Haftalık Huzursuz Psikoloji bültenine üye ol.

Teşekkürler!

Yazar arkadaşlarıma bir mektup




Sevgili yazar arkadaşlar,


Öncelikle iki konuda teşekkür etmek istiyorum. Proje başladığında ilk hafta yoğun bir katılım olsa da, sonrasında da bu katılımın giderek azalacağına inanıyordum. Oysa dördüncü haftada ilk haftadan daha fazla yazı geldi. Projeye devam ettiğiniz için teşekkür ederim. Devamlılık önemli, birazdan daha ayrıntılı anlatacağım.


Yorumlarıma, düzeltmelerime, eleştirilerime verdiğiniz nazik yanıtlardan dolayı da teşekkür ederim. Hangi coğrafyada, nasıl bir kültürde yaşadığımızın farkındayım; gündelik hayatımda yüz yüze görüşmediğim kişilere yönelttiğim eleştirilerin yüzde doksan beşinde küfür duymaya alışkın olduğum için bu durumdan çekiniyordum. Bir de bu eleştirileri, yüz yüze konuşarak değil de, durumu olduğundan daha kaba gösteren yazıyla ifade etmek işimi iyice güçleştirecekti. Korktuğum gibi olmadı. Tersine, her seferinde hoş karşılandım.


Bu mektupta bazı konuları açıklamayı amaçlıyorum; ilk dört haftada okuduğum, düzenlediğim ve yorumladığım yüzden fazla yazıyı göz önünde bulundurarak en sık yaptığım uyarıları ve tavsiyeleri maddeleyeceğim.


Ancak öncelikle bu projenin nasıl başladığını ve neyi amaçladığını hatırlatmanın faydalı olacağına inanıyorum:






Kitap Yazma projemiz başlayalı bir ay olsa da, projenin ilk adımları geçen senenin son günlerinde atılmıştı.


23 Aralık 2020’deki "çok teşekkürler" başlıklı yıl sonu paylaşımımda yoğun ilgi için teşekkür etmiş ve gelecek yıl için planlarımdan bahsetmiştim. Bu yazıda 2021 yıl teması için “normal insan”ı seçtiğimi söylemiştim:


“Sıradan insanın anlatamadığı korkularını, endişelerini, fantezilerini, kıskançlıklarını, cinsel sorunlarını, kötücül düşüncelerini ortaya sermeyi ve incelemeyi, böylelikle yalnızca kendimizde olduğuna inandığımız için hissettiğimiz baskıyı ve suçluluk duygusunu bir nebze hafifletmek istiyorum.”

Bugün de, yazılardan genel olarak beklentim bu. Estetik tarafını bir kenara bırakırsak, genel olarak iyi bir yazının içeriğinde dürüstlük ve cesaret olduğuna inanıyorum.





28 Şubat 2021 tarihinde ise haftalık Huzursuz Bülten’i duyurdum. Bülteni çıkarma nedenlerimden bahsederken, bir nedenin de “Normal İnsanlar Projesi” olduğunu söyledim.

Proje kapsamında her hafta ortaya –genellikle yanıtlaması çetin bir soru soruyordum.


Örneğin ilk soru, kendimizi en çaresiz hissettiğimiz andı. Her ne kadar istediğim türde yanıtlar almış olsam da, insanlar kendi isimleriyle cevapladığı için yanıtların az olduğunu fark ettim.






4 Mayıs 2021’e geldiğimizde ülkece üç haftalık kapanma sürecinin ilk haftasını bitiriyorduk. “Her Akşam Saat 8’de” yi duyurdum:


“Kalan iki haftalık kapanma sürecinin hem kendim hem de sizler adına daha verimli geçmesi için bir şey yapmaya karar verdim: sosyal medya yazarlık eğitimi. Her akşam saat sekizde sosyal medyada metin yazarlığı hakkında içerikler paylaşacağım. ”

Amacımın basit ama etkili olduğuna inanıyordum: Süreç sonunda, email, whatsapp mesajı, instagram iletisi fark etmeksizin, önceki halinizden daha iyi yazmanızı sağlamak.


İki hafta boyunca her gün sosyal medya metin yazarlığı hakkında içerik paylaştım. Bu yazıları tıklayarak görebilirsiniz:







14 günlük paylaşımlar bittikten sonra 21 Mayıs 2021’de nihayet beraber kitap yazma projesini duyurdum:


“Yılın sonuna otuz hafta kaldı.


Bu, otuz bülten ve otuz “Normal İnsanlar” sorusu demek.


Siz, kendi isminizle veya seçeceğiniz takma isimle bu soruları anı formatında yanıtlayın.


Ben her hafta bu yazıları düzenleyeyim, yorumlayayım ve bültende yayımlayayım.


