Toksik olumluluk ve empati




"Empatik bir cevap neredeyse hiçbir zaman 'en azından...' gibi bir kelimeyle başlamaz."


Brene Brown'ın aklıma kazınan bu cümlesi her olumsuz durumda etrafına illa pozitif dalgalar yayma mecburiyeti hisseden insanları gördükçe daha fazla anlam kazanıyor.


İşimi kaybedersem duymak istediğim şey "en azından daha çok kitap okuyabileceğim" olmaz, terk edilirsem "en azından önümde uzun bir yol olduğunu" bilmek istemem, bir kolum kopsa "en azından ikisini kaybetmediğim için şükretmem gerektiğini" duyarsam delirebilirim. Çünkü olumlulanmak değil, duygularımın paylaşılmasını isterim.





Olgulara olumlu taraflarından bakmaya çalışmanın, hayata yönelik olumlu bir tavır takınmaya çabalamanın elbette birçok faydalı yönü bulunuyor.


Ancak her şeye sadece olumlu tarafından bakmak için uğraşmak, olumsuz duyguları yok sayarak, sadece olumlu duyguları kucaklamak birçok sorunu da beraberinde getiriyor.


Toksik olumluluk denilen bu durum, kişinin olumsuz bir vaziyetteyken otantik duygusal deneyimini reddederek en aza indirgemesini, yok saymasını veya geçersiz kılmasını hedefliyor.





Toksik olumluluktan muzdarip kişiler, yalnızca kendi olumsuz duygularını bastırmakla kalmıyor, çevresindeki acı çeken insanların da böyle yapmasını teşvik ediyorlar:


"Ne olursa olsun gülümsemeye devam et," "Her şey bir nedenden dolayı olur,” "Daha kötü olabilirdi," "Her zaman hayatın parlak tarafından bak." gibi nasihatlerde bulunurken aslında sıklıkla empati kurmaktan ve olumsuz duyguları hissetmekten kaçınıyorlar.


Ayrıca, acının perspektifle, gayretle ve odaklanmış enerjiyle yok olabileceğini söyleyerek, karşılarındaki insanlara “mutlu hissedemiyorsan sorumlusu sensin!” mesajı veriyorlar.





Dün, saygı duyduğum psikiyatrist İlker Küçükparlak Twitter'dan uyarmak zorunda hissetti:


"Çok rica ediyorum, 'depresyondaysanız değerlerinizi gözden geçirin, depresyondaysanız hayatınızda değişiklik yapın' gibi absürd önerileri bari buraya yazmayın. Yapmıyorlar. Yapamazlar. Depresyon o yapamama hali zaten."


"Depresyon; mutsuzluk, harekete geçememe, karamsarlık ve değersizlik fikirleriyle karakterize zaten. Bu tabloda kişiye gerçekleştiremeyeceği öneriler sunmak değersizlik fikirlerini ("yine beceremedim") ve karamsarlığı ("asla toparlayamayacağım") iyice körüklüyor."





Duygularımız yalnızca çevremizde ne olup bittiğine dair sahip olduğumuz içsel rehberler değildir. Aynı zamanda çevremizdekilere de bizim ne hissettiğimize dair bilgi taşırlar. Sadece olumlu duyguları hesaba katmak hem kendimiz hem de çevremiz hakkında bizi cahilleştirir.


İnsanların neden gözyaşı döken bir canlıya evrildiğini araştıran bazı bilim insanları cevabın daha güçlü bağ kurmak olduğunu bulguladı. Kendimiz için değil, acımızın başkaları tarafından görünmesi için gözyaşı dökeriz.


Bu yüzden, acı çekerken empati yoksunu boş cümleler duymak nadiren işe yararlar. İyileşmemizi sağlayan, sıklıkla, kurduğumuz bağlardır.


Alıntılar:


Brene Brown - On Empathy

İlker Küçükparlak - Kişisel Twitter hesabı