sevilmeyi hak ederim içgüdüsü, her zaman olumsuzu düşünme ve 'ben zaten şanssızım' inanışı, değersizlik ve/veya koşullu değerlilik.


...



Sosyal ortamlarda sessiz ve çekingen kalmak, başka insanlar söz konusu olduğunda sık sık ayıp olur mu diye düşünmek.