top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

İçimizdeki aç hayalet

  • 18 Tem
  • 2 dakikada okunur

James Hollis’in aktardığı bir vakada, adam, ölüm döşeğindeki babasına neden hiç yakınlaşamadıklarını sorar.


Babası başlar saymaya; “On yaşındayken oyuncağın klozete düştüğünde, onu kurtarmak için nasıl uğraştığımı hatırlamıyor musun?”


Liste böyle uzayıp gider.


Adam hastaneden özgürleşmiş biri olarak çıkar. Yıllardır kurtulamadığı değersizlik duygusunun asıl kaynağını, yani babasının sevme beceriksizliğini, o gün anlar.


...


Bazen eksikliğini duyduğumuz ilgi, sevgi, başarı, güç açlığı aslında onlara sahip olmadığımızdan değil, aksine, sahip olduklarımızı özümseyememizden kaynaklanır.


Bir anlamda Tibet Budizmi’nde adı geçen, bir türlü doymayan Aç Hayaletler’e benzeriz. Bu hayaletlerin dağ kadar geniş mideleri ama bir iğneden daha ince boğazları bulunur.


Dünya onlara bütün nimetlerini sunsa da pek azını özümseyebilirler.


Her lokmada acı çekerler, çünkü aslında geçmişe dönmek isterler.



Kronikleşmiş açlık, bugün beslenememiş olmaktan değil, geçmişte “Öteki” tarafından doyurulmamış olmaktan kaynaklanır.


Hollis’in zor şartlarda yetişmiş bir danışanı, bugün her şeye sahip olsa da, başkalarını kıskanmaya devam ettiğini söyler:


"Ben, kendi dolu halini bir başkasında gören o yokluğum."


Ama geçmişi yeniden yaşayamayız. “İçsel boşluğu sihirli biçimde dolduracak Öteki’nin asla gelmeyeceğini fark etmek acı verici olabilir,” der Hollis, “yine de iyileşme yolculuğu burada başlar.”



Hepimiz, ruhumuzun besin maddesi olan ilgiye, sevgiye, önemsenmeye, şefkate açız. Görünmek, duyulmak, anlaşılmak isteriz. İhtiyaçlarımız karşılanmadığında sorun yaşar, taleplerde bulunuruz.


Ve bu, sağlıklı olandır.


Sağlıksızlık, Öteki'ne duyulan doğal ihtiyaçların kontrolden çıktığı durumlardır.


Kimse hayattan yara almadan kaçamaz. Bu yaralar elbette kırılganlıklar oluşturur. Ama kronikleşmiş açlık, kırılganlıklara sahip olduğumuzda değil, kırılganlıklar bize sahip olduğu anda yoğunlaşır.



Bazen, yetişkinlik krizi dediğimiz, açlık hissine yönelik bir protestodur.


Annesinden sürekli “babanı geçmelisin” mesajları alan bir çocuk, büyüdüğünde kariyer olarak babasını geçer. Ama tuhaf harcamalar ve bağımlılıklar nedeniyle iflasa sürüklenir.


James Hollis, bu durumu şöyle yorumlar:


“Yetişkinlik hayatı, dışarıdan bakıldığında mantıklı ve özgür bir bireyin seçimi gibi görünse de, aslında Öteki’nin yarattığı ezici baskıya boyun eğiş ve bilinçdışı bir isyanın, başarısızlıkla ifade bulan pasif-agresif bir protestonun ürünüdür.”



Ve bazen kriz hayat kurtarır. Hayatı boyunca güç, başarı ve kontrol açlığı çeken birçok erkek, duygulardan kaçınmaya ve içgüdüsel bilgeliği görmezden gelmeye şartlanır. Zamanla hem kendine hem de ‘Ötekilere’ yabancılaşır.


Krizle yüzleşmezse, sonunda Philip Larkin’in tarif ettiği adamlardan biri haline gelir:


“Noel’i bekler gibi ilk kalp krizlerini bekleyen erkekler; taahhütlerin, yükümlülüklerin ve mecburi ritüellerin ağırlığı altında çaresizce sürüklenerek, yaşlanmanın ve acizliğin kararan caddelerine giren; bir zamanlar hayatı tatlı kılan her şeyin terk ettiği erkekler.”



Budist keşiş Thich Nhat Hanh sorunun köksüzlük hissinden kaynaklandığına inanır. Keşiş, Aç Hayaletler’in kendilerini yeniden köklü hissetmeleri için köylerinde dört haftalık bir pratik yaptıklarını söyler:


“İki hafta boyunca, nefes alırken beş yaşındaki kırılgan halinizi düşünün. Nefes verirken de o çocuğa gülümseyin.”


“Sonraki iki hafta boyunca, nefes alırken annenizin ve babanızın beş yaşındaki hallerini düşünün ve nefes verirken de o çocuklara gülümseyin.”


Çünkü belli ki, onlar da aç hayalettiler; bu nedenle sizi besleyemediler.



Açlık çektiğimize inanmamız, gerçekten yoksun olduğumuz anlamına gelmez.


The Cure’ın şarkısında dediği gibi; “Her lokmayla birlikte şüphe arttığında / Azı çok yapsak bile doyuramayız içimizdeki aç hayaleti.”


Bu hayaletle barışmanın bir yolu var mı?


Hollis, nihai çözüm olarak bireyselleşmeyi önerir. “Unutmayın,” der psikanalist, “hepimizin içinde zaten hazır bir yoldaş bulunuyor.” Ama bireyselleşmek, yalnızlaşmak demek değildir:


“Öteki ile en samimi ilişkimizi, kendi içimizde başkalarından beslenmeye ihtiyaç duymayacak kadar gelişerek veririz.”



Kaynaklar:

James Hollis - The Middle Passage

James Hollis - The Eden PRoject

Thich Nhat Hanh - Helping Hungry Ghosts

Philip Larkin - All What Jazz

The Cure - Hungry Ghost

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page