Habertürk'te kim pırtladı




Geçtiğimiz hafta sosyal medyada en çok konuşulan konulara baktığımda salgın ve siyaset dışında gördüklerim şunlardı:


. Fi, Çi, Pi gibi kitapların yazarı Azra Kohen’in aslında psikolog olmadığına dair tartışmalar .


. Duygu Özarslan’ın yumurta hazırlarken Türkçesini anımsayamayıp “Sunny side up” demesi .


. Survivor Nisa diye biri şımarıklık yapıyormuş .


. Habertürk tartışma programında katılımcılardan birinin canlı yayında pırtlaması



Hele pırtlama olayı, neredeyse içişleri bakanımızın istifasını bile gölgede bırakacak nitelikteydi. Saatlerce trend konu olmakla kalmadı, binlerce insanın katıldığı "sizce kim pırtladı" anketleri bile yapıldı.


Bunları, alaycı bir bakış açısıyla söylemiyorum.


Bu ilgi, aslında salgınla ilgili psikolojik bir eşiğin aşıldığını gösteriyor.


Ve işin ilginç yanı, bu kadar kısa sürede böyle olacağı sosyal medya analizcileri tarafından öngörülüyordu.



Bundan üç hafta önce Sparktoro kurucusu ve analizcisi Rand Fishkin’in raporunu okumuştum. Bu rapora göre önümüzdeki 6 ila 18 ay boyunca sosyal medyada en çok konuşulacak konu doğal olarak koronavirüs olacaktı. Ancak rapor, önümüzdeki 4 haftadan sonra insanların “koronavirüs” dışındaki konulardan da bahsetmeye başlayacağını öngörüyordu.


Ben de bu raporu sosyal medya danışmanlığını yaptığım müşterilerimle ve konuyla ilgilenen bazı arkadaşlarımla paylaşmıştım.


Çünkü malumunuz, salgın başladığından beri inanılmaz tuhaf bir durumla karşı karşıyayız. Bir yandan herkes sosyal medyada; en kullanılmayan platformların kullanımı bile üçe dörde katlandı, ama diğer yandan insanlar salgın dışında bir şey okumak istemedikleri için içeriklerinizi buna göre hazırlamanız gerekiyor.


Ürünlerinize ve hizmetlerinize dayalı bir pazarlamaya giriştiğiniz anda duyarsızlıkla suçlanabilme ve müşteri sadakatinizi kaybetme ihtimaliniz doğuyor.


Hiçbir içerik üretmemek daha da kötü bir fikir; çünkü insanlar bu tür felaketlerde takip ettikleri kişi ve kurumların öncülük yapmasını bekliyorlar.


Kısacası, konuyla ilgili yapılan araştırmalarda katılımcıların % 91’i koronavirüs salgını sırasında güven ve itibar kaybeden markaların ürünlerini kriz geçtikten sonra dahi tercih etmeyeceğini ifade ediyor.


Koronavirüsten başka bir şeyin konuşulmadığı, açıklanan vaka sayıları üzerinden soluksuz analizlerin yapıldığı, bin bir senaryonun whatsapp gruplarından bocalandığı, sağlık bakanıyla uyuduğumuz o günlerde kimse hemfikir olmadı bu raporla.


“İnsanların yaşamları tehlikede, ilaç bulunmadıkça virüsten başka hiçbir şey konuşulmaz.” cümlesini çokça işitim.


Ama ben rapora güveniyordum.


Çünkü son yıllarda hem ülke olarak hem de dünya olarak çok felaket yaşadık; IŞİD intihar saldırılarından, meclisimizin bombalanmasına, darbe denemesinden, yıllardır süren OHAL'e ve yüz binlerce tutuklamaya kadar birçok felaketi sıkıştırılmış haplar gibi bünyemize aldık.


Ama buna rağmen hep kısa sürede geri döndük günceli yaşamaya; dizilere, dedikodulara, futbol maçlarına.


Ve işte bugün de buradayız; virüsün henüz düşme eğilimine geçmediği, tehlikesinin git gide arttığı ülkemizde eşikte durmuş bir yandan ölümlerin ve belirsizliğin dehşetini yaşarken bir yandan da Azra Kohen, Duygu Özarslan, Survivor Nisa ve Habertürk'teki pırtlamayla birlikte oturmuş insan olmanın tuhaflığını kutluyoruz.


Sosyal medyanın bilgi bombardımanı ve etkileşim gücü, bizi her duruma hızlıca alıştırmakla kalmıyor, bizi bir halden diğer hale de hızlı bir şekilde sokuyor.


Tabii olan sinir sistemimize oluyor.




Yazan: Emre Özarslan (Huzursuz Beyin)

Alıntılar: Rand Fishkin - Marketing Right Now Is #$%*ing Hard


Instagram: https://www.instagram.com/huzursuz.beyin/ Facebook: https://www.facebook.com/huzursuzbeyin/ Twitter: https://twitter.com/huzursuz_beyin LinkedIn: https://www.linkedin.com/in/huzursuzbeyin/