Yılın sonunda otuz yazılık bir havuzunuz oluşmuş olsun. Bu havuzdan seçeceğiniz yazılardan kendi kitabınızı yaratın.


E-kitap formatına dönüştürmenize yardımcı olayım.


Otuz hafta sonunda hem yazma alışkanlığınız, hem de bir kitabınız olsun."



Kısacası; iki önemli nokta bulunuyor


- Yazıların daha çok anı formatında olmasını ve sıradan insanın anlatmakta çekineceği hatalarını, kötülüklerini, korkularını, endişelerini, fantezilerini, kıskançlıklarını, cinsel sorunlarını, kötücül düşüncelerini kapsamasını istiyorum. Elbette her konu buna uygun olmayabilir, tamamen yazarın insiyatifine bırakıyorum.


- Yazmak kadar süreklilik de önemli. Hatta alışkanlık kazanmak, özellikle ilk sene için, iyi yazmaktan daha önemli. Çünkü yazmayı alışkanlık haline getirdiğimizde kendimizi geliştirme hızımız da artar.



Şimdi gelelim bu dört hafta boyunca okuduğum, düzenlediğim ve yorumladığım yüzden fazla yazı sonrası faydalı gördüğüm tavsiyelere:



1. Bağlaç sorunu.


En sık karşılaştığım sorun “-de” ve “-ki” bağlaçları. Yazarken birkaç hata olabilir. Ancak bu hataları sürekli yapıyorsanız, demek ki kendinizi geliştirmeniz ve kuralları öğrenmeniz gerekiyor. İnternette bu konu hakkında birçok yazı ve video bulabilirsiniz.



2. İkinci kez yazmak. (Yeniden yazmak)


Sıkça söylüyorum ve ne kadar söylersem az olacak: yazıyı yazı yapan ikinci yazımdır. Yazdığımız ilk taslağı, düzeltilmesi, yontulması, çekiştirilmesi, zenginleştirilmesi ve eksiltilmesi gereken bir hamur gibi düşünebilirsiniz. İkinci kez yazarken bu hamuru yumuşatır ve zenginleştiririz. En doğru yöntem yazıyı yazmak, biraz soğumaya bırakmak, sonra ona ikinci bir gözle bakıp yeniden yazmak olur. Bu da etkin bir zaman yönetimini gerektirir.


İkinci yazıda dikkat etmeniz gerekenler:


- tekrarlayan sözcükler: bu sözcüklerin yerine eş anlamlılarını veya yakın anlamlılarını bulun.


- cümlelerin özne - yüklem uyumuna dikkat edin.


- noktalama işaretlerine dikkat edin (lütfen gereksiz yerlerde üç nokta kullanmayın.)


- Türkçe karakter kullanın. Tek tek düzeltmek benim için ızdırap oluyor.


- noktalama işaretlerinden sonra boşluk koyun.


- zaman kipleri birbiriyle uyumlu olsun.



3. Yazı dili:


Aktif bir dil kullanın. Yazının ilk halinde "bu mektup amaçlıyor..." diye yazmıştım. İkinci yazmamda bunu "bu mektupla ... amaçlıyorum." a çevirdim. Cümleleri mümkün olduğunca “-dir, -dır” la bitirmeyin. Örneğin: “Bence en güzel yemek köftedir” demeyin, en güzel yemeğin köfte olduğunu düşündüğünüzü söyleyin.



4. Yazma konusu:


Bazen verilen konu hakkında aklınıza bir şey gelmeyebilir. Konuyu genişletmeyi, konuya farklı perspektiflerden bakmayı deneyin. Örneğin “aldığınız ve hayatınızı etkileyen bir nasihat” konusunda yazarlarımızdan Herzi, “Yeter!” başlıklı yazısında, anlamsız nasihatleriyle bizi sorunlu hissettiren insanlardan bahsetti.



5. Yazıları bültende sıralama kriterlerim:


Bültende yazıları sıralarken ne kadar iyi olduğuna bakmıyorum. Zaten böyle bir seçimi yapabilmem günlerimi alırdı ve birilerine haksızlık ettiğime inanacağım için asla kendimi iyi hissetmezdim. Yazıları okuyup, düzelttikten sonra bültene eklemem için çok az zamanım kalıyor. Bu nedenle öyle aman aman kriterlerim olmuyor. Ancak, daha önce bahsettiğim gibi, içten, cesur ve net yazılar daha öncelikli oluyor. Burada okuyucu odaklı olmaya çalışıyorum:


- okuyucu bu yazıyı okuduktan sonra kendisiyle bir benzeşme bulacak mı? İçgörü kazanacak mı?


- yazar derdini açıkça anlatabilmiş mi? İfadeleri somut, net ve anlaşılabilir mi?


