Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Guy Winch - Zedelenmiş Özsaygı


Ortaya kendimizi koyduğumuz durumlarda reddedilmek zaten yeterince acı verici. Bir de buna yanlış akıl yürütmelerimizi, lüzumsuz kişiselleştirmelerimizi ve aptalca genellemelerimizi ekleyince, içimize bütün hayatımızı mahvedebilecek bir yara açabiliyoruz. Bugünkü metin, Guy Winch’in Duygusal İlk Yardım kitabından geliyor, iyi okumalar.






İçimize işleyen ya da tekrar eden reddedilme özsaygımıza çok ama çok büyük zarar verir. Hatta geçmişte yaşadığımız reddedilmeyi hatırlamak bile özdeğer duygumuzda kalıcı bir düşüş yapar. Ne yazık ki, özsaygının aldığı darbe bu kadarla kalmaz. Bunun üstüne bir de kendimizi aşırı derecede eleştirir, darbenin şiddetini artırırız. Reddedilince verdiğimiz bu tepki çok yaygındır fakat ruhumuzda oluşan sıyrıkların, kesiklerin kısa bir sürede “enfekte” olmasına ortam hazırlar; sonuç olarak da ruh sağlığımız bozulur.


Hepimiz reddedilmeyi kişisel algılama eğilimi gösteririz. Kendi kusurlarımız, yetersizliğimizle ilgili bir delil bulmak için hummalı bir arayışa girer, en ufak bir şey bulunca da korkunç sonuçlar çıkarırız. Şimdi, sizden duygusal bağ kurduğunuz insan tarafından reddedildiğiniz zamana geri gitmenizi istiyorum. Hatalarınızı sıralarken mi buldunuz kendinizi?


Yeterince çekici olmadığınız için kendinizi suçladınız mı? Yeterince kültürlü, akıllı, zengin, genç veya bunların ötesinde bir kusur? Peki “hep benim başıma gelir bu,” “zaten beni kimse sevmez,” “beni sevecek birini asla bulamam” gibi çıkarımlar yaptınız mı? Kişisel reddedilme asla bizim algıladığımız gibi kişisel değildir. Öyle olsa bile, kusurlarımızla ilgili bu kadar kapsamlı iddianame ve yargılama gerektirmez.


Reddedilmeyi gereksiz yere kişiselleştirmenin yanı sıra aşırı genelleme yapma huyumuz da var. Hem de bunu yapacak bir dayanağımız yokken bile. Farklı davranmış olsaydık reddedilmeyi engelleyebilirdik düşüncesiyle kendimizi yargılarcasına eleştirmek de kendimize yaptığımız kötülüklerden biri. Zira çoğumuz, ne yaptım, ne söyledim de bu oldu diye beynimizi yer, o bulunması pek mümkün olmayan “kritik yanlış hamleyi” bulmak için saatlerimizi harcarız.