Duygusal acılar için evrensel reçete




"Bazen, hem de hep beklenmedik bir anda, tam bir duygunun ortasındayken hayata karşı korkunç bir yorgunluk çöker üstüme, üstelik o kadar büyük bir yorgunluktur ki üstesinden nasıl geleceğimi bilemem. İntiharın çare olacağı şüphelidir, ölüm ise, bilincin ortadan kalkacağını varsaysak bile daha da şüphelidir. Yorgunluk, yok olmanın değil, çok daha korkunç ve derin bir şeyin peşindedir: var olmuş olmayı bırakmak; işte bunun hiç yolu yok."


Portekizli yazar Pessoa'nın en derin hüznüydü bu; hiç var olmamış olamamak. Ona göre, bu ağır hüznün bile bir reçetesi bulunuyordu: yazmak. (Ama birkaç şartla.)


Şöyle devam ediyor Pessoa, bu sitenin isim babası Huzursuzluğun Kitabı'nda:


"...ve bu duyguyu yazarak iyileştiriyorum. O ironik reçeteyle, dile getirilmekle iyileşmeyecek hüzün yoktur, saf olmaması, içine bir parça akıl karışmış olması, gerçekten derin olması şartıyla. Edebiyat başka hiçbir yararı kalmadığında en azından bu işe yarayacak – bir avuç insan için olsa bile."


Yazma sürecine bir parça akıl katılması neden gerekir?


Pessoa, acıları üçe ayırır ve sıralar: aklımızdan ürettiğimiz acılar, duygusal acılar ve bedensel acılar.


"Ne yazık ki akli rahatsızlıklar, duygusal rahatsızlıklardan, onlar da bedensel hastalıklardan daha az ıstırap verir. 'Ne yazık ki' diyorum, çünkü insanlık onuru tam tersini gerektirir. Bir esrarla karşı karşıya olduğumuzda üzerimize çöken hiçbir sıkıntı, aşk, kıskançlık ya da pişmanlık kadar acı veremez, bedende hissedilen yoğun korkular kadar bunaltıcı olamaz ya da öfke kadar, hırs kadar insanı değiştirmez. Ama şu da doğru ki, ruhu paramparça eden hiçbir ıstırap şiddetli bir diş ağrısı, karın ağrısı ya da (sanırım) doğum sancısı kadar gerçek olamaz."


İlk iki kategorideki acılarımız hakkında yazarken aklımıza ihtiyaç duyarız çünkü onlar karın ağrısı veya diş ağrısı kadar "gerçek" değillerdir. Kendi üretimimiz oldukları için onları yüceltmek veya alçaltabilmek bizim elimizde olabilir.


"Yapımız gereği zekamız, kimi heyecan ya da duygularımızı yüceltebildiği, ötekilere göre üstün bir mertebeye yükseltebildiği gibi, onları tahlil ederken birbiriyle kıyaslamaya kalkışırsa alçaltabilir de."


Duygularımız hakkında yazmak, onlarla aramıza mesafe koyacağı için, bize irdeleme ve karşılaştırma fırsatı verir. Bu sayede onların üzerimizdeki hakimiyetini azaltabiliriz.


Muhtemelen hiçbir zaman acının evrensel reçetesini bulamayacağız.


Ancak duygularımıza belirli bir mesafeden bakmak ve onları tüm derinliğiyle irdelemek eminim o evrensel reçetede yazardı.


Pessoa'ya gelince, o her halükarda yazmalıydı. Çünkü başka şansı yoktu:


"Horoz, ancak ölünce dışına çıkabileceği kümeste özgürlük şarkıları söyler, çünkü ona iki tünek bahşedilmiştir."



Alıntılar:


Fernando Pessoa - Huzursuzluğun Kitabı