Haftalık Huzursuz Psikoloji bültenine üye ol.

Teşekkürler!

Temel içsel çatışmamız ve bizi ittiği yol




Karen Horney, “İçsel Çatışmalarımız” adlı eserinde kişiyi nevrotikleştiren “temel çatışmadan” bahseder. Bu temel çatışmanın kaynağı, çocukken yaşadığımız baskı, kayıtsızlık, tutarsızlık, aşağılayıcı ve küçültücü davranışlar, düşmanca ortam, aşırı korumacılık gibi nedenlerle hissettiğimiz düşmanca bir dünyada yalnız ve çaresiz olduğumuza yönelik güçlü inançtır.


Çocuk olarak, içimizdeki çatışmalar başladıktan sonra bunlarla baş etmek için üç ana yola itiliriz: insanlara yaklaşabiliriz, onların aksine gidebiliriz ya da onlardan uzaklaşabiliriz.


İnsanlara yaklaşan çocuk, kendi çaresizliğini ve acizliğini kabul edip, yaşadığı yabancılaşmaya ve korkularına rağmen diğerlerinin desteğini kazanmaya çalışır. Çünkü yalnızca onlarla birlikteyken kendini güvende hisseder. Aile bireyleri arasında bir anlaşmazlık sezerse en güçlü gördüğü kişiye ya da gruba bağlanmaya çalışır. Böylelikle bir yandan kendisini daha az güçsüz ve yalnız hissederken, bir yandan da aidiyet duygusu kazanır.


Hissedilen ana duygu: çaresizlik.


İnsanların aksine giden çocuk, çevresindekilerin kendisine düşmanca yaklaştığına inanır. Bilinçli ya da bilinçdışı bir biçimde her zaman insanlarla savaşmaya, mücadele etmeye hazırdır. Başkalarının kendisine yönelik duygu ve amaçlarına hep şüpheyle yaklaşır. Bu nedenle sürekli karşı çıkar. Yenilmemek için en güçlü olmayı ister, diğerlerini yenmeyi ister. Bu zafer ihtiyacı kısmen kendini korumak, kısmen de insanlardan intikam almak içindir.


Hissedilen ana duygu: düşmanlık


İnsanlardan uzaklaşan çocuğun ne yoğun bir aidiyet ne de mücadele etme isteği vardır. Sadece herkesten ayrı olmak ister. Diğer insanlarla fazla ortak bir şeyi olmadığına ve ne yaparsa yapsın çevresindeki insanların zaten kendisini anlamadıklarına inanır. Kahramanlarıyla, oyunlarıyla, kitaplarıyla kendine ait bir dünyanın düşlerini kurar.


Hissedilen ana duygu: yalnızlık


Horney’e göre çocuk hiçbirini bütün kalbiyle yapmaz. Aslında her üç durum da çocuğun içinde mevcuttur; yani çaresizlik, düşmanlık ve yalnızlık hissi. Sadece bu yönelimlerden biri diğerlerine ağır basar. Yetişkinliğinde de bu yönelime devam eder.


Peki sonradan yaşanılan deneyimlerin hiç mi etkisi yoktur?


Elbette vardır. “Eğer” der Horney, “çocuğun erken dönemlerde maruz kaldığı durum ve koşullar gelişimini çok fazla engellemediyse, sonraki deneyimlerin, özellikle ergenliğin, gelişimi üzerinde biçimlendirici etkisi olabilir.”



Ama eğer erken dönemde yaşadıklarımız bizi katılaştırmışsa, o zaman herhangi yeni bir deneyime izin vermeyiz. Örneğin temel çatışmamız nedeniyle insanlarla aramıza çok fazla mesafe koyuyorsak, bütün yakınlaşma ve değişme şansını da zaten kaybediyoruz demektir.


Unutmamak gerekiyor; bu üç duygu; yani çaresizlik, yalnızlık ve düşmanlık evrenseldir. Bizi nevrotikleştiren, bu üç duygunun aynı anda güçlü bir şekilde var olması ve bizi zıt taraflara çekiştirip hareketsiz kılmasıdır.


En kısa tabirle nevrotik kişi, yaşadığı duygu çatışmaları nedeniyle esneyemeyen kişidir.


Alıntılar:


Karen Horney - İçsel Çatışmalarımız