Haftalık Huzursuz Psikoloji bültenine üye ol.

Kurtlarla koşan kadınlar’dan sekiz alıntı


Kurtlarla Koşan Kadınlar, kadınlığın Jungçu bakış açısıyla yazılmış sosyopsikolojik tarihçesi sayılabileceği gibi, bence yaratıcılık konusunda yazılmış en büyük eserdir. Yeter ki sabırla, dikkatlice, özenilerek okunsun. Yeter ki her ciddi dönemeçte, saplanılan her yetersizlik bataklığında, her içe batışta ve elbette her yeni doğuşta yeniden, yeni gözlerle okunsun.


İyi okumalar.


1. Benliğe açılan kapılar


Hemen söyleyeyim, vahşi benliğin dünyasına açılan kapılar az, ama değerlidir. Derin bir yara iziniz varsa, o bir kapıdır; eski, çok eski bir öykünüz varsa, o da bir kapıdır. Gökyüzünü ve suyu tahammül edemeyecek kadar çok seviyorsanız, o bir kapıdır. Daha derin bir hayatı, eksiksiz bir hayatı, makul bir hayatı özlüyorsanız, o da bir kapıdır.



2. Ölü kadınlar kültürü isteyenler


Yaratıcı hayatın ana damarı, özü, beyin kökü oyundur, terbiye değil. Oynama itkisi bir içgüdüdür. Oyun yoksa, yaratıcı hayat da yoktur. Uslu olunursa, yaratıcı hayat olmaz. Sessizce oturulursa, yaratıcı hayat olmaz. Sadece ağırbaşlı bir şekilde konuşulur, düşünülür, davranılırsa, çok az yaratıcı özsuyu çıkar. Kadınların garip olanı aşağılamasını; yeni ve olağandışı olandan kuşku duymasını; ateşli, coşkulu, yenilikçi olandan kaçınmasını; kişisel olanı kişisellikten arındırmasını yüreklendiren herhangi bir grup, toplum, kurum ya da örgüt, bir ölü kadınlar kültürü istemektedir.


3. Bu kültürü reddedebilmek


Kadınların psişelerinde ve bedenlerinde bir yara varsa, kültürün kendisinde ve hatta doğanın kendisinde buna uygun düşen bir yara vardır. Gerçek bir bütüncül psikolojide, bütün dünyalar ayrı ayrı değil, karşılıklı bağımlı varlıklar olarak anlaşılır. Kültürümüzde kadının doğal bedeninin yontulmasına dair bir sorun varken, çevremizdeki doğanın yontulmasına ve yine kültürün günün modasına uygun parçalara yontulmasına dair buna denk düşen bir sorunun bulunması şaşırtıcı değildir. Bir kadın, kültürün ve yeryüzünün parçalanmasını bir gecede durduramayabilir, ama kendi bedenine bunu yapmayı bırakabilir.


4. Nezaketiniz nezaket olmayabilir.


Pek çok kadın, “Kibar ol-Nazik ol” kompleksinden kurtulma çabasındadır. Bu kompleksi yaşayan kadınlar, kendilerini nasıl hissettiklerine bakmadan, kimin saldırdığına bakmadan, neredeyse bunları daha da şımartacak bir şirinlikte tepki verirler. Gündüz uysalca gülümseyebilirler, ama gece olunca canavarlar gibi dişlerini gıcırdatırlar -psişelerindeki Baba Yaga kendini dışavurmak için mücadele etmektedir. Kadınlardaki bu fazla-nazik, fazla uyumlu tavırlar genellikle dışlanmaktan ya da “gereksiz” bulunmaktan duydukları umutsuzca korkudan kaynaklanır.


5. Utangaçlığınız utangaçlık olmayabilir.


Bir kadının, hayatının bir noktasında ya da bütün hayatı boyunca çirkin ördek yavrusu mevkiinde zaman geçirip geçirmediğinin belki de en iyi ya da en güvenilir ölçütü, içten bir komplimanı sindirememesidir. Bu bir alçakgönüllülük meselesi olabilir ya da utangaçlığa verilebilir-çok fazla ciddi yaralar özensizce “utangaçlıktan başka bir şey değil” diye kayıtlardan çıkarılmıştır-, ama çoğu zaman bir komplimanın kekelemeye neden olmasının nedeni, kadının zihninde otomatik ve hoş olmayan bir diyaloğu başlatmasıdır.


6. Soğukluğunuz, soğukluk olmayabilir.


Kadınlar, dışlanmayla başka vesilelerle de karşı karşıya gelirler. Gölcüğün buzlarında donan ördek yavrusu gibi, onlar da donup kalırlar. Donup kalmak bir kişinin yapabileceği en kötü şeydir. Soğukluk, yaratıcılığa, ilişkiye ve bizzat hayata verilen ölüm öpücüğüdür. Bazı kadınlar soğuk olmak sanki bir başarıymış gibi davranırlar. Oysa bu bir başarı değildir. Bu, savunmaya yönelik bir öfke eylemidir.


7. Harekete geçmek için doğru insanlarla çevrili olmalısınız.


Eğer değer verdiğiniz bir şey yapmaya çalışıyorsanız, çalışmalarınızı kuşku duymadan destekleyen insanlarla çevrili olmanız çok önemlidir. Aynı zedelenmelere sahip olan, ama bunları iyileştirmek için gerçek bir arzu duymayan sözde arkadaşlara sahip olmak, hem bir tuzak hem de bir zehirdir.


Bu türden arkadaşlar sizi aşırı öfkeli, doğal döngülerinizin dışında, ruhsal gereksinimlerinizle uyumsuz bir şekilde davranmaya yüreklendirirler.


8. ... ve asla o sırrı tek başınıza taşımayın.


Gördüklerinizi görün. Bunu birine söyleyin. Asla geç değildir. Yüksek sesle söyleyemeyeceğinizi hissediyorsanız, yazıya dökün. İçgüdüsel olarak güvenilir olduğuna inandığınız bir kişiyi seçin. Açılmasından kaygılandığınız solucan kutusunun içeride irin toplayacağına dışarıda durması daha iyidir. Tercih ederseniz, sırlarla nasıl başa çıkılacağını bilen bir terapist arayın. Bu merhametli biri olmalıdır; doğru ya da yanlış konusunda güm güm öten kendine özgü bir davulu olmayan biri, suçluluk ile pişmanlık arasındaki farkı bilen ve yas tutma ile ruhun yeniden dirilişinin doğası konusunda bilgi sahibi olan biri.



Alıntılar:

Clarissa Pinkola Estes - Kurtlarla Koşan Kadınlar

Haftalık Huzursuz Psikoloji bültenine üye ol.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn