Reddedilme hassasiyeti




"Kadınlar şeytan gibi görünür, onlar tarafından istenmediğinde."


Büyük şair Jim Morisson'ın bu sözlerine muhtemelen psikanalist Karen Horney de katılırdı.


Reddedilmeye karşı diğerlerinden çok daha duyarlı olabiliriz. Herhangi bir eylem bizim için reddedilme anlamına gelebilir: randevu gününde bir değişiklik, "benimle buluşmak istemiyor'a", whatsapp'tan hemen yanıt alamama, "benimle konuşmak istemiyor'a", aynı fikirde olmama, "bana değer vermiyor'a", isteklerine uymama, "ne istediğimi umursamıyor'a" dönüşebilir.


Nevrotik durumlarda bu terslenme beynimizde basit bir deneyim olarak iz bırakmaz; içinde neler saklandığından emin olamadığımız derin kuyularımızdan çıkan bir canavarın sesi yankılanır:


"Seni sadece reddetmedi. Varlığını umursamadı. Yani seni aşağıladı da."


Daha da kötüsü, en önemli evrimsel nimetlerimizden biri olan geleceğe dair öngörülerde bulunma yeteneğimiz, kendimizi vuran bir silaha dönüşebilir: Reddedilme korkusu, sürekli bir reddedilme beklentisi haline gelebilir.


Bilinçaltımızda reddedileceğimize dair inanca teslim olduğumuzda, insanlarla aramıza mesafe koyabilir, hatta onlara karşı öfke besleyebiliriz. Morisson'ın dediği gibi, onlar tarafından kabul edilmeyeceğimize eminsek, onları şeytanlaştırabiliriz.


Reddedilmeye dair bu beklenti güçlendikçe çekingenliğe ve ketlenmeye yol açabilir. Olası herhangi bir reddedilmeyle karşılaşmayacağımıza emin olmadığımız sürece, hoşlandığımız erkek veya kadınla kur yapmaktan bile kaçınabiliriz. Sevilemez olduğumuza dair duyduğumuz yanlış inanç, bizi insanlardan uzaklaştıran bir tür savunma mekanizmasına dönüşebilir.



Peki ilişki başlarsa? Karen Horney bu kısır döngüyü çok iyi açıklar:


Önce ayrıcalıklı olmayı ve koşulsuz sevilmeyi içeren kaygı yoğun bir duygusal yakınlık ihtiyacı hissederiz. Bu talepler karşılanmadığında reddedilme hissi bizi kavurur. Reddedilmeye karşı yoğun bir düşmanlık ve öfke hissederiz ama sahip olduğumuz duygusal yakınlığı kaybetme korkusu nedeniyle bu duyguyu içimizde bastırırız. Bastırdıkça içimizdeki gerilim artar. Gerilim arttıkça daha çok güvence ihtiyacı duyarız. Bu güvence için "sahip olduğumuz ilişki gibi" yeni araçlar ararız. Ancak bu araçlar da yeni kaygılar ve düşmanlıklar üretir ve baştan başlarız.


Kısacası bu nevrotik döngüde bize çıkışı gösteren her yol, yeni tehlikelere de sürükler.


Bizi hayattan koruduğu için rahatlık veren her ilişki, başlı başına kaygı yaratma niteliğine de sahiptir.


Çünkü bir gün bizi reddedebilir.



Alıntılar: Karen Horney - Çağımızın Nevrotik Kişiliği