Haftalık Huzursuz Psikoloji bültenine üye ol.

Teşekkürler!

Ebeveynliğin ilginç tarihi -1 (masumlar apartmanı projesi #6)





Çocuk terk etme oranlarının artmasından dolayı 2008 yılında Nebraska Eyaleti’nde bir yasa çıkarıldı. Bu yasayla ebeveynlere bebeklerini sağlık ocakları gibi hükümetin belirlediği noktalara bırakma hakkı tanınıyordu. Ancak yaş sınırlaması getirilmediği için merkezler 18 yaşına kadar çocuk ve gençlerle doldu. Bir adam dokuz çocuğunu da bırakmaya kalktı. Hükümet kanunu yeniden görüşeceğini söylediği anda birçok aile bu değişim gerçekleşmeden önce çocuklarını terk edebilmek için yarışa girdi.


Ana haberlerde çocuklarını bırakmak için binlerce kilometre yol yapan annelerin görüntüsü şaşkınlık yarattı.





En eski uygarlıklarda çocuklar iş yükünü azaltacağı için önemliydi. Dolayısıyla yetişkin olasaya kadar pek kıymetleri yoktu. Bunu, Çatalhöyük bölgesinde yaşamış uygarlıklarda görmemiz mümkün. Çocuklar erişkin sayılmadıklarından erişkinler gibi evin ‘temiz’ sayılan kuzeyine değil, günlük yaşantının olduğu, ocağın bulunduğu ‘kirli’ kabul edilen alanlara gömülüyordu.


İlkel toplumlar, yiyeceklerini temin etmek, güvenliklerini sağlamak için hem vahşi hayvanlar hem de kötü hava koşullarıyla mücadele etmek zorundaydı. Bu nedenle zayıf ve hasta çocuklar sıklıkla ölüme terk ediliyordu.


Çocuk öldürmek, özellikle sakat doğanları ve kız çocukları bebekken yok etmek eski toplumlarda yaygın görülüyordu. Eskimolar bebeklerini buzlu suya atıyor, Araplar istemedikleri cinsiyette doğan çocuklarını diri diri kuma gömüyor, Çin, Hindistan, Meksika ve Peru gibi ülkelerde bebeklerin güçlülüğünü denemek amacıyla nehirlere bırakılma geleneği sık sık uygulanıyordu.


Çocukların tanrılara kurban edilmesi de nadir değildi; Orta Amerika kabilelerinde çocuklar yaygın olarak ve kitleler halinde yağmur yağdırması için yağmur Tanrısı’na kurban ediliyordu.





Antik Roma’da da çocukların yüzde yirmisi ila kırkı terk edilirdi. Ortalama her ailenin terk ettiği en az bir çocuk bulunurdu. Romalılar çocuk terk etmeyen ailelere ve bu davranışın bulunmadığı kültürlere tuhaf gözlerle bakardı. "Deli mi bunlar, kim uğraşır ki?"


Terk edilen çocukların ev hayvanı olarak alındığı bile olurdu. Bugün bizler köpeklerimize sanki çocuklarımızmış gibi bakarken, Romalılar tam tersini yapardı. Bazen de satın alınan çocuklar eğlence ve bugün dehşete düşebileceğimiz bazı amaçlar için kullanılırdı.


Semavi dinler gelişmeye başlayınca masum çocukları öldürmek vicdani olarak daha zorlaştı. Ama ebeveynler her zaman bir yolunu buldu; daha zayıf, güçsüz ve tuhaf olanlar insan sayılmazdı, onlar “şeytanın tohumu,” “zebani,” “içlerine kötü cinlerin musallat olduğu” kötülük ürünleriydi. Şeytani olduklarına göre ormana, camiye, kiliseye bırakıp terk etmekte bir sakınca yoktu.


Çok ağlayan bebekleri de bu kategoriye eklediklerini özellikle belirtmek isterim.





Ama ebeveynleri caniler olarak görmeden önce bir gerçeği hatırlamalıyız. Bugün ortalamada her beş hamilelikten biri kürtajla sonlanıyor. Korunma yöntemlerimiz sayesinde milyonlarca çocuk hiç doğmuyor bile.


Yani bizler, terk etme / kurtulma işlemimizi daha önceden, daha hızlı ve daha az sancılı bir şekilde hallediyoruz.


Bir diğer konu ise, geçmişte çocukların pek azı sağ kalıyordu. Bu nedenle duygusal bağ kurmak riskliydi. Veba, lepra, çiçek gibi hastalıkların yaygınlaştığı dönemlerde çocuk ölümleri o kadar fazlaydı ki, çocuklar altı yaşına geleseye kadar aileden sayılmıyordu bile.


Dolayısıyla 17. yüzyıla gelene kadar çocuklar ve onların yetiştirilmesi nadiren önemli bir konu oldu. Değişimin fitilini John Locke ve J. J. Rousseau ateşledi. Ama pek öyle düşündüğümüz şekilde değil.


Bugünün moden ebeveynliğini daha çok korunma yöntemlerine, kürtaja, endüstriyel reformlara, genetiğe, teknolojiye ve John Bowlby'nin "Bağlanma Kuramı'na" borçluyuz.


Ama o noktaya kadarki ebeveynliğin ilginç tarihine, yani "çocukları başkalarına baktırabilmenin tarihine" daha sonra devam edeceğim.


Alıntılar:


Jennifer Traig - Act Natural: A Cultural History of Misadventures in Parenting

Zeynep Erkut, Serap Balcı, Suzan Yıldız - Tarihsel Süreç İçinde Çocuk