İçimizde saklı potansiyel ve rahatsızlığın gücü
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
Albert Camus, büyük işlerin önemsiz başlangıçlardan doğduğunu yazar. Büyük yapıtlar çoğu kez bir sokağın dönemecinde ya da bir lokantanın kapısında doğar.
Bazen böyle beklenmedik anlarda, içimizde gizli kalmış bir potansiyelin varlığını sezdiğimiz anlar olur. Bir hazine dedektörünün ötmesi gibi, varlığımızın merkezinden bir ses yankılanır.
“Sesi duymamız yetmez” der Alain de Botton, “Onu bulmamız için, bir arkeolog gibi toprağı kazmayı öğrenmeliyiz.”
…
Herhangi bir şey tetikleyebilir hazine dedektörümüzü: Bir film sahnesi, Instagram’da gördüğümüz bir paylaşım, bir dostumuzun “aslında sen yapabilirsin bunu,” demesi.
Ama bu telaş çağında arkeoloğun sabrını ve sistematik disiplinini taşımamız zordur.
Beklentilerimiz hemen gerçekleşmeyince sıkılır, ertelemeye koyuluruz. Ve nihayetinde, modern dünyanın içimize zerk ettiği telaş konuşmaya başlar:
"Gerçekten potansiyelin olsaydı daha kolay olması gerekmez miydi? Vaktini boşuna harcıyorsun!”
…
Oysa profesör Adam Grant, Hidden Potential adlı kitabında, rahatsızlık duygusuna sebat edebilen insanların, o gömülü hazineyi açığa çıkarabildiğini yazar:
“İşlenmemiş bir elmasın değeri, başlangıçta parlayıp parlamamasıyla değil, ısıya ve basınca ne kadar dayanabildiğiyle ölçülür.”
Sıkıntıya katlanabilmek sadece bir süper güç değil, sahici bir yaşamın da ön koşuludur.
…
Peki, rahatsızlık duygusuna katlanmak neden bu kadar hayati?
Çünkü o içsel sinyali takip etmemiz, çoğu zaman konfor alanımızdan uzaklaşmayı gerektirir. Adam Grant, saklı potansiyelimizi açığa çıkarmak için üç konuda cesur olmamız gerektiğini söyler:
- Güvenli kalıpları terk etme cesareti
- Hazır hissetmeden harekete geçme cesareti
- Hata yapma cesareti
1. Güvenli kalıpları terk etme cesareti:
Artık bize keyif vermedikçe kendi projelerimizin başına oturamıyoruz. Kendimize uygun bir taktik, bir strateji, bir rutin arıyoruz.
Adam Grant’ın çalışmaları, konu saklı potansiyel olunca, rahat yolun en iyi yol olmadığını gösterir.
Hatta çoğu zaman bizi en çok rahatsız eden yol en iyi yoldur. Çünkü kullanmadığımız duygusal kaslarımızı geliştirmemizi sağlar.
Grant şöyle yazar: “Eğer rahat ve keyifliyseniz, yanlış yoldasınız demektir.”
2. Hazır hissetmeden harekete geçme cesareti:
Bir beceride ustalaşacak kadar pratik yapana kadar, o beceriyle gerçekten rahat olamayız. Ama ustalaşmadan önce pratik yapmak da rahatsızlık verir.
Bu nedenle ikinci bir cesaret biçimi gerekir: Bilgi edindikçe onu kullanabilecek kadar cesur olmak.
Eğer yazacaksak yazmaya, çizeceksek çizmeye, öğreteceksek öğretmeye hemen başlamalıyız.
Tam hazır olduğumuzu düşündüğümüz gün asla gelmeyebilir. Sadece adım atarak hazır hale gelebiliriz.
3. Hata yapma cesareti:
Hata yaptığımızda, aptal görüneceğimize, alaya alınacağımıza, utançtan kıpkırmızı olacağımıza ve saatler boyu rahatsız hissedeceğimize inanırız.
Hatalara geçmişimizden utanmak için değil, geleceğimizi eğitmek için bakmayı öğrendiğimizde, o ilk rahatsızlık dalgası geçer geçmez, geriye daha akıllı bir bakış açısı, yükselmiş özgüven, kendimize gülebilme yeteneği ve genişlemiş bir konfor alanı kalır.
Hata yapma rahatsızlığını azaltmanın en iyi yolu daha çok ve daha doğru hatalar yapmaktır.
…
Adam Grant’ın çalışmaları, Joseph Campbell’i haklı çıkarıyor: Girmekten korktuğumuz mağara, aradığımız hazineyi barındırır.
Ama ne yazık ki rahatsızlığa katlanma gücümüz giderek azalıyor. Hayatımız, içimizde yankılanan sinyallere rağmen sürdüremediğimiz planların mezarlığına dönüşüyor.
Belki de rahatsızlıktan bu kadar korkmamalıyız. Marcus Aurelius’un sözleriyle:
“Korkmamız gereken ölüm ve yenilgiler değil, doğamıza uygun o hayata hiç başlamamaktır.”
Kaynaklar:
Adam Grant - Hidden Potential
Cal Newport - So Good They Can't Ignore You
Albert Camus - Sisifor Söylemi
Joseph Campbell - Kahramanın Sonsuz Yolculuğu







Yorumlar