Evlenmeli miyim, evlenmemeli miyim




Evlenme kararı alabilmek, karşınızdaki insanı ne kadar severseniz sevin, özellikle benim gibi içe dönük, kaçıngan bağlanma stiline sahip, küçücük bir alana sıkışsa bile o alana hakim olmak isteyen, bağımsızlığına düşkün, meymenetsiz insanlara ecel terleri döktüren bir süreç.


Tam da evlenmeyi değerlendirdiğim bir dönemde, Paul Bloom’un “Hazzın Bilimi” adlı kitabında denk gelmiştim Charles Darwin’in Evliliğin Artıları ve Eksileri listesine.


Büyük düşünür ve bilim insanı artıları ve eksileri değerlendirmiş, sonucunda -nedense- artıların ağır bastığına karar vermişti. Listenin "evlen" ve "evlenme" sütunlarında şöyle yazıyordu:


Neden evlenmeliyim?


Çocuk sahibi olabilirim. Yanımda sürekli sevdiğim birisi olur. (Ne olursa olsun bir köpekten iyidir). Evime çekidüzen verir. Sayesinde müzik dinler, ufak konularda sohbet edebilirim. (Bunlar kişinin sıhhati için iyi şeyler ama çok zaman kaybettiriyor.)


Kişinin tüm hayatını hadım edilmiş bir arı gibi; çalışarak, çalışarak ve sonrasından hiçbir şey beklemeyerek geçirmesini düşünmek bile çekilmez bir işkence. Hayır, böyle yaşayamam. Tüm gününü dumanlı, pis bir Londra evinde yalnız başına geçirdiğini hayal et.


Şimdi de şunu hayal et; yumuşak kanepende yumuşak huylu bir eşinin olduğunu, etrafınızda kitapların, iyi bir ateşin ve belki müziğin olduğunu. Sonra bu iki imgeyi karşılaştır.




Hikayenin erkek tarafını okuyoruz tabii. Keşke Emma Wedgwood'un da listesini görebilseydik.




Neden evlenmemeliyim?


İstediğim yere gidemem, özgürlüğüm elimden alınır. Toplumun bir parçası olur, kulüplerde konuşmaya mecbur olurum. Akraba ziyaretlerine zorlanırım ve boş boş muhabbetlere katlanmak zorunda kalırım. Ev düzenlemek ve çocuk sahibi olmak için epey para harcamam gerekir ve belki bu yüzden tartışmalar yaşarım. Büyük zaman kaybı.


Akşamları istediğim kadar kitap okuyamam. Giderek şişmanlayıp aylaklaşabilirim. Farklı endişeler ve sorumluluklar taşırım. Çocuk sayısı arttıkça kitaplara ve diğer değerli şeylere daha az zaman ayırmam gerekir.


Belki müstakbel eşim Londra’yı sevmez. O zaman sürgün olur, uyuşukluk içinde yaşarım, aylak aylak gezen bir aptala dönüşürüm.


Sonuç: Evlenmeliyim. Tartışma kapanmıştır.


Açıkçası bu artıları ve eksileri değerlendirdikten sonra Darwin nasıl tartışılmayacak bir şekilde "evlen" kararı aldı, anlamadım. Üstelik, Gollum monologlarını andıran bir şekilde listenin devamında iyice umutsuzlaşıyordu Darwin:





Hayatta mutlu birçok köle var


Her gün eşimin koluna girip yürüyüşler yapacaksam işlerimi nasıl idare edebileceğim? Hiçbir zaman Fransızca öğrenemeyeceğim, Amerika’yı göremeyeceğim, balonla gökyüzünde uçamayacağım ve tek başıma Galler turuna çıkamayacağım. Zavallı köle.... Boşver aslanım. Neşelen. İnsan bu yalnız hayatı halsiz bir yaşlı, arkadaşsız, soğuk ve çocuksuz, sürekli kendine bakarak, daha şimdiden kırışmaya başladığım gibi yaşayamaz. Boşver. Şansa inanma. Dikkatli bak etrafa.


Hayatta mutlu birçok köle var.


Darwin'i, olumsuz gördüğü bunca yanına rağmen başka bir insanla hayatını birleştirmeye iten asıl gücün ne olduğunu ise, evlenmeden bir hafta önce nişanlısına gönderdiği mektubu okuduğumuzda fark ederiz:


"Senin beni insanlaştıracağına, bana yalnızlık ve sessizlik içerisinde teoriler oluşturmak ve bulgular toplamaktan daha büyük bir mutluluğun var olduğunu öğreteceğine inanıyorum.”


Darwin ve eşi, bildiğimiz kadarıyla mutlu bir evlilik yaşadılar ve on çocukları oldu. Ancak, özellikle günümüzde birçok evlilik için Willy Russel kuralları geçerli gibi:


Evlilik Ortadoğu gibidir. Hiçbir çözümü yoktur.


Alıntılar:


Paul Bloom: Hazzın Bilimi

Darwin Correspondence Project: Darwin on Marriage