top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Farkındalık değil güç.

  • 18 Tem
  • 2 dakikada okunur

Psikolog David Smail’in danışanı James zekidir. Duyarlıdır. Yeteneklidir.


Ama okula başladığında uyum sağlayamaz. Gördükleri ona sahte, adaletsiz ve mantıksız gelir. Orada sessiz kalmayı, görünmez olmayı öğrenir. Okulun içinde saklanarak, yalıtılmış bir hayat sürer.


Dersleri resim yaparak geçirir.


Anne ve babasının endişeli bakışları arasında yetkin bir amatör ressam olur.



On yedi yaşına geldiğinde, sistemin kendi gibilerin aleyhine işlediğine ikna olmuştur. Anne ve babasıyla konuşur. Onları siyasi bir mücadeleye ikna etmeye çalışır.


Kendini ebeveynlerine sürekli açıklamak zorunda kalmak bir noktada tüketir onu.


Artık farkındalık James’i rahat bırakmaz. Hangi işe girse, kendini sahtelikle çevrili, yapay ve anlamsız bir yarışın içinde bulur. Hiçbirine ait hissetmez.


Hiçbir işte tutunamaz.



Bize hep “farkında” olmamız tavsiye edilir ama…


David Smail’e göre James’in sorunu yaşadığı problemlerin köklerini görememesi değildir. Aksine, belki de herkesten daha net görmüş, son derece keskin bir eleştiri de geliştirmiştir.


Asıl sorun şudur: Böyle bir eleştiriyi yapmaya hakkı olduğuna inanmaz.


Çünkü farkındalık için güç gerekir. Katlanabilme gücü.


Oysa kendisine benzeyen milyonlar gibi, James’e de, sistem karşısında kendisinden şüphe duyması öğretilmiştir.



Sevgi dolu, ilgili ama itaatkar ebeveynler vardır. Çocuklarını eğitim ve ilerleme gibi orta sınıf değerlerine saygı duyarak yetiştirirler. Ama farkında olmadan, yerlerini de öğretirler.


Bugün istediği kadar siyaset okusun. İstediği kadar sistemin nasıl işlediğini bilsin…


“Sınıfsal ayrıcalıkları olmayan, ebeveynleri tarafından güçlü biçimde onaylanmamış, cesaretlendirilmemiş insanlar;” diye yazar David Smail, “sığınacak hiçbir yerin olmadığı bir teşhir karşısında titrer hale gelir.”


Haklı olsalar bile.



Kırılgan birey, dünyanın maskesini düşürdüğünde, sanki düşmanca bir boşluğun ortasında kalmış gibi hisseder. Bir anda bağsız kalır. Mide bulandırıcı bir gerçek dışılık çöker üzerine.


Dünyada bir sorun olduğunu kabul etmek yerine, kendimizde bir sorun olduğuna inanmak daha rahatlatıcı değil midir?


Aklımızla, zekamızla, duyarlılığımızla bulduğumuz hakikate ihanet ederiz. Sadece gücümüz yok diye.


“Hayır,” deriz. “Hayır, eleştirmeye hakkım yok.”


Ve o acımasız soru: “Yapan nasıl yapıyor?”



İnanmadığımız bir hikayeye inanmaya çalışırız. Tutunamayanlar’da Turgut’un dediği gibi, diğerleri gibi hissedememenin yabancılığını geride kalmak zanneder ve nefes nefese onlara yetişmeye çalışırız.


Ama nafile.


Bazı insanlar, fotoğraf çektirilirken bile role bürünemezler. Bu anlamsız rol yapma oyununda kırılgan özgüven, saldırgan bir dünyada parçalara ayrılır.


Sonra kaçmak isteriz. Dünyadan kurtulmak isteriz. Sistem bize bir çıkış yolu sunar:


“Hasta olduğunu kabul et.”



Kendine haksızca saldırmaktan bitap düşmüş kişi ne yapar?


Teklifi kabul eder.


Sağlıksız bir toplumda, ekonomik ve siyasi güvensizliğin yarattığı hasarı, kişisel zayıflığı olarak görür. Elindeki tek güçten, sağlıksız bir sisteme uyumsuzluğun gücünden de vazgeçer.


Kendi hakikatini, son kalesini terk eder.


Doğru zamanı bekleyen dondurulmuş bir hayal kırıklığı ve öfkeyle yorganın altına girer.



Oysa, bir yol daha var: James yorganın altına girmek yerine, dünyaya daha soğuk ama gerçekçi gözlerle bakabilir.


Adaletsizliklere kırılmak yerine, oyunda bir parça olmadığı için kendine saygı duyabilir.


Sahipsiz tohumlar gibi etrafa saçılmış, her biri sessizce acı çeken benzerlerini bulup, onlarla dayanışabilir.


Zekasını, vicdanını ve yeteneğini; yani gücünü kullanarak bir etki alanı oluşturabilir.


Ve “Hayır, sorun bende değil,” diyebilir.



Kaynaklar:

David Smail - The Nature of Unhappiness

David Smail - Power, Interest and Psychology

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page