Oruç Aruoba'nın boşluğu




Sigmund Freud, yas ve melankoli arasındaki farkı irdelerken, ikisinin de ortaya çıkış nedenlerinin kişi için önemli olan soyut bir kavramın yitirilişi olduğunu ileri sürer. Bu tepki, sevdiğimiz bir kişinin ölümü ardından hissettiklerimiz olabileceği gibi, özgürlük, amaç gibi kavramların yitirilişine dair de olabilir. Sevgi nesnesinin ölmüş olması da gerekmez, artık ulaşılmaz olması yeterlidir.


Bazen bu yitirilişin geride bıraktığı boşluk kişinin içinde öylesine büyük, öylesine derin ve öylesine anlamlı bir parçayı koparır ki, kişi sadece sevdiğini değil, kendini de kaybeder.


Melankoli, bu, “kendilik kaybıdır.”


Dün aramızdan ayrılan yazar Oruç Aruoba ise bu boşluğa gözlerimizi kırpmadan bakmamızı, onu anlamamızı ve tesellilerden arındırmamızı istedi. Şöyle, büyükçe yazdı; “özlem, boş avuntuyu reddeden bilinçtir.”


“Özlem, boş avuntuyu reddeden bilinçtir. Ayrılığın acısını, ılımlandırmaya çalışmadan, olduğu gibi yüklenen bilinç.


Ne kendini aldatmaya ne başka bir şeyle acısını hafifletmeye; 'teselliye' yönelir: olduğu gibi kabullenir acıyı. Özlenen gitmiştir ; şu anda, yoktur ; yarın da ne olacağı belirsizdir...


Pekala, öyle olsun!


Ona göre gidenin ardındaki boşluğu doldurmak da beyhude bir çabadır. Boşluk doldurulmak için değil, yüklenilmek için vardır. Bizim de kaderimiz budur; eninde sonunda o boşluğa dönüşmektir başkaları için.


"Her ölüm dünyada bir çatlak açar – bir boşluk bırakıp öyle gider her kişi: öteki kişiler de, şimdi, o çatlağı kapatmakla, o boşluğu doldurmakla görevlendirilmiş hissederler kendilerini."


"Oysa, zamanla, çevre dokunun da çatlaması ve boşalmasıyla, o çatlak belirsiz – öteki çatlaklardan ayırdedilemez – hale gelecek; o boşluk da zaten yok olacaktır. Ama kişiler bunu düşünmezler: uğraşıp dururlar o çatlakla, o boşlukla – ama faydasızdır çaba: çatlak kapanmaz, o boşluk dolmaz; uğraşıp durur kişiler, kendileri de birer çatlak, birer boşluk olana dek – o zaman da görevi yeni kişiler devralmış bulacaklardır kendilerini..."


Oysa, önemli olan, çatlağı açıkça görebilmek, boşluğu olduğu gibi yüklenebilmekti.


Çünkü ölüm, onanmaz; yaşam, onarılmazdır. "


Boşlukları kabullenmek ve yüklenmek yerine beyhude bir çabayla onları doldurmaya çalışan ve başaramayan kişiler ise kendi kendilerinin yüklerine dönüşürler.


Ve varoluşun en acı deneyimini tadarlar:


Öylesine yaşayıp giderler.


"Gayet aklıbaşında görünüyor, insanlarla konuşuyordu; heşeyi ötekilerin yaptığı gibi yapıyordu, ama içinde iğrenç bir boşluk vardı, artık hiçbir kaygı duymuyordu, hiçbir arzu; varoluşu zorunlu bir yüktü ona. - Öylesine yaşayıp gitti. "


Oysa Oruç Aruoba'ya göre yaşam bir yitirme ve yitirmediğini öğrenme sürecidir.


“Yaşamın, bir şeyleri yitirmenin süreci olacak

Sonradan da, bu yitirdiklerini aslında yitirmemiş olduğunu öğrenmenin süreci...


Yaşadıkların, yitmeyecekler-yaşayacaklar.”


Dün yitirdiğimiz Oruç Aruoba da, bize kazandırdığı düşünsel ve edebi zenginlik ve yüklenmek zorunda kalacağımız acı boşluğuyla birlikte yaşamaya devam edecek.


Alıntılar: Sigmund Freud - Yas ve Melankoli

Oruç Aruoba - Uzak