İnsanın anlam bulamayışı
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
Kurt Vonnegut’un romanı Kedi Beşiği’nde, tanrı önce evreni, sonra insanı yaratır. İnsan ayağa kalkıp etrafına bakar ve tanrıya çevresindekilerin amacının ne olduğunu kibarca sorar.
“Her şeyin bir amacı olmak zorunda mıdır?” diye yanıtlar Tanrı.
“Kesinlikle,” der insan.
“Öyleyse bunların amacını düşünmeyi sana bırakıyorum,” der Tanrı.
Sonra dönüp gider.
...
İnsanın anlam arayışı bitmez, bulamayışı da.
Albert Camus, henüz 19 yaşındayken “üzgünüm” diye yazar defterine:
“Olduğum gibi kalmak istemiyor ama ne olmak istediğimi de bilmiyorum. Hayatın anlamını arıyorum oysa hayatı bilmiyorum.”
Sonra hayali bir sesin odasında yankılandığını söyler:
“Mutluluğu aradıkça mutlu olamazsın.” der ses,
“Anlamı aradıkça hayatı yaşayamazsın.”
...
Aradan savaşlarla dolu on beş yıl daha geçer. Viktor Frankl, başyapıt sayılan “İnsanın Anlam Arayışı’nı yazar. Vardığı sonuç beklenmediktir:
“İnsan hayatın anlamını soramaz. Buna sadece yanıt verebilir.”
Yani, “hayatın anlamı ne” diye soramayız. Hayat bize, “benden hangi anlamı çıkardın?" diye sorar ancak.
Frankl’a göre hayattan anlam yaratmak, her birimizin en özel, en eşsiz görevidir.
Hepimiz, dışarılarda nihai bir anlam aramak yerine kendi anlamımızı inşa etmekle sorumluyuz.
Anlamın dört sütunu
Anlamlı hayatlar yaşayan insanları araştıran Emily Esfahani Smith, hepimizin üzerine anlam inşa edebileceği dört güçlü sütun olduğunu yazar.
Bunlardan ilki anlamlı ilişkilerdir.
Duygu ve düşüncelerimizi içtenlikle ifade edebildiğimiz, kabul ve değer gördüğümüz ilişkiler, bizi güvende hissettirdiği gibi içimizdeki keşif ve merak duygusunu da alevlendirir.
Varlığımızın ve yokluğumuzun başkaları için önemli olduğu hissi bize anlam katar.
...
İkinci sütun anlamlı amaçlardır ve en sık bu konuda yanılırız.
Anlamlı amacın “hayattan ne aldığımızla” ilgili olduğunu zannederiz. Oysa anlamlı amaç, kendi bilgimizi ve yeteneklerimizi kullanarak başkalarına ne verdiğimizle ilgilidir.
Bizler “nihai tek amacı” ararız ama Viktor Frankl, anlamlı amaçların günden güne değişebileceğini ve esneyebileceğini söyler.
Bir ebeveyn için çocuk yetiştirmek, bir doktor için insanları iyileştirmek, bir sanatçı için olmayanı yaratmak, bir hayvansever için dünyadaki acıyı azaltmaya çalışmak anlamlı amaçlar olabilir.
..
Üçüncü sütun, kendimizden daha yüce bir şeyle birleşmek olan “anlamlı aşkınlıktır.”
Kimimiz din, kimimiz sanat, kimimiz doğa, kimimiz aşk aracılığıyla kendimizi aşmış hissederiz.
Aşkınlığın en güzel tanımını Nazım Hikmet yapar; "Yetmişinde bile zeytin dikmek..." der şair.
Irvin Yalom’a göreyse anlamlı olan her şey, kendimize ait olanı başkalarına aktarabilmekle ilgilidir.
“Benlik denilen minik kutunun içinde anlam bulamazsınız,” der Yalom; “Onu aşmanız gerekir.”
...
Son sütun, kendimize kendimiz hakkında anlattığımız hikayede anlam bulmaktır.
Anılarımız değişmez ama yaşadıkça, öğrendikçe, deneyimledikçe olanları yorumlama biçimimiz değişir.
Aslında çoğu terapi, kişinin kendi hikayesini daha makul bir şekilde kavramasını amaçlar. Psikolojik ve felsefi okumalar yapar, kendi iç dünyamızı aydınlatmaya çalışırız.
Hikayemiz aydınlandıkça hayatımız da anlam kazanır. Atwood’un dediği gibi, en nihayetinde her birimiz hikayelerden ibaretiz.
...
Bugüne dek hayatımıza anlam katan öğelere baktığımızda, pek çoğunun en başında anlamlı gelmediğini görürüz. Anlamı zamanla, ilgiyle, emekle kendimiz inşa eder, yaratırız.
O zaman neden sanki bulunabilecek bir şeymiş gibi anlamı dışarıda ararız?
Vonnegut’un bir diğer öyküsünde insanlar hayatın anlamını bulmak için dışarıya, uzayın derinlerine gider. Gittikçe daha çok anlamsızlıkla karşılaşırlar. Sonunda keşfedilmemiş tek yer kendi ruhları kalır.
“Sonra herkes anlamı kendi içinde bulmayı öğrendi,” der Vonnegut ve ekler, “iyilik ve bilgelik de böyle başlar.”
Kaynaklar:
Kurt Vonnegut: Kedi Beşiği
Kurt Vonnegut: Titan'ın Sirenleri
Viktor Frankl - İnsanın Anlam Arayışı
Albert Camus - Youthful Writings
Emily Esfahani Smith - The Power of Meaning
Ryan Howes - Yalom on Therapy and Meaning
Nazım Hikmet - Yaşamaya Dair







Yorumlar