top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Kusur benim imzamdır.

  • 18 Tem
  • 2 dakikada okunur

Zen ustalarından Rikyu, bir gün ünlü bir komutanın evine gider. Komutan, yeni edindiği antik çaydanlığıyla gurur duyuyordur. Ama Rikyu hiç umursamaz, bunun yerine bütün gün dışarıdaki hafif rüzgarda sallanan dalları izler ve onlara methiyeler düzer.


Beklediği ilgiyi göremeyen komutan, Rikyu odadan çıkar çıkmaz çaydanlığı yere fırlatır ve onu paramparça eder. Ancak diğer misafirler parçaları toplar ve yapıştırır. Rikyu bir daha geldiğinde yapıştırılmış çaydanlığı görür ve gülümser:


“İşte şimdi muhteşem oldu.”


--


Kintsugi denir bu sanata: Kırılan nesnenin kusurlarını gizlemek yerine kırıkları altın renkli yapıştırıcıyla belirgin hale getirilir.


Oruç Aruoba da 1997’de yazdığı metinde, yanlışlıkla kırdığı ve parçalarını zamkla birleştirdiği kusurlu nesne için şunları yazar:


“Dikkatsizlik ederek düşürüp kırdığın sevdiğin kişinin izlerini taşıyan; senin için değerli bir nesneyi, parçalarını tek tek toplayıp, dikkatle saatlerce uğraşarak özel olarak aldığın bir zamkla yapıştırıp onardığında, ortaya, orası burası eksik-gedik, yamru-yumru bir şey çıkar— ama eskisinden de daha değerlidir artık; çünkü, şimdi, senin izlerini de taşıyordur.”


--


Bu hikayeler hoşumuza gitse de, kusurlu olmaya karşı toleransımızı gün geçtikçe kaybediyoruz.


Mükemmel görünme kaygımız o kadar içimize işliyor ki, buna çare olarak yine mükemmelliği kullanıyor ve şöyle diyoruz:


“Sen her şeyinle mükemmelsin.”


Elbette değiliz. Her birimizin birçok kusuru var. İhsan Oktay Anar’ın Suskunlar’da dediği gibi:


“Kusur benim imzamdır. Bir ismim olduğu sürece bir kusurum da olacak ve olmalı.”


--


Kendimizi değerli görmemiz için illa kusursuz olmamız gerekmiyor ama öyle hissediyoruz.


Üstelik, konu hakkında araştırmalar yapan Brene Brown, kendini değerli hisseden kişilerin ortak özelliğinin kusurlarını kucaklayabilme cesareti olduğunu söylüyor:


“Onlar, kendileri olabilmek için, olmaları düşündükleri kişi olmaktan vazgeçmeye hazırdılar.”


Yani kendimizi değerli hissetmemiz, zihnimizde oluşturduğumuz kusursuzluğa yönelik haksız standartları yok edebilmekten geçiyor.


ALTINDA EZİLDİĞİMİZ STANDARTLAR


İki kişi düşünelim ve yaptıkları bir hatayı kendilerine nasıl açıkladıklarına bakalım:


Birinci kişi: Ben zaten yetersiz bir insanım. Benden bir halt olmaz. Bu işe devam etmemeliyim.


İkinci kişi: Herkes hata yapar. Öğrenme sürecindeyim, hata yapmak da bunun bir parçası. Bundan sonra daha iyi olurum. Kimse mükemmel değil.


Genellikle kendimizi değerlendirirken birinci kişi gibi değerlendiririz. Oysa başkalarını değerlendirirken daha makul, ölçülü davranırız.


Peki neden kendimiz hakkında gerçek dışı beklentilere girip en ufak hatamızda değersizlik duygusuyla savaşmak zorunda kalıyoruz?


Engin Geçtan, bu tür koşullu özsaygının tohumlarının çocuklukta atıldığını söylüyor:


“Çocuk sadece ebeveynlerinin beklentilerini getirdiğinde var olduğunu hisseder. Çabaladığı halde bunu başaramayan çocuk ise giderek kendi gözünde de değersizleşir.”


Sadece ebeveynler değil, okul, arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz, partnerlerimiz, reklamlar, sosyal medya da bu koşullu özsaygı kültürünü sürdürür:


Derslerinde başarılıysan değerlisin. İyi bir evlatsan değerlisin. Güzelsen değerlisin. Yakışıklıysan değerlisin. İyi bir üniversite kazandıysan değerlisin. Saygın bir işte çalışıyorsan değerlisin. Çok para kazanıyorsan değerlisin. En iyi restoranlara gidebiliyorsan değerlisin. Eğlenebiliyorsan değerlisin. Cinsel yönden kuvvetliysen değerlisin. Bebek yapıyorsan değerlisin. İyi bir ebeveynsen değerlisin. İyi bir eş olabiliyorsan değerlisin. Fedakarlık yapabiliyorsan değerlisin. Kendinden vazgeçebiliyorsan değerlisin.


Mükemmelliğin dayatıldığı, kendimize saygının koşullara bağlandığı bir dünyada Brene Brown her gece yatmadan önce şu sözleri fısıldamamız gerektiğini söylüyor:


“Evet, mükemmel değilim, savunmasızım ve bazen de korkağım ama bu aynı zamanda cesur olduğum ve sevgiyi ve aidiyeti hak ettiğim gerçeğini değiştirmez.”


Oruç Aruoba haklıdır, kusurlarımızı kabul ettiğimizde eksik-gedik, yamru-yumru, çatlaklarla dolu bir şey kalır geriye.


Ama Cohen’in dediği gibi; her şey de vardır bir çatlak, ışık da buradan süzülür içeriye.


Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page