top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Neden Şimdi? - Birdenbire Beliren Kararlar

  • 18 Tem
  • 3 dakikada okunur

Bazen, bir konu hakkında aylarca düşünür, hiçbir karara varamayız. Ama düşünmeyi bıraktıktan bir süre sonra, beklenmedik bir anda içimizde net bir kararın oluştuğunu fark ederiz.


“Neden şimdi” diye sorarız.


Bu durum, şair Rilke’nin genç meslektaşına verdiği yanıtı hatırlatır:


“Soruları yanıtlamaya çalışmayın. Soruları yaşayın. Böylelikle bir gün yanıtları da yaşamaya başlarsınız.”



Rilke ile aynı dönemde yaşamış psikolog Graham Wallas’ın da benzer düşünceleri vardı:


“Sorun üzerine düşünün, sonra odaklanmayı bırakın. Bir süre sonra aydınlanma gelecektir.”


Wallas’ın fikri, bugün beynimizin Varsayılan Mod Ağı adı verilen bir sistemiyle bilimsel olarak desteklenir.


Bu ağ, odaklanmadığımız durumlarda, beynin arka planda sorunları işlediği bir tür ‘sessiz düşünme’ modudur.


Peki bu ağ, örneğin bir ilişkiyi bitirme sürecinde nasıl devreye girer?



Diyelim ki Meryem aylardır ayrılığı düşünüyor. Kitaplar okuyor, uzmanları dinliyor, arkadaşlarıyla tartışıyor. En sonunda bir karara varamayıp düşünmekten vazgeçiyor.


Odaklanma sona erdiğinde, sessiz sistemin başlıca üyesi Medial Prefrontal Korteks çalışmaya başlar. Onu Benlik Danışmanı olarak düşünebiliriz. Kim olduğumuzu, nasıl göründüğümüzü, değerlerimize uygun yaşayıp yaşamadığımızı tartar:


“Ne istiyordun?” “Ne buldun?” “Devam etmezsen nasıl görünürsün?” “Devam edersen neye dönüşürsün?” gibi soruların yanıtlarını aramaya koyulur.



Meryem’in Benlik Danışmanı değerlerini tartarken, anılarımızın kütüphanecisi Posterior Singulat Korteks devreye girer. Meryem farkında bile değilken, o geçmiş deneyimleri ziyaret eder, duygusal anlamlarını tartar, bugünüyle karşılaştırır.


Ama bu ziyaretleri rastgele yapmaz. Anılardan yola çıkıp geleceği öngörmeye çalışır.


“Böyle giderse ne olacak?” sorusuna yanıt arar.


Ürettiği senaryolar, Meryem’in içinde bazen umutsuzluk, bazen korku olarak belirir.


Meryem, bu duyguların kaynağını fark etmez ama içinde bir şeyler değişmeye başlar.



Bazen bir şarkı sözü, bir bakış ya da rüzgarda kıpırdayan bir yaprak nedensizce içimize işler. İşte burada Angular Gyrus, yani beynimizin “anlam dedektifi” devreye girer.


Sesleri, mimikleri, görüntüleri alır ve bunları anılarla karşılaştırarak “bağlantılar” kurar.


Meryem, fark etmez ama içindeki anlam dedektifi, annesinin babasına yönelik sevgi dolu sözlerini tartar ve içten içe, böyle bir sevgiyi bu ilişkide hiçbir zaman hissedemeyeceğini anlar.


Aynı gün, kendiliğinden kapanan bir kapıya beklenmedik bir şekilde sert tepki verir.



Bu üç üyenin paylaştıkları, sürekli tek bir terazide buluşur. Terazinin bir kefesinde “Evet” bir kefesinde “Hayır” yer alır. Dalgalansa da ilişkiyi devam ettiren “Evet” kefesi biraz daha ağır basar.


Ama bir gün, diyelim ki Meryem, otobüs yolculuğu yaparken, “Hayır” kefesi tamamen ağır gelir.


Hiçbir açık nedeni olmadan, keskin bir kararlılıkla bu ilişkiyi artık istemediğini fark eder.


Dopamin salınımı değişir. Bir vakit öncesine kadar motive eden gelecek, artık onu etkilemez olur. Ayrılıklarda terk edenlerin bir günde yabancı gibi görünmesi bundan kaynaklanır. Aynı kişidir ama aynı bakışlara sahip değildir.



Bu sistem yalnızca ilişkiyi bitirirken değil, yaratıcı süreçlerde de devreye girer.


Neden Böyleyim Nasıl Değişirim’i yazarken tıkanıklık yaşamıştım. Ne kadar düşünsem ve farklı yöntemler denediysem de bu engeli aşamıyordum. Bir süre sonra yenilgiyi kabul ettim ve kitap üzerine düşünmeyi bıraktım.


Bir ay sonra, bilgisayar oyunu oynarken birden fikir belirdi: “Kitabı iki bölüme değil de üç bölüme ayırırsan bütün sorunların çözülür.”


Gerçekten de yeni bir bölüm eklemek bütün sorunlarımı çözdü. Ama bu fikre nasıl ulaştım hiç bilemedim.



Sezgisel kararlar irrasyonel gibi görünse de, sonunda onları da akıl terazisinde tartarız.


Wallas, süreci ‘aydınlanma’ anıyla bitirmez. Son adım, sezgisel yanıtı tekrar rasyonel bir değerlendirmeye tabi tutmaktır.


Sorularla yaşamayı bilmek, beynimizin en güçlü yaratıcı sürecini başlatır ve bu sürecin ne zaman, nasıl sonuçlanacağını kimse bilemez.


Rilke’nin genç Kappus’a söylediği gibi: “Kalbinizde çözülmemiş olan her şeye karşı sabırlı olun. Onları yabancı dilde yazılmış kitaplar gibi sevin. Siz şimdilik soruları yaşayın. Bir gün yanıtları da yaşarsınız.”



Kaynaklar:

Vinod Menon - 20 years of the default mode network: A review and synthesis

Graham Wallas - The Art of Thought

S. Kuhn - The importance of the default mode network in creativity—A structural MRI study

Jonah Lehrer - How We Decide

Rainar Maria Rilke - Genç Bir Şaire Mektuplar

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page