Anlam krizi
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
Büyük Buhran yıllarında filozof Will Durrant evinin bahçesinde dinlenirken yanına gayet şık giyimli bir adam gelir ve bir ricada bulunur:
“Bana yaşamam için tek bir neden söyleyin yoksa kendimi öldüreceğim.”
Şaşırmış Durrant; yapabileceği işlerden, yiyebileceği lezzetli yiyeceklerden bahseder ama adamın halihazırda işi vardır ve karnı da toktur.
Etkilenmemiş bir şekilde filozofun yanından ayrılır.
–
Durrant, kalemi kağıdı kaptığı gibi Gandhi’den Bertrand Russell’a kadar bildiği büyük düşünürlere mektup yazar.
Mektuba “Benimle felsefi bir oyun oynar mısınız?” diye başlar Durrant:
“Gökbilimciler, bir yıldızın yörüngesinde sadece bir an yaşadığımızı söylediler, biyologlar, bize tüm yaşamın bir varoluş savaşı olduğunu, tarihçiler ilerlemenin bir yanılsama olduğunu, psikologlar kalıtım ve çevrenin çaresiz sonuçları olduğumuzu söylediler.”
“Nedir insan hayatının anlamı ve değeri?
“Nerede yatar teselliniz, ilhamınız ve bütün hazineniz?”
–
Durrant; her yanıtın benzersiz olduğunu fark eder. .
Gandhi; diğerleri için hizmet etmek olduğunu söyler, Fransız keşiş Dimnet ise kişisel çıkarların ötesini görmek...
Ama belki de en ilginci, savaşı protesto ettiği için ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış bir mahkumdan gelir:
“Hayat, onu anlamlı kılmak için çabalamaya istekli olduğum kadar anlamlıdır.”
...
Aradan yıllar geçer ve Viktor Frankl da ünlü eseri İnsanın Anlam Arayışı’nda benzer sonuca varır. Toplama Kampı’nda oradan oraya koşup, ellerindeki son ekmek kırıntılarını başkalarına vererek teselli etmeye çalışan insanlara bakar ve şöyle der:
“İnsandan her şeyi alabilirsiniz ama tek bir şeyi alamazsınız. Kişi, koşulları ne olursa olsun, kendi tutumunu belirleyip, kendi yolunu seçebilir.”
Anlam, bir keşif değil, kişinin gücü doğrultusundaki çabasıdır.
DEVREDİLEMEYEN
Kendisine gelen mektupları derleyen Will Durrant, vardığı sonucu şöyle açıklar:
"Hayatın anlamı, bize kendimizden daha büyük bir şeyi üretmemiz veya ona katkıda bulunmamız için verdiği şansta yatar.”
Bugün de anlamlı hayat üzerine çalışmalar yapan araştırmacılar benzer sonucu bulgular:
“Hayatta anlam bulmak istiyorsanız; değerleriniz ve yetenekleriniz çerçevesinde başkalarının hayatlarına dokunabilecek eylemlerde bulunun."
..
Peki neden kendimizde bu gücü bulamıyoruz?
Çünkü geleceğe inanmıyoruz. Politik sisteme güvenmiyoruz, ekonomik sisteme güvenmiyoruz, adalet sistemine güvenmiyoruz. Bir başımıza kalmış hissediyoruz.
“Boşuna değil” diyor filozof John Vervaeke; “bu kadar zombi istilasını ve hayatta kalma macerasını konu alan eserlerin popülerleşmesi boşuna değil.”
Aydınlanma; bizden istisnai varoluşu almış, yerine rasyonalite ve parlak geleceği vermişti.
Bugün her yer akılsızlık dolu ve yarından korkuyoruz.
..
Vervaeke, dünyayı bir sahne, kendimizi de bir oyuncu olarak gördüğümüzü söyler.
Eylemlerimiz sahne için ne kadar önemliyse hayatımızı o kadar anlamlı buluruz.
Kendimizi etkisiz hissettikçe varoluşun anlamını dışarılarda bir yerlerde ararız.
Oysa Sartre'ın dediği gibi varoluşun kendiliğinden bir anlamı bulunmaz; ona anlam vermek sadece bizim elimizdedir.
Bütün dünyayı değiştiremeyebiliriz ama kendi çevremize etki etmek için çabalayabiliriz.
Hayat, onu anlamlı kılmak için çabalamaya istekli olduğumuz kadar anlamlıdır.
...
Yazıyı, mahkumun mektubuyla bitirelim:
“Hayatın rastlantısallığı beni ilgilendirmiyor, kaderin bizi hangi büyük sona götürdüğü de. Dünya sona ermeden çok önce rolümü oynamış, sözlerimi söylemiş ve geçip gitmiş olacağım. Beni ilgilendiren tek şey o rolü nasıl oynadığım.
Yaşam denilen bu inanılmaz hareketin devredilemez bir parçası olduğumu biliyorum. Hiçbir şey; ne salgın hastalık, ne fiziksel ızdırap, ne depresyon, ne de hapishane bunu benden alamaz.
İşte tesellimi, ilhamımı ve hazinemi bu inançta buluyorum.”
Kaynaklar:
Will Durrant - The Meaning of Life
John Vervaeke - Zombies in Western Culture
John Vervaeke - The Meaning Crisis
Viktor Frankl - İnsanın Anlam Arayışı
Jean Paul Sartre - Existentialism and Human Emotions







Yorumlar