Vincent Van Gogh'un sönmeyen alevleri




"Bir dereceye kadar, bir yabancı gibi oldun bana, ben de sana, belki de sandığından çok daha fazla..."


Vincent Van Gogh'un kendisini finansal ve duygusal olarak destekleyen küçük kardeşi Theo'ya yazdığı uzun ve kırgınlık dolu mektup böyle başlar.


Çok sevdiği kardeşinin maddi manevi desteği olmadan hayatta kalması imkansız olan Vincent'ın bu denli kırıcı sözler söylemesinin nedeninin son günlerde ailesi tarafından dışlanması ve bu durumun onda yarattığı hayal kırıklığı olduğunu hemen anlarız. Bir saklanma, dolayısıyla suçlanmama çabası içindedir Vincent:


"Nasıl oldu bilmiyorum ama elimde olmadan ailenin baş edilmez, kuşku uyandıran kişisi durumuna geldim, en azından güvenilmeyecek biri... Her şeyden çok bu nedenle, yapabileceğim en iyi, en akla yakın şey bir yerlere gitmek, uygun bir uzaklıkta bulunmak hepinizden, böylece varlığımı unutabilirsiniz."


Kardeşi Theo hem işinde hem de ilişkilerinde başarılı oldukça, abisi Vincent'ın üniversiteye gitmemiş olması ve -onlara göre- boş bir hayat sürmesi ailenin diğer üyelerini kaygılandırmaya başlamış belli ki. Yine de Vincent, seçtiği yoldan başka bir yol olmadığı konusunda kararlı:


"Kendi bildiğim gibi çalışmazsam, hiçbir şey yapmazsam, aramaktan vazgeçersem, işte o zaman yok olurum. En acı yazgı olur benimki."


Bir kenara itilmiş her küskün çocuğun yaptığı gibi bir yandan kimliğini korumaya çalışırken diğer yandan değişim ve gelişim hayalleri kurar:


"Tüylerini değiştirme vakti kuşlar için neyse, biz insanlar için de düşkünlük ve mutsuzluk dönemleri aynı zor zamanlar. Böylesi bir tüy dökme döneminde ömrü billah kalabilir kişi, ya da atlatır, yenilenmiş olarak yaşama döner."


" Ama ne olursa olsun başkalarının gözü önünde yaşanmaz bu. Öyleyse saklanmaktan başka çare yok. İyi ya, öyle olsun."


Ebeveynlerinin onu "serseri gibi" görmesi kuşkusuz canını sıkmıştır Vincent'ın. Ama onu saklanmaya asıl iten kardeşinin "hep yokuş aşağı gittin, iyice bozuldun, hiçbir şey yapmadın." sözleridir. Çaresiz, yine de gururlu bir şekilde açıklamaya çalışır:


"Adam vardır; tembellikten, karaktersizlikten, tabiatının alçaklığından dolayı serseridir; istersen beni o türden say."


"Bir de öteki tür serseri vardır ki kendi kendine rağmen boşta gezmektedir; etkin olabilmek için büyük bir özlemle yanan ama hiçbir şey yapamayan. Çünkü bir şeyler yapması olanaksızdır, bir kafese hapsedilmiş gibidir, çünkü verimli olabilmek için gereksindiği şeylere sahip değildir, çünkü yazgının çizdiği olaylar dizisi onu o kafese tıkmıştır; böyle bir adam ne yapacağını bilmeyebilir ama içgüdüleriyle hisseder; ne olursa olsun, bir işe yarayabilirim, yaşamımın bir amacı olacak sonunda, çok daha başka türlü bir insan olabileceğimi biliyorum! Öyleyse nasıl yararlı olabilirim, nasıl hizmet edebilirim? İçimde bir şey var nedir o? Böylesi çok değişik yapıda bir serseridir; istersen beni bu türden say."


Bir taraftan içindeki sanat ve bilgilenme tutkusuyla yanan, diğer taraftan yoksullukla, yalnızlıkla ve melankoliyle mücadele eden Vincent için bulunduğu mevcut konum hapishaneden farksızdır. Herkes onun "hareket etmesini" ister ama ona göre bu imkansızdır:


"İnsanlar çoğu kez ellerinde olmayan nedenlerden dolayı hiçbir şey yapamama durumunda kalırlar. Kim bilir hangi korkunç, korkunç, çok korkunç kafesin içinde hapsolmuşlardır. Kurtuluş da var bir yerlerde, biliyorum, geç kalmış bir kurtuluş. Haklı ya da haksız yere yok edilmiş bir iyi ad, yoksulluk, yazgının oyunları, felaketler... İnsanları hapseden şeyler bunlar işte."


Etkin olmak için tutuşan ama bir şey yapamayan "serseri" için alevinden başka sarılacağı bir şey de pek kalmamıştır:


"İnsanın ruhunda kocaman bir ateş yanabilir ama hiçbir zaman kendisini ısıtamaz onunla. Gelip geçenlerse yalnızca bacadan çıkan cılız dumanı görürler ve yollarına devam ederler. Yine de içindeki o ateşi körüklemeli kişi, kendi kendine yeterli olmalı, büyük bir sabırsızlıkla ama yine de sabırla birinin gelip o ateşin yanında oturacağı - belki de hep orada kalmak üzere - saati beklemeli."


Vicent'ın, o an ve hayatı boyunca beklediği de budur.


İçindeki alevleri gerçekten anlayabilecek biri.


"Kişiyi bu esaretten çekip kurtaran nedir, bilir misin? Çok derin ve ciddi bir sevgi. Dost olmak, kardeş olmak, sevmek. En üstün erk ile, sanki sihirli bir güçle hapishanenin kapısını açan bu işte. Bu olmadı mı insan ömür boyu hapiste yaşıyor."


Vincent'ın kalan hayatının ne kadar acı ve yalnızlık dolu geçtiğini bildiğimiz için bu mektup içimizi burkuyor. Ama yine de bir gerçek, ölümünden yıllar sonra onu haklı çıkaran alevleri gibi parlamaya devam ediyor:


Kaç kere ölürsek ölelim, duygu birliğinin doğduğu yerde yaşam yeniden başlıyor.


Alıntılar:


Vincent Van Gogh - Theo'ya Mektuplar