Ancak yazının ne zaman geldiği de önemli. Yazıları bültene eklemeye başladıktan sonra yeni gelen yazıyı üst sıralara eklemem zor oluyor.


Bu nedenle, sizlerden ricam yazılarınızın bültendeki sıralamasına takılmayın.



6. Soyutluk – somutluk:


En çok yaptığım uyarılardan biri "yazıyı somutlaştırmanız" Örnekler verin, betimlemelerden daha çok faydalı olurlar. Yazar arkadaşlarımızdan birine yaptığım geri bildirim:


“Direkt konuya bağlayan güçlü başlangıç yapmışsın. Ancak sorunlarından detaylıca bahsetseydin daha iyi olurdu. Okuyucu bu tür durumlarda içtenlik ve cesaret ister, samimiyetle anlatacağın olaylar ve bu olayların karşısında hissettiğin duygular sayesinde seni tanır, anlar, sana empati besler ve kendi hayatına bakıp içgörü kazanır. Bu nedenle “yük,” “dipsiz kuyular” gibi ifadeler soyut kalıyor. Yine de yazın, üslubun net, dilin aktif. Eline sağlık.”


Bir başka yazara:


“Açık olmadığın için dolanıyorsun, dolandığın için de sözü uzatıyorsun bence, yoksa yazma üslubun, kelime kullanımın gayet iyi. Somut gerçeği yazmak soyut benzetmeler yazmaktan daha basit ama kolay değil, anlıyorum, biraz cesaret sadece.”



7. Üstten, öğütleyici dil kullanmayın:


Biliyorum çoksatanların bir kısmının dili bu: ceviz ye, enerjini olumluya odakla vs. Ama kimse sizi uzman olarak seçmedi. Bir önceki maddede belirttiğim gibi, okuyucular sizi tanımıyor bile. Yıllar evvel bir öğrenci arkadaşımın duvarında Nietzsche’nin bir sözünü görmüştüm “Müziksiz hayat hatadır.” Gayet basit ve herkesin söyleyebileceği bir söz. Bunu Nietzsche söylerse duvara asılır. Ben söylersem “aynen” deyip hayata devam ederler. Sloganlardan, klişelerden, öğütlemelerden uzak durun.


8. Başlangıç önemli.


Başlangıç konusunda ortaokul kompozisyon derslerinde öğrendiğimiz şeyler yazımızı sıkıcılaştırıyor. Sosyal medyada okuyucunun dikkatini hemen çekmemiz şart. İlk cümle kesinlikle dikkat çekmeli ve okuyucuya ikinci cümleyi okutmalı. İkinci cümle de üçüncü cümleyi. Bu nedenle tanımlardan, felsefelerden, hazırlanmalardan vazgeçin, direkt konuya atlayacak cümleleri seçin. Birçok yazar arkadaşıma “ilk paragrafı” veya “ilk iki paragrafı atalım” deme sebebim bu.


9. Yazı uzunluğu önemli: Yazının genel hikayesini değiştirmeyen, etkisi- katkısı olmayan her sözcük, cümle, paragraf atılmalı. Bu nedenle dört - beş paragrafını attığım yazarlar oldu / oluyor.


10. Cümle uzunluğu önemli.


Eğer cümleniz uzamaya başladıysa onu ikiye, üçe bölmeye çalışın. Okuyucular cümlenin sonuna geldiğinde başını hatırlamak için çabalamamalılar. Zaten genellikle çabalamazlar da.


Mektubumu bitirmeden önce, hepinizi cesaretiniz nedeniyle kutluyorum. Yazmayı seçebilmek, yazmaya başlayabilmek, kendi derinlerinize inebilmek, kendinizden bir parça yaratmak ve bu parça konusunda eleştirilmek, düzeltilmek, yorumlanmak; bunların kolay şeyler olmadığının farkındayım. Bu yüzden devam eden bütün yazar arkadaşlarıma saygılarımı sunuyorum.


Amacımız mükemmel olmak değil, başladığımız yerden daha iyi bir durumda olmak. Bu süreç sonunda sadece yazının bütün türlerinde değil, sözel iletişimde ve akıl yürütmede de başlayacağınız noktadan daha iyi durumda olacağınıza yürekten inanıyorum.


Ancak en büyük ödülün yazma ve yeniden yazma alışkanlığı kazanmak olduğunu unutmayın. Bu nedenle ne olursa olsun yazmayı ertelemeyin.


Son bir not; bir alışkanlık olarak yazmakla uğraşırken, çevremize yazar gözüyle bakarken, taslaklar yaratırken, kelimelerle boğuşurken, sinirlenirken ve debelenirken, bu uğraş olmasaydı hangi olumsuz düşüncelerle savaşıyor olacağımızı hiçbir zaman bilemeyeceğiz.


Sevgiler,


Emre Özarslan

Huzursuz Beyin