Ebeveynleri suçlamak




Çocukların nasıl eğitilmesi gerektiği konusu, bugün en çok incelenen konuların başında geliyor. Günümüzün şartları sayesinde tarihte olmadığı kadar çok sayıda kitapta, çok fazla uzmandan, farklı farklı metotlar öneriliyor.


Kitapları okuyan ebeveynler, bir yandan yanlış bir metot uygulayıp çocuklarının hayatlarında olumsuz ve kalıcı etkiler bırakmaktan korkarlarken, diğer yandan da kendi çocukluklarını hatırlıyorlar ve bugün yaşadıkları bazı sorunların ebeveynleriyle olan ilişkilerinden kaynaklandığı sonucuna varıyorlar.


Bu da, kendi ebeveynlerini suçlamalarına sebep oluyor.


Oysa bugün sahip olduğumuz bazı olumsuz özelliklerimizden dolayı ebeveynlerimizi suçlamak kendimizi de suçlu hissetmemize neden olur.


Profesör Engin Geçtan’a göre bu, yetişkin bir varlık olarak insanın kendi varoluş sorumluluğunu henüz üstlenememiş olmasının suçluluğudur. Ebeveynlerimizden alacaklı olduğumuz bir gerçek olsa da, geçmiş yeniden yaşanmaz. Dolayısıyla yaşanılanları geri almanın bir yolu yoktur.


Üstelik ebeveynlerine karşı öfkelerini sürdüren insanlar, onlara karşı duydukları korkuyu da sürdürürler. Ki bu da, Geçtan’a göre olgunlaşmamış olmanın bir göstergesidir.


Hepimiz sorumluluğu oluşturan neden-sonuç ilişkisini bizi etkileyen en yakın noktadan irdelemeye meyilliyiz. Oysa ebeveynlerimizin de ebeveynleri vardı. Kuşaktan kuşağa perçinleşen neden-sonuç ilişkisi, ebeveynlerimizin yetiştiği zaman, kültür, beklentiler, ekonomik şartlar; bunların her biri adil bir yargılama için odaklanmamız gereken maddelerden sadece bir kaçı.


Üstelik Geçtan, ebeveynlere yönelik bu yargılama çabasını, çoğu zaman insanların kendi sorumluluklarından kaçmak için attıkları bir adım olarak görür:


“ ... ana-babaların kusurlarını kendi sorumluluğumuzdan kaçınmak için gerekçe olarak kullanmak, vaktiyle bize karşı işlenen kusurları bizden sonraki kuşaklara da yansıtmamıza neden olabilir. "


" Ana-babalar bizleri ayrı birer varlık olarak görememiş olabilir, ama biz de onları kendimizden ayrı dünyaları olan varlıklar olarak göremediğimiz sürece gerçek anlamda yetişkinliğe ulaşmış sayılamayız. ”


Engin Geçtan, ebeveynlerimizle ilişkimizden kaynaklanan korku, önyargı, öfke gibi sorunların önemli olmadığını söylemez. Aksine, bu bilgiler, kişinin kendi varoluş sorumluluğunu üstlenmesini engellediği için çok önemlidir. Ancak asıl belirleyici olan bu duygularımızı şu an nasıl yaşadığımızı fark edebilmektir. Geçtan, büyük bir bilgelikle bize bunu hatırlatır:


“ Bir duyguyu ‘nasıl’ yaşamakta olduğumuzu fark edebilmek, onun geçmişe dönük ‘nedenleri’ni açıklayabilmiş olmaktan çok daha büyük önem taşır! “


Alıntılar: Engin Geçtan - İnsan Olmak