top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Kendimizi kaybetmek ve bulmak üzerine

  • 18 Tem
  • 2 dakikada okunur

Rollo May, “Boşluk hissinin psikolojik kaynağı nedir?” diye sorar ve yanıtı kendisi verir:


“Biz, boş veya potansiyelden yoksun değiliz. Ara ara doldurulması gereken akü de değiliz. Boşluk duygusu, yaşamımızla ilgili hiçbir şey yapamayacak kadar kendimizi güçsüz hissetmemizden kaynaklanır.”


İstek, arzu ve beklentilerimizi karşılayamamaya o kadar alışırız ki, onları hatırlamaz oluruz.


Oraya boşluk yerleşir.


--


Stresli bir durumla karşılaştığımızda beynimiz genellikle savaşmak ya da kaçmak arasında seçim yapar.


Ancak savaşamayacağımız kadar güçsüz, kaçamayacak kadar hapsedildiğimizi hissettiğimizde başka bir tepki veririz: Kendi iç dünyamıza çekiliriz. Ama kendimizi unutarak yaparız bunu.


Ve bu unutuş tekrarlayan bir hal aldığında, arzu ve isteklerimizle aramızda kocaman bir boşluk oluşur. Ne istediğimizi bilmeyiz. Neyi seçeceğimizi de.


Dolayısıyla kayıtsızlık kalır geriye.


--


Yaşadığı çaresizlikler nedeniyle benliğinden kopan kişi, çevresindeki insanların isteklerine dönüşür. Virginia Woolf’un eserlerini inceleyen araştırmacı Solnit’in bulgusunu hatırlayalım:


“Başkalarının seni sen yaptığına inandığı prangalardan kurtulmak tutkulu bir arzuyla sınırlı kalmaz, çoğu kez acil bir ihtiyaç haline gelir."


Bu söz, Rollo May’in kendisini boşlukta hisseden danışanının sözlerine ne kadar benzer:


“Çevremdekilerin beklentilerini yansıtan aynalar toplamından ibaretim.”


--


Kendi istek ve arzularımıza yönelik kayıtsızlık duygusu, benliğimizin sınırlarını belirlememe hali hayatımıza tehlikeli kişileri, tehlikeli alışkanlıkları, tehlikeli bağımlılıkları ve tehlikeli seçimleri getirebilir.


Çoğunlukla da getirir.


Oysa ara ara kendimizden uzaklaşabilme ve başka bir özün içinde kaybolabilme yeteneğimiz doğanın bize sunduğu muazzam bir bilişsel hediyedir.


BURADA DEĞİLİM


Radiohead solisti ve müzik dahisi Thom Yorke, stresli bir dönemde REM grubundan dostu Michael Stipe’ı arayıp, sorunlarıyla nasıl yüzleştiğini sorar.


“Kepenkleri indiriyorum,” der Stipe, “ Kendi kendime, ‘Ben burada değilim. Olanlar benim başıma gelmiyor,’ derim.”


Daha sonra Yorke, “How To Disappear Completely” gibi muhteşem bir eser yaratır ve şarkı şu sözlerle başlar:


“Oradaki ben değilim. İstediğim yere giderim."


--


Thom Yorke'un dileği gibi, gerektiğinde, kontrollü bir şekilde, irademizle kendimizden ve gerçeklikten uzaklaşmak duygularımızı düzenlememize yardımcı olabilir.


Aslında her gün yaparız bunu.


Roman okurken, film izlerken, işe odaklanırken, dans ederken, spor yaparken kendimizi akışa bırakır, uzun yürüyüşlerde derin hayaller kurar veya bir sorunla karşılaştığımızda kendimizden çıkıp empati kurmaya çalışırız.


Bir süre sonra yine kendi sınırlarımız içine döneriz.


Tersine, stresli durumlar karşısında otomatik tepkimiz kendi istek, arzu ve duygularımızdan uzaklaşmaksa, çatışma korkumuzdan dolayı sürekli görünmez olmayı diliyorsak, tartışmalarda düşüncemizi belirtmiyor, hiçbir işi gönlümüzce yapmıyorsak bir süre sonra ne istediğimizi bile bilemeyecek hale geliriz.


Yani sorun, Proust’un yazdığı gibi, kaybolmak değil, dönüş yolunu bulamamaktır.


--


Kendimizi ne kadar boşlukta hissedersek hissedelim, içimiz boş, ya da potansiyelden yoksun değiliz. Ara ara doldurulması gereken akü de değiliz.


Çaresizlik, benliğimizle aramıza öyle bir mesafe koymuştur ki, kendimizi kaybolmuş hissederiz.


“Yola çıkmak kaygıyı çoğaltır ama yola çıkmamak kendini kaybetmektir.” der Kierkegaard.


Kendimize dönüş yolunda Rollo May gibi psikologlardan, Kierkegaard gibi filozoflardan, Virginia Woolf gibi yazarlardan yararlanabiliriz.



Kaynaklar:

Rollo May - Kendini Arayan İnsan

Rebecca Solnit - Kaybolma Kılavuzu

Bruce Perry - What Happened to You?

Radiohead Fandom

Marcel Proust - Kayıp Zamanın İzinde

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page