Jung hayatımı nasıl kurtardı





Jung, mistisizme bulanmış, ölçülemez bazı teorileri ve yoğun kuramsal diliyle benim bilimsel amaçlarla okumayı tercih edebileceğim bir yazar hiç olmadı. Ama onun çok katmanlı ve sembolik felsefesi birçok konuyu sezgisel olarak anlamamda en az anneannemin anlattığı masallar kadar başarılı oldu.


Onun psikolojik tipleri ve daha sonra nörobilim tarafından da desteklenen içedönük – dışadönük ayrımı, toplum gözünde kendimi en hastalıklı hissettiğim günlerde nefes almamı sağladı.



Gençliğin ilk yıllarında beni umutsuzlukla kıvrandıran bazı özelliklerim vardı.


- En basit öneriler bile duraksamama neden oluyordu. Oysa hayat bu kadar duraksamayla yaşanmıyordu.


- Bu duraksamalar bana etraflıca düşünme şansı verdiği için daha sık olumsuz yön buluyordum, bu da beni, en ufak konuda bile, kötümser ve eleştirel yapıyordu.


- Yakından tanımadığım insanlara karşı komiklik derecesinde çekingendim. Adres sormak veya bir garsona sipariş vermek gibi çok basit nedenlerden dolayı iletişime geçmek bile bana muazzam ağırlık ve stres veriyordu.


- Bir sorun yaşadığımda, hemen uzaklaşmak, kendi başıma kalmak istiyordum. O an yanımda en sevdiğim insanlar olsa bile konuşmalarına katlanamıyordum.


- İster düşünmek olsun ister bir şeyi izlemek; bir eyleme odaklandığımda dikkatimin dağıtılmasından, çok kısa sürse de, yoğun öfke duyuyordum.


- Alkol almadıkça gürültülü ortamları dayanılmaz buluyor, insanların buna neden katlandıklarını anlayamıyordum.


- Tanımadığım insanların ortasında konuşmak, dolu bir odanın kapısını dışarıdan açmak, bir cafede tek başına oturmak gibi basit eylemleri yapmakta zorlanıyordum.



Jung'un "psikolojik tipleri"yle karşılaştığımda savunması dağıtılmış, her türlü saldırıya açık bir devlet gibiydim. Birkaç paragraftan oluşan metnin, kendimi toparlamak konusunda beni nasıl bu kadar etkileyebildiğine hala şaşırıyorum. Oysa yaptığı basitti: benim hastalık semptomları olarak nitelendirdiğim şeylerin aslında karakterimin özellikleri olduğunu belirtiyordu. Şöyle yazıyordu Jung:


"Bir sınıf insan vardır ki önlerine çıkan bir duruma tepki gösterme anında ilkin sessizce ‘Hayır' dercesine biraz geri çekilirler ve ancak ondan sonra tepki gösterebilirler. Bunlar içedönük davranış biçimini temsil ederler.”


"İçedönük tip, insanlara ve nesnelere karşı güvensizdir, sosyal değildir ve düşünmeyi harekete geçmeye yeğler."


"Toplumdan hoşlanmazlar ve büyük topluluklar içinde kendilerini yalnız ve kaybolmuş hissederler. Duyguludurlar, aptalca görünmekten korkarlar, fakat genellikle toplum içinde nasıl davranılacağını öğrenemedikleri görülür. Savrukturlar ya da çok fazla dürüsttürler ve çok titiz bir biçimde, daha çok komiklik derecesinde naziktirler. Aşırı vicdan sahibi, kötümser ve eleştirici olma eğilimindedirler. Hep en iyi niteliklerini kendilerine sakladıklarından doğal olarak kolaylıkla yanlış anlaşılırlar."


"Üstün yönlerini ancak içten çevrelerde ortaya koyabildiklerinden dolayı dışadönük çalışma arkadaşlarından daha az başarılı olurlar. Buna karşın enerjilerini başkalarını etkilemek için harcamadıkları ve sosyal etkinliklerde kullanmadıkları için genellikle olağanüstü bilgi sahibi oldukları veya ortalamanın üzerinde olan bazı yetenekler geliştirdikleri görülür."


"İçedönükler yalnız olduklarında ya da küçük bir dost grubu içinde bulunduklarında çok etkindirler. Kendi düşüncelerini, sohbet ve kitaplara, sakin uğraşıları gürültülü etkinliklere yeğ tutarlar. Onlar için kendi yargıları genel olarak kabul edilen bir görüşten daha önemlidir. Bir içedönük çok popüler bir kitabı okumayı reddeder ve herkesin övdüğü bir şeyi değersiz sayar."


"Bu kararlarındaki bağımsızlık ve günün koşullarına uymadaki başarısızlık doğru olarak ele alınır ve kullanılırsa değerli olabilir. Ayrıca sosyal niteliklerinin eksikliğine karşın içedönükler bağlı ve içten birer dostturlar."



Bu metni okuduktan sonra elbette kişiliğim değişmedi. Bugün benzer sorunları, aynı sıklık ve şiddette olmasa da, hala yaşıyorum. Ancak bu metin önemli bir başlangıç noktası oldu; sonrasında özellikle Eagleman'ın, Pinker'ın ve Haidt'in kitaplarındaki ispatlar sayesinde bu özelliklerin çoğunun kalıtımsal olduğunu öğrendim.


Bugün, buna göre inşa edilmiş bir hayatım ve beklentilerim var. Evden çıkmadan ve sıkılmadan bin saat yaşayabilmeyi sevsem de, arada bir "daha dışadönük olsaydım her şey nasıl olurdu" diye düşünmeden edemiyorum.


Ama kendimi hastalıklı olarak görmüyorum.



Alıntılar:


Frieda Fordham - Jung Psikolojisi